Ağabeyi tersanedeki işini bırakıp kendine Yeşilçam’da gelecek aramaya başladığında Bilal İnci trikotaj işinde çalışmaktadır. Beyaz perdede kendine küçük roller bulan ağabeyinin hayatındaki ışıltı, gözlerini kamaştırmaya başlamıştır. Ancak ailesinin içinde bulunduğu maddi sıkıntılar ve belki daha da önemlisi Kemal İnci’nin itirazları Yeşilçam’ın kapılarını kapatmıştır.
2003 yılında Alican Sekmeç’e verdiği ropörtajda o günleri şu cümlelerle anlatır; ““Birgün ağabeyimi görmek üzere sete gittim. İlk ke böyle bir yer görüyordum. Yönetmen beni görünce hemen kim olduğumu sordurdu. Kemal İnci’nin kardeşi olduğumu söyleyince ağabeyime ‘yahu bu adam jön, niye bu adamı oynatmıyorsun Kemal Bey’ dedi. Ağabeyim hemen keserek ‘yok onun işi iyidir’ deyiverdi. O zamanlar sinema bir yerde açlıktı, yoksulluktu. Çalışanların çoğu mağdurdu. Ağabeyim belki de beni bu durumlara düşmekten korumuştu.”
Yakışıklı ve karizmatik bir gençtir Bilal İnci. Yüzü, Yeşilçam’a uygundur. Üstelik heveslidir de. 1955 yılında yine bir set ziyaretinde yönetmenin ‘geç sen de oyna!’ teklifiyle 19 yaşında ilk kez kamera karşısına geçer. İlk intiba hayal kırıklığıdır. Yeşilçam’da aradağını bulamayacağına karar vererek ani bir kararla işçi olarak Almanya’ya gider.
Fakat Yeşilçam hikayesi burada bitmeyecektir. Birkaç yıl sonra bu kez Kemal İnci çağırır onu. “Bana ‘sinemada artık senin zamanın’ diyordu.” 1964’te Orhan Elmas’ın Duvarlar’ın Ötesi filmi için yeniden kamera karşısına geçer. Bu uzun boylu, esmer delikanlı; belirgin ve sert yüz hatları, etkileyici bakışlarıyla Yeşilçam’ın aradığı tüm özelliklere sahiptir. Fakat ona merhametsiz, gaddar, zorba kötü adam karakteri uygun görülmüştür. 1966’da oynadğı Karanlıkta Vuruşanlar’dan sonra izleyicinin gördüğü yerde küfredeceği, tartaklayacağı kötü adamlar arasına girer. 1969 – 71 arasında Yılmaz Güney’le çektiği 6 film, İnci’nin kötü adamlığının tescili manasına gelecektir.
1974’te bir kez daha uzaklaşır Yeşilçam’dan. Bu kez seyircisinin onu anlamadığını düşünmektedir ve kırgındır… “1974 yılıydı. Zindan diye bir film çekilecek Kıbrıs’ta. Orada Nikos Samson rolü var ve hiçbir oyuncu kabul etmemiş. … düşündüm, o filmi çektikten sonra sokakta yürümeye yürek isterdi. Ben buna yüreğimi koydum ve oynadım. Film vizyona girdikten sonra Ankara Keçiören’den bir mektup geldi bana. Yazan, utanç verici küfürler savuruyordu. Bu da yetmemiş gibi dğmamış çocuğuma bile en ağır küfrü ediyordu. Ben seyircime bir şey veriyorsam ve onlar da bunu anlamıyorsa ben bu mesleği yapmam dedim.”
Yine Almanya’ya gider. Ancak ilkinde olduğu gibi bu kez de uzun sürmez ayrılık. Bilal İnci, İstanbul’a ve sinemaya geri döner. Takvimler 70’li yılların sonlarını göstermektedir. Taşradan İstanbul’a yoğun bir göç yaşanmaktadır. Ve bu toplumsal çalkantı, derin bir yozlaşmayı beraberinde getirmiştir. Yeşilçam’da payına düşeni alır bu durumdan. İnci, bu yeni sinemada var olmak istemez. 1987’ye, Şerif Gören’in On Kadın filmine kadar sinema sayfası kapalı kalır. 90’larda bu kez televizyon dizileriyle çıkar izleyici karşısına. Rabia, Deli Yürek, Berivan gibi yapımlar hem oyunculuktan kopmasını geciktirmekte hem de maddi açıdan küçük rahatlamalar yaşatmaktadır. 2000’li yıllarda İstanbul’dan tamamen uzaklaşıp Bodrum’a yerleşir. Ancak sinemaya dair işler hala heyecanlandırmaktadır İnci’yi. Hep de öyle olacaktır. Nitekim bir arkadaşının projesine destek vermek için geldiği İstanbul’da, 14 Ekim Cuma günü hayatını kaybeder…








