Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Nadir Söyleşiler -  istanbul’u eski haliyle hatırlamak istiyorum

     istanbul’u eski haliyle hatırlamak istiyorum

    Haziran 6, 2023
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
    Sarkis Karamanik çocukluğunu ve ilk gençliğini İstanbul’da geçirmiş. 1960’ların İstanbulu bugünküne pek benzemiyor elbette. O tarihlerde Şişli sokaklarında Fransızca’yı, İngilizce’yi, Ermenice’yi, Rumca’yı ve Türkçe’yi bir arada duymak mümkün. Şehir, çok kültürlü kimliğini henüz tam anlamıyla yitirmemiş. Çocuklar, ömürleri boyunca özlemle hatırlayacakları bir zenginlik içinde büyüyor. Ailesine destek olmak için önce nalbur çıraklığı sonra balıkçılık yapıyor Sarkis Karamanik. Son Ermeni reislerle denize açılıyor. Haliç, Boğaz ve Marmara sevgisi daha o yıllarda yerleşiyor içine ve yıllar sonra Fransa’ya taşınınca geçmişiyle arasındaki bağ yine deniz sayesinde diri kalıyor. Kartpostal koleksiyoneri sıfatıyla tanıdığımız Sarkis Karamanik, koleksiyon yapmaya Paris’e taşındıktan sonra başlıyor. Fransız sahaflardan, eskicilerden topladığı Türkiye ve özellikle İstanbul kartpostallarının sayısı on bine yaklaşmış durumda. Toplamakla yetinmiyor. Görüntüdeki detayları inceliyor, araştırıyor, arkadaşlarıyla cömertçe paylaşıyor. Kısa bir ziyaret için geldiği İstanbul’da bir bit pazarında buluyoruz Sarkis Bey’i. Şehir İstanbul değil Paris olsa mekan yine değişmeyecek aslında. Bir izin gününde, eskici tezgahının başında karşılaşacak ve yine derin bir sohbete dalacağız… 
     İstanbullu musunuz?
    Evet. 1962, İstanbul Pangaltı doğumluyum. Orta hallinin daha altında bir ailede yetiştim. Babam kalörifer tesisatçısıydı, inşaatlarda çalışırdı. İşinde çok iyiydi. Babamın ailesi 1930’da Sivas Kangal Mancınık köyünden çıkıp İstanbul’a gelmiş. Babam altı yaşında o zamanlar. Ben Sivas’a hiç gitmiş değilim. İstanbulluyuz dolayısıyla. Önce Kuledibi’nde oturmuşlar. Sonra Pangaltı’ya gelmişler. İlk ve ortaokulu Feriköy Merametçiyan Okulu’nda okudum. Çalışmak zorunda olduğum için on üç, on dört yaşlarında okuldan ayrıldım.
    Ne iş yaptınız?
    Önce nalburda çalıştım. Zayıf bir yapım vardı. Dükkan işletiyordum ama şartlar ağır ve zordu.
    Bir hayaliniz var mıydı o yaşlarda?
    Vardı tabii. Resmi çok seviyordum. Resim yapıyordum. Şiir de yazıyordum. Sayısını bilemeyeceğim kadar çok şiirim vardı. Hepsini bir bunalım sonucu yaktım. Okuldan ayrılmak zorunda kalmıştım ama on beş, on altı yaşlarında kendime has güzel bir kütüphanem vardı. Nazım’ın ve Aziz Nesin’in kitapları vardı bende. Türk edebiyatı ve felsefe kitapları okuyordum. Küçük bir kütüphaneydi ama güzeldi.
    Türkçe mi okuyordunuz?
    Evet, genelde Türkçe okuyordum. Çocukluğumdan beri yaşıtlarımdan farklı ilgilerim vardı. Onlar oyun oynarken ben resim yapıyordum. O resimleri uzun zaman sakladım, sonra ne oldu bilmiyorum. O yıllarda yaşamla ilgili bir sıkıntım yoktu, her şey güzeldi.
    Sizi yönlendiren kimse var mıydı? Nazım’ı, Aziz Nesin’i nasıl tanımıştınız?
    Yönlendiren kimse yoktu ama çok radyo dinliyordum. Televizyon çok geç geldi bizim eve. O devirde apartmanda kimin televizyonu varsa kapısını çalıp TV izlemeye gidiliyordu. 1977’de rahmetli dedem bir Philips televizyon almıştı.
    1960’larda, 70’lerde Pangaltı’da kimler yaşıyordu?
    Çok kozmopolit bir yerdi. Kendimi o açıdan çok şanslı hissediyorum. Her dilden, siyasi görüşten, düşünceden insan vardı. Fransızca, İngilizce, Ermenice, Rumca konuşulurdu. Her azınlıktan insan yaşardı.
    Meslek olarak nalburluğa devam ettiniz mi?
    Hayır! 1989’da Türkiye’den ayrıldım. O zamana kadar dokuz seneye yakın balıkçılık yaptım. Daha önce bir teknem de olmuştu. Denizi çok seviyordum ben. Ufka baktığımda hayallerim zenginleşiyordu. Gemiler çok ilgimi çekiyordu. Askere gitmeden önce 7 metre bir sandal alabildim. Karaköy İskelesi’ne, eski köprünün sağ tarafına bağlıyorduk. Marmara Denizi ve çevresinde çok balıkçılık yaptım. Para da kazandım o işten. Gece çıkıp sabah 5’e, 6’ya kadar denizde kalıyorduk. Son kalan Ermeni reislerle, Kevork ve Bedros reisle çalıştım. Deniz zor iştir. Bu sebeple reisler genellikle çocuklarını Kapalıçarşı’ya kuyumcu yanına veriyordu. Onlardan sonra devam etmedi meslek.
    Siz neden bıraktınız balıkçılığı?
    1989’a kadar yaptım. O sene evlendim ve Paris’e, Fransa’ya yerleştim. Eşim orada yaşıyordu. Eşim de Türkiye kökenli. Ailesine ait iki dükkan 6 – 7 Eylül olaylarında çok zarar görüyor. Bunun üzerine Yeşilköy İstasyon Caddesi’ndeki müthiş güzel köşklerini komik bir paraya satıp ayrılıyorlar Türkiye’den.

     

    Zarar gören dükkanlar da Yeşilköy’de mi?

    Hayır. Dükkanların biri Çemberlitaş’ta pasaj içinde, diğeri Harbiye Meyva sokakta. 

    Sizin aileniz 6 – 7 Eylül’de zarar görmüş mü?

    Hayır, çünkü biz fakir insanlardık. Ayrıca komşularımız da sahip çıkmış. Babam hep anlatırdı, apartmanımızda oturan emekli bir albay varmış. O gün üniformasını giymiş, beylik tabancasını takmış. Kapıya çıkıp apartmanı korumuş. Apartmanda birkaç aile dışında herkes gayri müslimdi. O albay sayesinde zarar görmekten kurtulmuşlar. Eşimin ailesi o kadar şanslı değil. Yaşananlardan sonra Marsilya’ya taşınıyorlar. Oradan Paris’e geçiyorlar ama İstanbul’la bağlantıları hiç kesilmiyor. Hemen her yaz geliyorlar. 

    İstanbul’u ve Türkiye’yi çok seviyorsunuz. Ayrılmak zor oldu mu?

    Siyasal ortamdan dolayı çok da mutlu değildim o yıllarda. O yüzden ayrılmayı tercih ettim. Gittiğime pişmanlık da duymadım. Fransa bana kültürel açıdan çok şey verdi. 

    Fransa’da ne iş yaptınız?

    Denizi bilen, seven bir insan kolay kolay denizsiz yaşayamıyor. Başka zorluklar da var tabii. Birkaç kelime dışında dil bilmiyorsunuz. Bütün bu zorluklara rağmen hayatınızı idame ettirmeniz gerekiyor. Allah’tan o zamanlar iş bulup çalışmak şimdiki kadar zor değildi. Şimdi neredeyse imkansız. Eşimin büyük kız kardeşi tekstille uğraşıyordu. Onların yanında çalışmaya başladım. Bildiğim ve sevdiğim bir alan değildi. Dört sene orada çalıştım. Eşimin abisi matbaacıydı. Sonra onun yanında çalışmaya başladım ve kağıt işini öğrendim. 

    Giderken kitaplarınızı götürmüş müydünüz?

    Hayır, yanlış hatırlamıyorsam satmıştım kitaplarımı. Fransızca sözlük götürdüm sadece. Matbaada davetiye, fatura gibi küçük malzemeler basıyorduk. İnsanlarla iç içeydim ve işimi sevdim. 

    Eşinizin ailesi Türkiye’deyken ne iş yapıyor?

    Kayınbabamın ailesi Fatih döneminden beri Balat’ta yaşayan eski bir aile. Kendi tabiriyle ‘Tekir Saraylı’. Tekfur Sarayı civarında büyümüşler. 1920’lerde orada çok büyük bir gayri müslim topluluk yaşıyormuş. Kayınbabam antika mobilya cilacısıydı. Çok ince işçilik isteyen bir iş yapıyordu. Fransa’da da yaptı mesleğini. Ünlü markalarla çalışıyordu. Büyük mağazaların iç dekorasyonunu yaptı. Aksi bir insandı, kimseyi yetiştirmedi ne yazık ki. Türkiye’den giden pek çok Ermeni gencin Fransa’ya yerleşmesine, iş güç sahibi olmasına yardım etmişti ama. 

    Adı neydi?

    Arotin Kaptanyan. Abdülhamid’e suikast girişiminde bulunan bir Kaptanyan var, o aileyle akrabalığı var ama tam olarak nesi olduğunu bilmiyorum. 

    Günümüzde Fransa’da ne kadar Ermeni var?

    Oradaki Ermenilerin çoğu Türkiye Ermenisi değil. Suriyeli, Beyrutlu, Ermenistanlı, Gürcü Ermenisi… Hepsini dahil ettiğimizde üç yüz bini buluyor sanırım. 

    Kültürel bir birlik var mı bu topluluk arasında?

    Hayır, siyasi ayrımlar çok etkili. O yüzden birlikte hareket ettiklerini söyleyemem. Ben o tür faaliyetlerle hiç ilgilenmedim ve ilgilenmem de. 

    Matbaadan ayrıldıktan sonra ne yaptınız?

    Bir arkadaşım aracılığıyla bir kadın giyim firmasının deposunda çalışmaya başladım. 1992’den beri orada çalışıyorum. 

    Kartpostal konusunda yetkin bir koleksiyonersiniz. Bütün bu hayat telaşı içinde koleksiyon nasıl gündeme geldi? Nasıl başladınız?

    Fransa’da kitap okumaktan ziyade kartpostal alıyor ve onlara bakarak resim yapıyordum. 1995 – 96 senelerinde kartpostal satıcıları büyük bir alışveriş merkezinin üst katında her gün sergi açıyorlardı. Sabit dükkanlar da vardı ayrıca. Sadece kartpostal satan dükkanlar vardı o zamanlar. Artık yok ne yazık ki. Sergilerde, küçük tahta kutular içinde kartpostallar olurdu. Onların içinden ünlü ressamların tablolarından basılan kartları alıp o tabloları kopyalıyordum. Bir gün kutulardan birinin içinde bir Kız kulesi kartpostalı buldum. Karışmış herhalde. Hâlâ saklıyorum. Heyecanlandım, çok mutlu oldum tabii. O kartpostalı aldım. Koleksiyonun ilk parçası o oldu ve devamı geldi. Artık deli gibi aramaya başladım. 

    Ne anlam ifade ediyordu sizin için?

    Bir defa İstanbul özlemime iyi geliyordu. Bir parça hasret gideriyordum. Bir kartpostal bulacağım diye iki yüz, üç yüz kilometre yol yaptığım oluyordu. 

    Çok çıkıyor muydu?

    O zamanlar çok vardı. Sadece İstanbul da değil, Rize, Samsun, Trabzon…

    Onları da alıyor muydunuz?

    Ne bulursam alıyordum.

    Koleksiyonunuzun konusu ne?

    Benim koleksiyonumda şu an İstanbul temalı fotokart, fotoğraf ve kartpostallar var. Diğerlerini de buldukça aldım ama özellikle aramadım. Mesela 31 Mart Vak’ası ile ilgili epeyce kartpostalım var. Sadece turistik malzeme toplamadım. 

     
    Hatip Çayı, Ankara, 1930’lar
    Bu malzeme nasıl taşınmış Fransa’ya? Türkiye’den yazılıp gönderilen şeyler mi?

    Kartpostal ve kitap konusunda Avrupa’ya çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Bizim değerlerimizi onlar biriktirmiş. Biz sahip çıkmamışız. Türkiye’de sobada yakılan kartpostallar orada kıymet görmüş. O sayede Türkiye konulu çok güzel malzemeler çıkıyor. 

    Türkiye’de mi basılmış bu malzeme?

    Geneli Türkiye’de basılmış ama Berlin, Paris, Londra gibi büyük şehirlerde basılmış şeyler de var tabii ki. Benim koleksiyonumda Macaristan’da basılmış İstanbul kartpostalı var. 

    Hangi tarihte basıldıklarını tespit edebiliyor musunuz?

    Kesin bir şey söylenemese de yaklaşık bir tarih söylemek mümkün. Baskı tarzı, kullanılan teknikler fikir veriyor. Son zamanlarda çıkan kartpostallar genellikle işgal döneminde İstanbul’da bulunmuş askerler tarafından gönderilmiş. İhtiyaç artınca baskı kalitesine çok dikkat edilmemiş, özensiz basılmış şeyler. O yüzden beni pek ilgilendirmiyorlar. 

    Arka yüzlerine yazılan yazılarla ilgileniyor musunuz?

    Tabii. Şahane eski Türkçe kartpostallar var. Onları özellikle alıyorum. Ne yazık ki okuyamıyorum. Osmanlı ve Fransa çok yakın ilişki içinde iki ülke olduğu için Osmanlı konulu çok malzeme bulunuyor Fransa’da. Hemen her gün yeni bir şeyler bulmak mümkün. Cumhuriyet döneminde çeşitli sebeplerle Fransa’ya giden askerlerin gönderdiği kartpostallar da aldım. İlişki Osmanlı dönemiyle sınırlı değil, hep sürmüş. Ticari yazışmalar var, giden diplomatlara ait evrak ve belge var. Yakın zamanda Cemal Paşa için verilen bir yemeğin menüsünü aldım. Ayrıca oryantalizm çalışan ya da o konuları toplayan insanların kütüphaneleri satışa çıkıyor bazen. O dönemlerde malzeme çok artıyor. Osmanlıca ve Arapça bilen insanlar bunlar, çok zengin malzeme çıkıyor o kütüphanelerden. 

    Kartpostal koleksiyonunuzu tasnif ettiniz mi?

    Tam değil ama saysam altı bin tane çıkar herhalde. Dünyada ve Türkiye’de yirmi bin, otuz bin koleksiyona sahip insan var. Onların yanında mütevazı kalır benimki. 

    Kitap da topluyor musunuz?

    Koleksiyon boyutlarında olmasa da kitap alıyorum. Ermenice ve Ermeni harfli Türkçe kitap topluyorum. Bir şartla, kitabın Türkiye ile ilgili olması gerekiyor. Sovyet Ermenistanı’nda basılmış, orayı anlatan bir kitap bana hitap etmiyor. Türkiye’de basılmış olmasını da tercih ediyorum. Ama Türkiye ile ilgili yurt dışında basılmış bazı kitaplar da alıyorum. Bugün Bomonti bit pazarından iki kitap buldum mesela. Bir tanesi Ermeni şiirinin önemli şairlerinden birine ait. Şairlerin şairi diyorum ben ona, Misag Mezarents. Ölümünden çok sonra basılmış. Şiirleri henüz Türkçe’ye çevrilmedi. Onun gibi pek çok isim var. Kütüphanemde Osmanlı döneminde yaşamış ve kitapları Türkçeleştirilmemiş çok ismin eseri var. Dergi de topluyorum. Güzel dergilerim var. 

    Fransa’dan bu tür malzeme çıkıyor mu?

    Zaman zaman çıkıyor. Yaşlılar dünyayı terk ettikçe malzeme bulmak da zorlaşıyor. Yakın bir tarihte İstanbul kökenli 103 yaşında bir hanım vefat etti, Madam Karanfilyan. Ondan gelen parçalar beni çok etkiledi.

    Ne vardı?

    Kendisinden ziyade eşi toplamış. Sanırım eşi müzikle ilgileniyormuş ki epey müzik defteri, notalar, 1901 yılında basılmış bir kağıt var mesela. Yeni çıkmış bir eserin tanıtım broşürü. Çok nadirdir muhtemelen. 1910’lu yıllara ait böyle evrak var. Destanlar var. 

    Hepsi Ermenice mi?

    Ermeni harfli Türkçe. Müthiş şeyler. Hepsini aldım, restore ettirdim. Çerçeveletip eve asacağım. Elde yazılmış nota defterleri var. Keşke onları çalacak biri olsa. Nelerin kayda alındığını dinlemek isterim. İçeriğine göre kitap bile yapılabilir belki. 

    Kartpostal koleksiyonunuza aldığınız malzeme hangi tarihleri kapsıyor?

    1950’lere kadar olan malzemeyi alıyorum. Genelde siyah beyaz kartlar alıyorum. Onlar daha tatminkar geliyor bana. Bir de balıkçılar, sandallar, ağ çeken adamlar gördüm mü dayanamıyorum. Onlar benim dünyam. Eski Galata köprüsünü çok severim. Köprü yandığı zaman ağladım. Çok etkiledi beni o olay. Tahtaların, dubaların kokusunu hâlâ alıyorum. 

    İstanbul 1950’lerden sonra büyük bir hızla değişmiş. Siz koleksiyonu tam değişimin başladığı tarihlerde sonlandırmışsınız. Kartpostallarda nasıl bir İstanbul var?

    O şehir bu İstanbul değil sanki. Çok çok büyük bir fark var. İstanbul’u eski haliyle hatırlamak istiyorum. Onun için o malzemeyi almayı tercih ediyorum. 
     
    Kağıthane 1905
    Kartpostallarda en çok hangi bölgelerin görüntüleri kullanılmış?

    Kartpostallar turistik amaçla basılıyorlar. O zamanlar kimse, ‘Kayda alalım da yarın, öbür gün kitap basılsın.’ diye düşünmemiş. Galata Köprüsü, Galata Kulesi, Beyazıt, Ayasofya. Ayasofya’nın hem iç mekanı hem de dışı çok işlenmiş. Sultanahmet çevresi ve Çemberlitaş bol miktarda basılmış. Kapalıçarşı var. Patrik Maghakia Ormanian imzalı 1910’lu yıllara ait bir evrak var bende. Ermeni bir sarraf için düzenlenmiş. O devirde çarşıda dükkan yok, sandıklar var. Çarşı’da sandık sahibi olabiliyorsunuz. Sandıklar devrediliyor. O evrakı da Fransa’dan aldım. 

    Fransa’da çıkan bu tür malzemenin alıcısı kim?

    Malzemenin büyük kısmı internetten satıldığı için kim alıyor takip etmek mümkün değil. Dünyanın her yerinden alıcısı var. Bir cüzdan çıktı müzayedeye. Osmanlı dönemi. Bir yüzünde gümüş simle Constantinople yazıyor, öbür yüzüne cami figürü işlenmiş. Ben de pey verdim. 850 Euro’ya gitti. O küçücük cüzdan için inanılmaz bir rakam bu. Osmanlı dönemi evrakının çok yabancı müşterisi var. Üniversiteler alıyor öncelikle. Ayrıca çok zengin Osmanlı koleksiyonu olan yabancılar tanıyorum. 

    Hem Türkiye pazarını hem de Fransa’yı biliyorsunuz. Fiyat karşılaştırması yaptığınızda eski evrak ve kitap piyasası hakkında ne söyleyebilirsiniz?

    Türkiye’de daha ucuz. Son zamanlarda Fransa’da fiyatlar çok yükseldi. 

    Amerika ve İngiltere’de son yıllarda çok sayıda sahaf dükkanının kapandığı söyleniyor. Fransa’da durum ne?

    Paris’e ilk gittiğim yıllarda rastgele bir sokağa girdiğimde karşılıklı sahaf dükkanları gördüğüm çok olurdu. Hepsi kapandı. Eski kitap satan doğru dürüst bir sahafa rastlamanız çok zor. Sahaf dükkanlarının yerlerinde artık dövmeci, vejetaryen kafeler ya da kahveciler var. Kitapçı olmadığı gibi kitap alan da yok artık. Seine nehri kıyısındaki kitapçılarda malzeme bulmak çok zorlaştı. Turistik eşya satmayı tercih ediyorlar. Bunu da anlamak lazım, kitap satarak ayakta duramıyorlar artık. Eski kitap satışı daha çok internete dönmüş durumda. Sadece internet üzerinden satış yapan insanlar var. Paris’ten uzak yerlerde, köylerde kitapçı bulma şansınız merkeze nazaran daha yüksek. Paris’te eski kitapçılar yok artık. 

    İnternetin yaygınlaşması fiyat politikasını değiştirdi mi?

    Tabii, eskiden satıcılar yabancı malzemeyi çok tanımıyordu. Portekiz kartpostalları arasında Trabzon kartı bulabiliyordum. Adam Trabzon’un nerede olduğunu bile bilmiyordu. Şimdi hangi bölgede olduğunu, yüz ölçümünü bile biliyor. Potansiyelini araştırıyor ve ona göre fiyatlandırıyor. Piyasanın internete kayması hem fiyat açısından hem de benim gibi kağıt kokusu almayı seven insanlar için kötü oldu. 
     

     

    Sizi İstanbul’da bir bit pazarında bulduk. Fransa’da nerelerden alışveriş yapıyorsunuz?

    Fransa’da bit pazarlarını çok dolaşırım. Paris çevresinde çok bit pazarı var. Kitap, fotoğraf, küçük objeler getiriliyor o pazarlara. Ayrıca antika pazarları da var. Ben o konuyla ilgilenmediğim için detaylarını bilemem ama epey antikacı dükkanı var. Lüks antika satılıyor oralarda. Antika, kağıt gibi değil, çok var ve artıyor da. 

    Oradaki bit pazarlarında sizin ilginizi çekecek malzeme çıkıyor mu?

    Ara sıra çıkıyor. Abdullah Freres İstanbul fotoğrafı buldum birkaç tane. Yahut bir İstanbul panoraması çıkabiliyor. Ama çok sık olmuyor bu. Türkiye’den bazı insanlar malzeme bulmak ümidiyle geliyor ve zararla geri dönüyorlar. Gelmeseler daha iyi. Dedim ya, internetten sonra her şeyi oraya koyuyor esnaf. Ve fiyatlar çok yüksek. 

    Türkiye’ye ne sıklıkta geliyorsunuz?

    Senede dört, bazen beş kere geliyorum. İki günlüğüne bile geldiğim oldu. Senede beş hafta tatilim var. Onu haftalara bölüp tamamını Türkiye’de geçiriyorum. Hem bir şeyler getiriyor hem de götürüyorum. Fransa’da eşim ve iki çocuğum dışında kimsem yok. Evim ve bütün akrabalarım burada. Dolayısıyla benim yüzüm her zaman buraya dönük. 

    Türkiye’de doğup belli bir süre yaşayanların ülkeyle bağı güçlü. Peki bu ilişki orada doğan nesle aktarılabildi mi? Yeni neslin Türkiye ile ilişkisi nasıl?

    Benim çocuklarım çok seviyor Türkiye’yi. Sanatçıları tanıyorlar. Ama yeni nesil Türkçe bilmiyor ne yazık ki. Türkiye’de tatil yapmayı tercih ederler de geri dönüp ömür boyu yaşamak isteyen çıkacağını sanmıyorum. Bizim duygusal bağımızı yeni nesillere aktarmak zor. Onlar başka bir zamanın ve başka bir toplumun çocukları, bizden farklılar. 

    Fransa’da Ermeni sahaf var mı?

    Armen Samuelian vardı. Kız kardeşi Alis’le birlikte çalışıyordu. Maraş Ermenisi’ydi, çok istiyordu ama Maraş’ı görmeden öldü. Ailesi 1915’te gidiyor Fransa’ya. Kız kardeşi ve kendisi Fransa’da doğmuş. Çok az Türkçe bilirdi ve Maraş aksanıyla konuşurdu. 

     
    Neden gelmedi Türkiye’ye?

    Korkuyordu! Sadece ailesinden dinlediklerini biliyordu. Fransızca, Osmanlıca, Türkçe, Ermenice kitaplar satardı. Sattığı kitaplar genelde Osmanlı ve oryantalizmle ilgiliydi. 

    Dükkanı kapattı mı?

    Hayır vefatına kadar çalıştı. İki kuşak boyunca faaliyet gösteren dükkan duruyor ama kapalı. Kapıda bir kağıt asılı. Oğlu internetten satış yapıyor. 

    Babaları da mı kitapçılık yapmış?

    Tabii, dükkan babadan kalıyor. Baba Hrant Samuelian dükkanı 1930’da B. Balentz adlı bir İstanbullu kitapçıdan satın alıyor. Balentz 1920’lerde, sürgünde ilk gelenlerden. Hrant Bey gazeteci, yazar. Politikayla da yakından ilgileniyor, dava adamı. 1891’de Maraş’ta doğmuş. 1977’de Paris’te vefat etmiş. Sahaf dükkanı 2016’da iki kardeş Alis ve Armen Samuelian peş peşe vefat edene kadar açık durdu. Armen Bey’i yakından tanıdım. Hiçbir zaman Türk düşmanlığı yapmadı. Maraş özlemiyle vefat etti. 

    Topladığınız malzeme bir yayına dönüşecek mi? Bir planınız var mı?

    Ne yazık ki o anlamda değerlendiremedim. Birisi kitap yapacağı zaman elimde işine yarayacak bir şey olduğunda veriyorum. Yaptığım bu. Bir iki sene içinde bütün koleksiyonu satıp başka işler yapmayı planlıyorum. 

    Vazgeçebilecek misiniz?

    Beni zor günler bekliyor, farkındayım. Ama yapmak istediğim başka şeyler var. Bu konu beni çok meşgul ediyor. Gecem gündüzüm kartpostal, kitap, kağıt içinde geçiyor. 

    Ne yapacaksınız?

    Çok basit şeyler. Marmara Adası’nda küçük bir yer ve bir balıkçı teknesi alıp hayatımın geri kalanını denizde geçirmek istiyorum. 

    Hayalleriniz Türkiye üzerine yani?

    Tabi… Ben burada ölmek istiyorum. Her şey planladığımız gibi olmuyor ama hayal etmeyi seviyorum. Böyle diyorum ama bir yandan da yeni bulduğum malzemeyi nasıl değerlendireceğimi düşünüyorum. Bir gemi var mesela kartpostalda. O gemi hangi yıllarda kullanılmış? Ne zaman hurdaya çıkmış? Bu soruların cevabını bulmam lazım. Keyif almak için soru sormak ve o soruların cevabını aramak lazım. 

    Bu araştırmaların sonucunu yazıyor musunuz?

    Facebook’u aktif olarak kullanıyorum. Pek çok konuyu oraya yazıyorum. Eyüp, Haliç ve çevresini çok seviyorum. Galata’dan Haliç’e adıyla bir sayfa açtım. Oraya koyduğum malzemenin tamamı şahsi koleksiyonumdan. 
    Related Posts

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2025 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.