Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Nadir Söyleşiler - bende fren yok, beşinci vitesle gidiyorum!

    bende fren yok, beşinci vitesle gidiyorum!

    Mayıs 2, 2020
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Halil Üner, basketbol severlerin yakından tanıdığı bir isim. Başarılı spor kariyerinin ardından aralarında Fenerbahçe, Galatasaray ve Milli Takım’ın da bulunduğu çok sayıda kulüpte antrenörlük yaptı. Sağlık sorunları sebebiyle basketbol kariyerine son veren Üner, tutkulu bir karaktere sahip. 10 yaşında başladığı basketbol ilk ve en büyük tutkusu mutlaka. Ancak yine çocukluk yıllarında kendini gösteren ve ’emeklilik’ günlerine kadar pusuda bekleyen ikinci bir ibtilası daha var; koleksiyonerlik. Küçük yaşlarda topladığı çizgi romanların annesi tarafından plastik leğen ve mandal karşılığında eskiciye verilmesini tebessümle hatırlıyor. Ancak bu ayrılık içinde ukte bırakmış olacak ki, spordan boşalan yere yeni bir uğraş koymak istediğinde aklına ilk gelen yeniden çizgi roman toplamak olmuş. Sporculuktan kaynaklanan bir alışkanlıkla hızlı ve hareketli bir hayatı var Üner’in. “Bende fren yok, 5’inci vitesle gidiyorum!” demesi de ondan. Beklemeye tahammülü olmadığından 2 yıl gibi kısa sürede Türkiye’nin en nitelikli çizgi roman koleksiyonlarından birini oluşturmuş. Asıl hikayenin başlama noktası da burası… Buraya kadar anlatılanlardan, Üner’in ilk teşebbüsünü tamamladıktan sonra yeni bir arayışa girmesine şaşırmıyoruz. Fakat yeni hedefinin boyutları konusunda aynı taahhüdü veremeyeceğiz. Zira şu sıralar Türkiye’de bir ilke imza atıp Seyfettin Özege’nin 70’li yılların sonuna dek katalogladığı 30 bin civarında kitabı bir araya getireceği bir kütüphanenin son hazırlıklarıyla meşgul…

     Basketbol kariyeriniz biliniyor ama şimdi yeni kimlikle duruyorsunuz karşımızda. Kütüphane kurmaya hazırlanan bir bir koleksiyonersiniz. Ne zamandır böyle bir arzu vardı içinizde?

    Çocukluktan beri kitap sevgisi var bende. Çocukken çok okurdum, en çok okuduğum şey de tabii çizgi romandı. O zaman iyi bir koleksiyon yapmıştım. Sonra spora yönelince, annem de çizgi romanları leğen ve mandalla değişince o iş orada kaldı. Yıllar sonra yeniden toplamaya başladım. Yeni aldıklarıma ödediğim rakamları leğen mandal fiyatıyla karşılaştırınca annem çok üzüldü tabii… 

    Piyasaya erken mi girdiniz, nasıl topladınız o kadar çizgi romanı?

    Erken girmedim ama hızlı girdim. 2 senede topladım ve özellikle de sevdiğim şeyleri topladım. Bende fren yok, 5. vitesle gidiyorum.

    Spor yaptığınız dönemde nasıl devam etti kitaplarla ve okumakla ilişkiniz?

    Okumaya devam ettim ama spora çok yoğunlaştığım için koleksiyon yapmadım. O vakte kadar çizgi roman toplamıştım. Biraz dünya tarihi ve daha çok polisiye edebiyat merakım vardı. Onları okuyor ve topluyordum. Spor yaparken stres ortamından uzaklaşma ihtiyacı duyuyorsunuz. Düşünmeye itmeyecek, yormayacak eserler daha uygun sporcular için. Düşünmeye başladığın zaman kafan tekrar basketbola kayıyor. Onun için çizgi roman okumak yahut komedi, Türk filmleri falan izlemek beni o ortamlardan koparıyordu. Sonra kalp krizi geçirip basketbol koçluğunu bırakınca işlerimin yanında bir hobi lazımdı bana. Çizgi romana tekrar yoğunlaştım. 

    Piyasa çok değişmiş miydi bu arada?

    Çok değişmişti tabii ama Kadıköy tarafındaki satıcılar hemen hemen aynıydı. Onlarla ahbaplıklarımız vardı zaten. Daha fazla vaktim olduğu için yoğunlaşıp bir sene içinde o esnaftan epeyce eser topladım. Çizgi roman koleksiyonunda ciddi bir yol aldım. Türkiye’deki çizgi roman koleksiyonu anlamında ilk 10 koleksiyondan biri bendedir herhalde… Sporda çok başarılı olduğum zamanlar olmasına rağmen son günkü başarıyla nitelendiriliyorsunuz. Spordan uzaklaşıp koleksiyona yoğunlaşmamın sepeblerinden bir tanesi buydu. Orada kalmadı tabii bu ilgi. Bir süre sonra ‘Ne yaparsam gençlere ve araştırmacılara faydam dokunur?’ diye düşünmeye başladım. Ve Seyfettin Özege kataloğundaki eserleri toplamaya karar verdim.

    Seyfettin Bey’den ve yaptığı işten haberdar mıydınız?

    Tabii, kataloğunu biliyordum ama kitapların bu kadar içinde değildim. Spor çevremden dolayı Avrupa’daki pek çok sahafla ilişki kurmuştum. Onlardan İstanbul ve Osmanlı’yla ilgili eserler alıyordum. Öyle bir başlık toplamanın tek motivasyonu egonuzu tatmin etmek. İnsanlar o eserleri görmek isteyebilir, merak eder ama araştırmalarda kullanılabilecek çok fazla şey yok. ‘Egomun dışına çıkayım, ne yapabilirim?’ diye düşününce Seyfettin Özege’nin kataloğunu ve orada olmayan ama Osmanlı sınırları içinde basılmış Osmanlıca eserleri toplayabilirsem hepsinin bir arada olduğu bir koleksiyon araştırmacılara ve üniversite talebelerine katkıda bulunur sonucuna vardım. Kuracağımız aile vakfına bağlanacak bir kütüphane kurma kararı böyle çıktı. 

    Seyfettin Özege toplama kararınızı etkileyen kimse oldu mu?

    Özege toplama fikri de Haluk Bey’le (İmge Sahaf) konuşurken çıktı. Bir şeyler yapma isteğimden haberdar olan başka arkadaşlar da vardı. Belgin Hanım (Geçit Sahaf), Asuman Hanım (Nigar Sahaf), Lütfü Beyler (Babil ve Müteferrika Sahaf), Nedret Bey (Turkuaz Sahaf), Erdal Bey(Orhun Sahaf), Mevlüt Ceyhan, Ayşegül Bardakçı… Hepsi biliyordu ve ellerindeki eserleri verdiler.

    Spor adamısınız siz. Neden sporla ilgili bir iş yerine kütüphane kurmayı tercih ettiniz?

    Sporla ilgili yapacağınız her yatırım ancak güncel oluyor. Günlük başarılara bağlı, uzun vadeli düşünülecek bir konu yok. Ve sporla ilgili her konu yarışma neticesinde başarılı olup olmamayla değerlendiriliyor. Dünyada maça çıkarsın, antrenörün isminin altında yazar; “600 maç oynamış, 500 kazanmış, 100 kaybetmiş. Yüzdesi bu, ödülleri şunlar”. Seni ilk defa seyreden geçmişinle birlikte değerlendirir. Türkiye’de ise son gece ne yaptıysan onunla hatırlanıyorsun. Bu bir yorgunluk ve yılgınlık sebebi oluyor haliyle. Dolayısıyla sporun dışına çıkmak istedim. Başlangıçta şahsi koleksiyon olacaktı, sonra iş kütüphane kurmaya döndü.

    Kütüphane kararının özel bir sebebi var mı?

    Bir hikayesi var! Başlangıçta, aldığım eserleri eve götürüp orada birkaç üniversite öğrencisinin yardımıyla tasnif ediyordum. Çocuklar kitaplara öyle bir aşkla bakıyorlardı ki… Bir gün neden bu kadar heyecanlandıklarını sorduğumda da, “Abi, ömrümüz boyunca bu eserleri belki bir daha bir arada göremeyeceğiz.” dediler. Çok duygulandım. Ben gidip Amerika’da bir NBA takımı çalıştırsam ancak o kadar heyecan duyardım. Kamuya açık bir kütüphane kurmaya o çocuklar sebebiyle karar verdim. 

    Piyasaya yabancı değilsiniz. Böyle bir karar alırken bu koleksiyonu toplamanın ekonomik maliyeti konusunda fikriniz var mıydı?

    Üç aşağı beş yukarı vardı. Hazırlıklı girdim. Uçlarda bir hayatım yok. Bir tane, üç tane, on tane evinizin olması bir şeyi değiştirmiyor, sonuçta bir standardınız var. Ama böyle bir amaca yapılan yatırım, egonuzu tatmin etmenin çok üstünde bir işe yarıyor. Bu düşünce heyecanlandırıyor beni, oraya harcadığım para hiç gözümde değil. 

    Kurulacak vakfın niteliği ne olacak?

    Eşim, çocuklarım ve kardeşimin yer aldığı bir aile vakfı olacak. Vakıf aracılığıyla hizmetin gelecek nesillerde devam etmesi sağlanacak. 

    Kütüphane dışında bir hizmeti olacak mı?

    Hayır! Başka projelerimiz de var, bir aşevi bir de hayvan barınağı kuracağız ama amaç olarak birbirlerinden farklı nitelikler taşıdıkları için onlar için ayrı vakıflar tesis edilecek. Bu vakıfların kendi gelir kaynakları olacak. 

    Koleksiyon için kitap toplamaya ne zaman başladınız?

    Bir sene önce. Fikir ortaya çıktı ve hemen harekete geçtik.

    Ne kadarını topladınız?

    Yarısını topladım sayılır. 13 – 15 bin arasında kitap aldık. Evimin altı kitap doldu, her esnafta 5’er, 10’ar kolimiz var. Alamıyorum onları. Evde ucunu kaybettik. Öğrencilerin yardımıyla kayıt tutuyorduk başlarda, baktım ki kitap toplamada çok hızlı gidiyoruz, çocuklar yetişemiyor. Artık kolileri açmıyorum, üzerinde listeleriyle duruyorlar. Raflara aktardıkça düzenleyeceğiz artık. 

    Alımları tek başına siz mi yapıyorsunuz, yoksa sizin adınıza hareket eden birileri mi var?

    Ankara’da, Diyarbakır’da, İstanbul’da benim için kitap toplayan sahaflar var. Her hafta temin ettikleri kitapların künyelerini hazırlayıp bana gönderiyorlar. Listeyi güncelleyip alıyoruz. 

    Kitap bulmakta sıkıntı yaşıyor musunuz?

    Özege’de 26 bin civarında kitap var, bir çoğu aynı kitabın farklı baskıları. Bunları elediğinizde sayı epey azalıyor. Aldıklarımızla hemen hemen listeyi tamamladık gibi. Şimdi mükerrerleri topluyoruz. Katalogda ne varsa hepsini almak niyetindeyiz. 

    Kataloğun dışına çıkacak mısınız?

    Çıktık bile. Aldıklarımız arasında katalog haricinde yaklaşık bin 200 kitap var. Özege’de olmayan Osmanlıca kitaplar bunlar. Sonuçta niyetim sadece kataloğu toplamak değil, ondan bir adım daha ileri götürmek. Gözden kaçmış ya da bulunamayan kitaplar bunlar. Amaç, Müteferrika’dan itibaren basılan tüm kitapları bir araya getirmek. Yalnızca dergiye girmiyoruz. 

    Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz?

    Yurt dışında; Yunanistan, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde temasta olduğum sahaflar var. Onlar buldukları kitapları yolluyor bana. Türkiye’de Diyarbakır’dan da, Gaziantep’ten de geliyor. 

    Bir senedir aktif şekilde içinde olduğunuz kıymetli kitap piyasası hakkında ne söyleyebilirsiniz?

    Bazıları hariç, sahafların çok organize olduklarını söyleyemem. Ellerinde hangi kitaplar olduğunu bilmeyen, sahip olduğu kitapları tanımayan çok sahaf var. Sahaf da dememem lazım belki. Çünkü sahaflık önemli bir meslek. Çok saygı duyduğum isimler olduğu gibi çok dağınık olanları da gördüm. Kitaba yeteri kadar değer vermiyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar. Eserler önce bazı evlerde sonra da bazı sahaf dükkanlarında hor görülüyor, bakılmıyor. Ama piyasanın bir kuralı vardır, işini iyi yapan ayakta kalır, diğerleri elenir…

    Kitap fiyatlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

    Aslında piyasayı alıcılar, müşteriler belirliyor. Sahaf, kitabı kendisine ne kadara mal olduğuna göre değil de karşısındakinin onu ne kadar istediğine göre fiyatlandırıyor. Bu da bazen yanlış oluyor tabii. 10 liraya alınmış bir kitap, yüzde 100 kâr edildiği takdirde 20 lira olur. Türkiye’de hiç bir sektörde yüzde 100’ün üstünde kâr marjı yoktur. Haydi yüzde 200 desek 30 lira olur. Ama maliyeti 10 lira olan kitap için 500 lira deyiveriyor. Bu konuda sıkılıp üzüldüğüm, ne uğraşıyorum bu işlerle dediğim oluyor ama amacımın önemini hatırlayınca yeniden motive oluyorum. 

    Kütüphane ne zaman açılacak, bir takvim oluşturdunuz mu?

    Kütüphane, Süleymaniye’de bir binada olacak. Yer hazır. Kitaplar da hızla toplanıyor. Aldığımız kitaplar önce bir cilt atölyesine gidiyor, orada elden geçiyor. Haftada 100 – 150 arası kitap veriyorum. Yıprananları, orijinal kapağını da içinde tutarak bizim kütüphanenin mührünü taşıyan deri ciltlerle yeniliyorlar. Bir iki ay içinde kitapların tasnifi bitmiş olur, vakıfla ilgili prosedür de tamamlanır. Tahmin ediyorum ki 2018 yılının Mart ayında kütüphane faaliyete geçer. Açmak için koleksiyonun bitmesini beklemeyeceğiz çünkü önemli olan kısmı; Müteferrikalar, Mühendishane baskıları bitti sayılır. Kalan eksiklerin çoğu da Mart’a kadar tamamlanır tahmin ediyorum. 

    Koleksiyonerlik bir anda kendini göstermez ve bir başlık tamamlanınca da o ruh tatmin olmaz. Sizi başka nelere yönlendirdi bu tutku?

    Kütüphaneyi koleksiyon olarak görmüyorum ben, bu bir hizmet. Koleksiyon aşkım olmasaydı bile bunu yapardım sanıyorum. Koleksiyonerliğin geri planında bir şahsi tatmin arzusu yatar. Ben manevi tatmini spor dolayısıyla çok yaşadım. Böyle bir hayatım olduğu için hep şükrediyorum. Bundan sonra da hem çocuklarıma ismim kalsın hem de insanlığa bir hizmetim dokunsun istiyorum. 
     
     
    Çocuklarınız nasıl bakıyor bu düşüncenize?

    İkisi de basketbol oyuncusu ama çok ilgililer, hevesliler. İnşallah onlar da aynı şekilde devam edecek.

    Nasıl bir mesainiz var? Vaktinizin ne kadarını sahaflara ayırıyorsunuz?

    Hafta sonu dolaşıyorum sahafları. Önemli bir şey bulmuşlarsa haber veriyorlar, gece gittiğim de oluyor. Almadan önce mutlaka gidip görüyorum. Kondisyonu iyi değilse, eksik sayfası falan varsa almıyorum. Müteferrika bulundu mu mesela, zamanın mesafenin önemi kalmıyor. Şehir değiştirip gidiyorum. 

    Nerelerden Müteferrika aldınız şimdiye kadar?

    Bir takımı tamamladık. Diyarbakır, Ankara, Konya, İstanbul… Hepsinden aldım.

    Kitaplar hakkında epeyce bilgi sahibi oldunuz herhalde bu süre zarfında?

    Tabii. Müteferrika’ya falan aşinaydım ama çok sınırlı bir bilgim vardı. Bu işe girerken ne biliyorum diye hiç düşünmedim. Şansım çok yardım etti, arkadaşlar destek oldular. Her geçen gün öğreniyorum. Özellikle toplamayı düşündüğüm, hedefime uygun kitaplarla ilgili yeni şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Müteferrika sayısını artırmak için bir çaba içindeyim. 3 tane Cihannüma var aldıklarımız arasında. Bir Atlas-ı Cedid var henüz alamadım, bir iki tane buldum ama alıcı olduğum için çok büyük rakamlar istiyorlar. Bekleyeceğim, bir gün inşallah çıkacak. Cihannüma’yı inşallah çıkacak diyerek bekledim, bir günde 3 tane çıktı, üçünü de aldım. Atlas-ı Cedid de inşallah çıkacak.

    Kütüphane kurma niyetinizi çevrenize duyurdunuz mu?

    Ailem biliyor ama arkadaşlarıma sürpriz yapacağım. Açılışa davet edeceğim, görünce sevinecekler muhakkak. Bazıları benim sporun içinde olmamı istiyor. Baştan söyleseydim bu işe girmemem için ellerinden geleni yaparlardı. 30 – 35 sene spor yaptım, yeter.

    Sporla profesyonel ilişkiniz tamamen kesildi mi?

    Evet, kesildi. Şimdi maç bile izlemiyorum. Bu bir aşk, bir kere izlersem ertesi gün antrenör olarak bir yerde görürsünüz beni. İlk kalp krizi geçirdiğimde ara verdim. İkinci senenin ortalarında Mersin’den geliyorum. Bir tesiste mola verdik. Lavaboya gittim, geldim. Şoför televizyonun karşısındaki masaya oturmuş, basket maçı izliyor. Gözüm takıldı, gözlerim doldu. Devamlı arıyorlardı zaten. Hemen aradım, teklifi kabul ettim ve yoldan geri dönüp koç olarak İzmir’e gittim. 

    Tutkulu bir insansınız ve hedefinizi hızla gerçekleştiriyorsunuz. Görünen o ki 2018 sonunda mevcut hedeflerinize ulaşmış olacaksınız. Peki sonrası için planınız var mı?

    Çok iyi Osmanlıca öğrenip bu kitapları okumaya başlayacağım. Belki de tıpkı basımları yapılmamış olanları Latin Alfabesi’ne çevirtip tıpkı basımını yaptırırım ki benim gibi Osmanlıca okuyamayanlar da istifade edebilsinler. Müteferrika’nın bazı eserlerini okuyabilmeyi isterdim. Sonra belki efemeraya geçerim, orası ayrı bir dünya…
    Related Posts

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.