Güven Özgüç, Ankara’nın genç sahaflarından. Piyasaya, evlerden ve hurdacılardan kitap aktığı günlere yetişememiş. Kaynak, malzeme ve müşteri eskiyle kıyaslanamayacak kadar değişmişken mesleğe yeni bir dil kazandırmaya çalışan esnafa iyi bir örnek teşkil ediyor Güven Bey. Ankara piyasası ve yeni neslin sahaflığa bakışını öğrenmek istiyorsanız buyrun başlayalım…
Mesleğe girişiniz nasıl oldu?
1989’da üniversiteyi kazanıp Çankırı’dan Ankara’ya geldim. Okul uzadı ve iş aramaya başladım. Bir arkadaşım aracılığıyla A Kitabevi’nde Murat Koçak’ın yanında çalışmaya başladım. Kızılay’da, Birlik İş Merkezi’ndeydi yerimiz. Yeni kitap satıyorduk. Bitişik komşumuz da Ankara’nın önde gelen sahaflarından Sanat Kitabevi’ydi. 1995 sonlarında Ahmet Abi’nin yanına, Sanat Kitabevi’ne geçtim. Ve 9 yıl çalıştım orada.
Meslek olarak devam etmeye nasıl karar verdiniz?
İşletme bölümünü bitirdim. Bankacılık, muhasebecilik gibi işler yapmak istemedim ve kitap, özellikle de sahafiye kitap alanında çalışmaya karar verdim. Uzun yıllar çalıştım Ahmet Abi’yle. 2004 yılının Kasım ayında ayrıldım ve Kızılay’da, Adil Han Kitapçılar Çarşısı’nda dükkan açtım. Ama bir süre sonra aldığım kitaplara dükkan yetmedi, ev yetmedi. Bahçelievlerde bir dükkan daha tuttuk. Eşim de benimle çalışmaya başladı. İkimiz de kitapseveriz, birlikte girdik bu işlere. Yeni dükkan da doldu bir süre sonra ve depolar oluşmaya başladı. Daha büyük bir yer ihtiyacı doğunca şimdiki dükkana geçtik.
Tüm kitaplarınız internette satışta mı?
Yok maalesef, yetişemiyoruz. Eleman bulmak sıkıntı. Öğrenci arkadaşlar çalışıyor, onlar da gelip geçici oluyor. Kısa süre çalışıp hemen dükkan açmak isteyenler oldu, bazıları açtı da. Bizim meslekte son zamanlarda yaşadığımız problemlerden biri bu. İşi biraz öğrenen hemen dükkan açmak istiyor.
Neden bu kadar cazip geliyor sahaflık? Çok mu kazandırıyor?
Memlekette işsizlik var ve kimse bir başkasının yanında çalışmak istemiyor. Kendi açılarından haklılar belki. Başka işlerle kıyaslandığında çok büyük sermaye de gerektirmiyor. Açtığımda benim de büyük maddi sermayem yoktu ama çıraklık kalfalık yapmış olmam, piyasada tanınmam önemli bir sermayeydi. Herkes eşten dosttan bulup buluşturarak bir yer açabilir ama önemli olan devam ettirebilmek. Kitap bulmak çevreyle ilgili. Bulduğunuzda ona ne kadar para vereceğinizi de bileceksiniz.
Sanat Kitabevi’nde çalışırken daha çok ne tür malzemeyle karşılaşırdınız?
Ahmet Abi sosyal bilimler alanında kitap alır satardı. Bazı kitaplarla ilgilenmezdi. Bana ilk öğrettiği şeylerden birisi eski tıp ve hukuk kitaplarının alınıp satılmayacağıydı. “İki alan da sürekli gelişir ve değişir, bu sebeple eskileri para etmez.” derdi. Dükkan açtıktan sonra bunun pek de öyle olmadığını farkettim. Bir miktar hukuk kitabı almıştım, satıldı. Tıp kitapları için de aynısı geçerli. Günümüzde, Türkiye’de hazırlanmış bir anatomi atlası yok ama Osmanlı’da varmış. Araştırmacılık kastıyla ya da değil, bu tür malzemeye ilgi duyan insanlar var. Çizgi roman da almazdı Ahmet Abi, o apayrı bir dünya. Şimdi bulunmuyor ama o yıllarda boldu. Osmanlıca kitaplar azalmaya başlamıştı. Rahmetli Etem Abi, “80’lerde çuvalla Osmanlıca kitap gelirdi, kimse yüzüne bakmazdı!” derdi. Zaman içinde büyük koleksiyonlar aldığım için elimde bir miktar Osmanlıca kitap ve dergi var. Ama piyasa geneline baktığımda artık bulmakta zorlandığımızı söyleyebilirim.
1989’da üniversiteyi kazanıp Çankırı’dan Ankara’ya geldim. Okul uzadı ve iş aramaya başladım. Bir arkadaşım aracılığıyla A Kitabevi’nde Murat Koçak’ın yanında çalışmaya başladım. Kızılay’da, Birlik İş Merkezi’ndeydi yerimiz. Yeni kitap satıyorduk. Bitişik komşumuz da Ankara’nın önde gelen sahaflarından Sanat Kitabevi’ydi. 1995 sonlarında Ahmet Abi’nin yanına, Sanat Kitabevi’ne geçtim. Ve 9 yıl çalıştım orada.
Meslek olarak devam etmeye nasıl karar verdiniz?
İşletme bölümünü bitirdim. Bankacılık, muhasebecilik gibi işler yapmak istemedim ve kitap, özellikle de sahafiye kitap alanında çalışmaya karar verdim. Uzun yıllar çalıştım Ahmet Abi’yle. 2004 yılının Kasım ayında ayrıldım ve Kızılay’da, Adil Han Kitapçılar Çarşısı’nda dükkan açtım. Ama bir süre sonra aldığım kitaplara dükkan yetmedi, ev yetmedi. Bahçelievlerde bir dükkan daha tuttuk. Eşim de benimle çalışmaya başladı. İkimiz de kitapseveriz, birlikte girdik bu işlere. Yeni dükkan da doldu bir süre sonra ve depolar oluşmaya başladı. Daha büyük bir yer ihtiyacı doğunca şimdiki dükkana geçtik.
Tüm kitaplarınız internette satışta mı?
Yok maalesef, yetişemiyoruz. Eleman bulmak sıkıntı. Öğrenci arkadaşlar çalışıyor, onlar da gelip geçici oluyor. Kısa süre çalışıp hemen dükkan açmak isteyenler oldu, bazıları açtı da. Bizim meslekte son zamanlarda yaşadığımız problemlerden biri bu. İşi biraz öğrenen hemen dükkan açmak istiyor.
Neden bu kadar cazip geliyor sahaflık? Çok mu kazandırıyor?
Memlekette işsizlik var ve kimse bir başkasının yanında çalışmak istemiyor. Kendi açılarından haklılar belki. Başka işlerle kıyaslandığında çok büyük sermaye de gerektirmiyor. Açtığımda benim de büyük maddi sermayem yoktu ama çıraklık kalfalık yapmış olmam, piyasada tanınmam önemli bir sermayeydi. Herkes eşten dosttan bulup buluşturarak bir yer açabilir ama önemli olan devam ettirebilmek. Kitap bulmak çevreyle ilgili. Bulduğunuzda ona ne kadar para vereceğinizi de bileceksiniz.
Sanat Kitabevi’nde çalışırken daha çok ne tür malzemeyle karşılaşırdınız?
Ahmet Abi sosyal bilimler alanında kitap alır satardı. Bazı kitaplarla ilgilenmezdi. Bana ilk öğrettiği şeylerden birisi eski tıp ve hukuk kitaplarının alınıp satılmayacağıydı. “İki alan da sürekli gelişir ve değişir, bu sebeple eskileri para etmez.” derdi. Dükkan açtıktan sonra bunun pek de öyle olmadığını farkettim. Bir miktar hukuk kitabı almıştım, satıldı. Tıp kitapları için de aynısı geçerli. Günümüzde, Türkiye’de hazırlanmış bir anatomi atlası yok ama Osmanlı’da varmış. Araştırmacılık kastıyla ya da değil, bu tür malzemeye ilgi duyan insanlar var. Çizgi roman da almazdı Ahmet Abi, o apayrı bir dünya. Şimdi bulunmuyor ama o yıllarda boldu. Osmanlıca kitaplar azalmaya başlamıştı. Rahmetli Etem Abi, “80’lerde çuvalla Osmanlıca kitap gelirdi, kimse yüzüne bakmazdı!” derdi. Zaman içinde büyük koleksiyonlar aldığım için elimde bir miktar Osmanlıca kitap ve dergi var. Ama piyasa geneline baktığımda artık bulmakta zorlandığımızı söyleyebilirim.
Ahmet Bey’le çalıştığınız yıllarda malzeme nerelerden geliyordu?
Genelde evlerden alıyorduk. Her yerden kitap çıkabiliyordu. Ahmet Abi’nin almadığı ama benim gördüğüm en büyük kütüphane, eski CHP milletvekili İsmail Arar’ın kütüphanesiydi. İsmail Bey Ahmet Abi’nin müşterisiymiş, vefat edince oğlu Asım Bey dedesinden (Atatürk’ün doktorlarından Asım Arar) ve babasından kalan kitapları satmak istedi. Çok büyük bir koleksiyondu ve çok yüksek bir rakam istiyordu. Kitaplar; büyük, güzel, deri ciltliydi. Özel yaptırılmış. Asım Bey o kitapları yurt içinde ve dışında birçok üniversite ve enstitüye teklif etti. Bir türlü satamadı. Ahmet Abi, İstanbul’da Sahaf Dil Tarih’in sahibi Sami Önal üstadımıza bahsetti. Sami Abi’nin teklifini de kabul etmedi Asım Bey. Aradan zaman geçti, bir gün dükkana geldi; “Kitapları listelemek istiyorum, bana yardımcı olur musunuz?” dedi. 3 – 4 arkadaşımla beraber 20 gün çalışarak kitapların listesini hazırladık. Hepsi elimden geçti.
Aklınızda kalan bir şeyler var mı?
Hayır, çok etkilendiğimi hatırlıyorum ama özel bir şey kalmamış aklımda. Katalog yapılmasına rağmen satılamadı o kitaplar. Sonra yine geldi Asım Bey ve teklif ettiği rakamı o günkü döviz kuru üzerinden hesaplaması şartıyla Sami Bey’e satacağını söyledi. Kitaplar sonunda Sami Abi’ye gitti. Sami Abi o kitapların bir kısmını müzayedelerde sattı. Hamallığı bize kâr kaldı…
Siz de müzayede yaptınız değil mi Ahmet Bey’le birlikte?
Evet, Ahmet Abi’nin yanında çalışırken o anlamda çok tecrübe edindim. Müzayedeler yaptık, ayrıca Kebikeç dergisini çıkarıyordu Ahmet Abi. Dergi için yazarlar, akademisyenler geliyordu. O yıllarda Ankara’da pek sahaf da yoktu. Olanların da üzerine adeta ölü toprağı serpilmişti. Ahmet Abi yaptıklarıyla yeni bir enerji kattı mesleğe. Andrew Mango Atatürk kitabının önsözünde Ahmet Abi’den ‘Ankara sahaflarının prensi’ diye bahseder. Gerçekten öyleydi, kendi açısından şanslı bir dönemde girmişti mesleğe. Benim açımdan da öyle oldu.
Genelde evlerden alıyorduk. Her yerden kitap çıkabiliyordu. Ahmet Abi’nin almadığı ama benim gördüğüm en büyük kütüphane, eski CHP milletvekili İsmail Arar’ın kütüphanesiydi. İsmail Bey Ahmet Abi’nin müşterisiymiş, vefat edince oğlu Asım Bey dedesinden (Atatürk’ün doktorlarından Asım Arar) ve babasından kalan kitapları satmak istedi. Çok büyük bir koleksiyondu ve çok yüksek bir rakam istiyordu. Kitaplar; büyük, güzel, deri ciltliydi. Özel yaptırılmış. Asım Bey o kitapları yurt içinde ve dışında birçok üniversite ve enstitüye teklif etti. Bir türlü satamadı. Ahmet Abi, İstanbul’da Sahaf Dil Tarih’in sahibi Sami Önal üstadımıza bahsetti. Sami Abi’nin teklifini de kabul etmedi Asım Bey. Aradan zaman geçti, bir gün dükkana geldi; “Kitapları listelemek istiyorum, bana yardımcı olur musunuz?” dedi. 3 – 4 arkadaşımla beraber 20 gün çalışarak kitapların listesini hazırladık. Hepsi elimden geçti.
Aklınızda kalan bir şeyler var mı?
Hayır, çok etkilendiğimi hatırlıyorum ama özel bir şey kalmamış aklımda. Katalog yapılmasına rağmen satılamadı o kitaplar. Sonra yine geldi Asım Bey ve teklif ettiği rakamı o günkü döviz kuru üzerinden hesaplaması şartıyla Sami Bey’e satacağını söyledi. Kitaplar sonunda Sami Abi’ye gitti. Sami Abi o kitapların bir kısmını müzayedelerde sattı. Hamallığı bize kâr kaldı…
Siz de müzayede yaptınız değil mi Ahmet Bey’le birlikte?
Evet, Ahmet Abi’nin yanında çalışırken o anlamda çok tecrübe edindim. Müzayedeler yaptık, ayrıca Kebikeç dergisini çıkarıyordu Ahmet Abi. Dergi için yazarlar, akademisyenler geliyordu. O yıllarda Ankara’da pek sahaf da yoktu. Olanların da üzerine adeta ölü toprağı serpilmişti. Ahmet Abi yaptıklarıyla yeni bir enerji kattı mesleğe. Andrew Mango Atatürk kitabının önsözünde Ahmet Abi’den ‘Ankara sahaflarının prensi’ diye bahseder. Gerçekten öyleydi, kendi açısından şanslı bir dönemde girmişti mesleğe. Benim açımdan da öyle oldu.
Müzayedelere kimler katılıyordu?
Vehbi Koç Araştırmaları Merkezi’nin müdürü Gürkan Bey vardı. Kitaba para vermekten çekinmeyen bir insandı. Ankara kitapları topluyordu, ayrıca müzayedeye çıkan iyi kitapları alıyordu. Ömer Koç telefonla katılıyordu. Celal Şengör pey veriyordu, onun adına biz takip ediyorduk. 99 depreminden sonra Celal Hoca Genel Kurmay adına Ankara’nın depremselliği hakkında bir çalışma yapıyordu. Bir müzayedede, Bayındırlık Bakanlığı’nın yayınladığı bir rapor satışa çıktı. Hoca onu almak istedi ama Gürkan Bey de ilgileniyordu o raporla. Yanlış hatırlamıyorsam açılış fiyatı 250 bin liraydı. Bugün için 250 lira diyelim. Hoca “1 milyon liraya kadar çıkarım!” dedi.
“Peki daha yükselirse?”
“O zaman arayın beni.” dedi.
Müzayede esnasında tahmin ettiğim gibi Gürkan Bey fiyatı yükseltti, 1 milyon lirayı geçti. Celal Hoca’yı aradık. En son yanlış hatırlamıyorsam 1 milyon 300 bin liraya Gürkan Bey aldı. Kitabın Ankara’da kalması açısından sevindiriciydi tabii.
En çok hangi başlıklar ilgi görüyordu?
Ankara, Ankara’ya ilgi gösteriyordu doğal olarak. Ankara tarihiyle ilgili her tür kitap, Cumhuriyet ilk dönem hatıratlar, ilk baskı ve imzalı kitaplar… Antika ya da Osmanlıca kitap da koyuluyordu ama pek alıcısı çıkmıyordu. Ayrıntılı katalog da hazırlıyorduk. Bugün sahaflık yapanların ellerinde olması lazım o katalogların. Bir kitabı fiyatlandırırken internete bakıp bir rakam vermek yerine bilinçli şekilde fiyatlandırmak için bu bilgiler lazım. Şu anda piyasada, bize de sirayet eden bir sıkıntı var. Malzeme bilinçsizce fiyatlandırılıyor. Evlerden ya da hurdacılardan kitap alırken fiyat teklif ediyoruz. Ben muhatabımın beklentisini de sorarım önce. Kitapları alıp getirdikten sonra sisteme girerken tahminimin çok dışında rakamlar yazıldığını görüyorum. 50 liraya satarım dediğim kitap bir bakıyorum 5 lira. Ya da kıymet vermediğim, 5-10 lira eder dediğim kitap 100, 150 lira. Mümkün olduğunca gerçek fiyatları koymaya çalışıyoruz ama piyasayı biz belirleyemiyoruz.
1990’larda, siz mesleğe başladığınızda Ankara’da sahaflık yapan kaç kişi vardı?
Sahaf sayısı azdı ama ikinci el kitap satan çok yer vardı. Zafer Çarşısı’nda bir pasaj dolusu kitapçı vardı. Olgunlar Sokak’ta karşılıklı çift sıra kitapçılar vardı ve bugünküne nazaran işini bilen eski kitap alıp satan iyi esnaflar bulunuyordu. Kocabeyoğlu Pasajı’nda bir iki dükkan kalmıştı. Turhan Kitabevi’nin oradaki dükkanı duruyordu. Etem Abi Turhan Bey’le birlikte çalışıyordu. Sanırım 2003’te oradan ayrılarak Aşiyan Kitabevi’ni açtı.
Ankara’da sahafiye malzemenin müşterisi kimdir?
Ankara’da en bilinen sahaf müdavimi Ali Birinci’dir. Çok iyi bir kütüphanesi olduğu bilinir. Ahmet İyimaya’nın iyi bir yazma ve Osmanlıca eser koleksiyonu var. Sahafları pek gezmiyor ama antika pazarına gittiğini biliyorum. Bizim müşterilerimizden değerli ağabeyimiz Dr. Haluk Gümüş’ün geniş bir yelpazesi var. Antika kitaplar, seyahatnameler, edebiyat ve tıp kitapları, süreli yayınlar vs. pek çok şey topluyor. Kebikeç, Müteferrika, Yemek ve Kültür gibi dergilerde çok sayıda yazı yazan; basın-yayın tarihi araştırmacısı Bülent Varlık ağabeyimiz de müdavimlerimizden. Bir ara hukukçularla doktorların diğer meslek erbabından daha fazla ilgisi olduğunu fark etmiştim. Ben İzmir’den bir tıp tarihi profesörünün kitaplığını almıştım. Ali Haydar Bayat, ailesi sattı kitapları. Süheyl Ünver ekolünden geliyor hoca. Edebiyat, tarih, tıp, geleneksel sanatlar… O kadar farklı alanda malzeme vardı ki kitaplığında. Öyle bir koleksiyon bir daha zor çıkar herhalde. Toplum giderek evde kitap tutmamaya başladı. Atmaya ansiklopedilerden başladık.
Aldığınız kütüphaneler, Ankara’da nasıl bir kültür birikimi oluştuğuna dair bir şey söylüyor mu size?
Cumhuriyet dönemi kitapları çoğunlukta haliyle. İstanbul’da çok bulunan kitaplar Ankara’da bulunmuyor, Ankara’da bulunanlar da İstanbul’da olmuyor. Böyle bir fark var iki şehir arasında. Ankara’da kurum yayınları var mesela. Türk Tarih Kurumu, Kültür Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı… Onların kitapları İstanbul’a da gitmiştir ama depolar buradadır. Bir de şöyle bir şey var; kitabı ve arabayı Ankara’dan alacaksın.
Neden?
Çünkü Ankara’nın havası kuru ve temizdir, kitaplar temiz kalır. İstanbul’a festivallere getirdiğimiz pırıl pırıl kitaplar orada eğilip bükülüyor.
Evlerden kitap çıkmaya devam ediyor mu?
En son 2012’de Diyarbakır’dan İhsan Biçici’nin kütüphanesini aldım. İhsan Amca’yı tanımıştım, avukattı. Benim çalıştığım dönemde yılda bir iki sefer Ahmet Abi’nin dükkanına gelir, kitapları seçer, hesap ettirip giderdi. Vefat etmiş, çocukları maddi sebeplerle kitapları satmak zorunda kaldı, biz aldık. Aralarında Ahmet Arif’ten imzalı bir kitap vardı. İhsan Amca’nın Ankara’da öğrenci olan bir torunu var. Kendisiyle tanışmamıştım o zaman. İlerde öğrenir, pişmanlık yaşar diye düşündüğüm için o kitabı satmadım. Nitekim bir sene kadar sonra İhsan Bey’in damadı aradı ve kitabı almak istediklerini söyledi.
Şahsi koleksiyonunuz var mı?
Koleksiyoner değilim ama sevdiğim bazı yazarların bir miktar imzalı kitabını tutuyorum. Bir kızım var, belki ilerde ilgilenir. Ona bir nüve olsun.
Aralarında asla vazgeçemem dedikleriniz var mı?
Ahmet Abi’den aldım meslek görgüsünü. “Sahafın satmayacağı şey olmaz!” derdi. Evinizde,’bu benim’ diye ayırdığınız şeyler olur ama müşteri talep ettiğinde alıp gelirsiniz. Parayla ilgili bir şey değil bu. Sizden daha çok isteyen birine karşı koyamıyorsunuz. İnsan, sadece fazla para ödeyerek hak etmez bazı şeyleri.
Müşteri seçer misiniz?
İster istemez…
Kitap almak, malzeme bulmak için Anadolu’ya gidiyor musunuz?
Dükkanı ilk açtığımda birkaç sefer İstanbul ve İzmir’e gittim. Bizim meslekte işinizin başında durmak zorundasınız. Müşteri benimle muhatap olmak istiyor.
Memleketiniz Çankırı’dan malzeme çıkıyor mu?
Hayır, pek fazla çıkmıyor! Ankara’nın hurda pazarı yıllar evvel Kale tarafında kuruluyordu. Bir gün Çankırı’dan bir hurdacı yazma kitaplar getirmiş. Sıddık (Çalık) Hoca ondan bir şeyler almış. İçlerinde çok eski tarihli bir sözlük çıkmıştı ve Türk Dil Kurumu satın aldı bildiğim kadarıyla. Bir kere de bir arkadaş için Çankırı’dan kitap aldık. Aralarında Vilayet Matbaası’nda basılmış nadir kitaplar da vardı. Dönemin koşullarında çok sınırlı sayıda basılmış sanırım. O kitapların birinci baskılarını pek görmedim bir daha. Benim hatırladığım Çankırı’da bir kitapçı vardı o da dini kitaplar satardı. Sonradan, 80 öncesinde el altından siyasi kitaplar da sattığını duydum. Büyük kütüphaneler var mıydı bilmiyorum ama varsa bile Çankırı Ankara’ya çok yakın olduğu için buraya gelmiştir diye tahmin ediyorum.
İstanbul piyasasıyla ilişkiniz nasıl? Gidip geliyor musunuz? Takip ediyor musunuz?
Bir dönem İstanbul’da, İzmir’de yapılan salon müzayedelerine katılırdım. Şimdi müzayedeler de dahil her şey internet üzerinden yapılıyor.
İş hacminizin ne kadarını internet üzerinden gerçekleştiriyorsunuz?
Ağırlık internete dönmüş durumda. Dükkan çok merkezi bir yerde değil, onun da etkisi var. İstanbul müşterisi ile Ankara müşteri arasında bir fark var. İstanbul’da insanlar kitap almak için bir uçtan diğerine gidebiliyor, bunu göze alıyor. Ankara’da ise Kızılay’dan Bahçelievler’e gitmek zor gelebiliyor. Fuarlara yönelik ilgiden de anlaşılabiliyor bu.
Vehbi Koç Araştırmaları Merkezi’nin müdürü Gürkan Bey vardı. Kitaba para vermekten çekinmeyen bir insandı. Ankara kitapları topluyordu, ayrıca müzayedeye çıkan iyi kitapları alıyordu. Ömer Koç telefonla katılıyordu. Celal Şengör pey veriyordu, onun adına biz takip ediyorduk. 99 depreminden sonra Celal Hoca Genel Kurmay adına Ankara’nın depremselliği hakkında bir çalışma yapıyordu. Bir müzayedede, Bayındırlık Bakanlığı’nın yayınladığı bir rapor satışa çıktı. Hoca onu almak istedi ama Gürkan Bey de ilgileniyordu o raporla. Yanlış hatırlamıyorsam açılış fiyatı 250 bin liraydı. Bugün için 250 lira diyelim. Hoca “1 milyon liraya kadar çıkarım!” dedi.
“Peki daha yükselirse?”
“O zaman arayın beni.” dedi.
Müzayede esnasında tahmin ettiğim gibi Gürkan Bey fiyatı yükseltti, 1 milyon lirayı geçti. Celal Hoca’yı aradık. En son yanlış hatırlamıyorsam 1 milyon 300 bin liraya Gürkan Bey aldı. Kitabın Ankara’da kalması açısından sevindiriciydi tabii.
En çok hangi başlıklar ilgi görüyordu?
Ankara, Ankara’ya ilgi gösteriyordu doğal olarak. Ankara tarihiyle ilgili her tür kitap, Cumhuriyet ilk dönem hatıratlar, ilk baskı ve imzalı kitaplar… Antika ya da Osmanlıca kitap da koyuluyordu ama pek alıcısı çıkmıyordu. Ayrıntılı katalog da hazırlıyorduk. Bugün sahaflık yapanların ellerinde olması lazım o katalogların. Bir kitabı fiyatlandırırken internete bakıp bir rakam vermek yerine bilinçli şekilde fiyatlandırmak için bu bilgiler lazım. Şu anda piyasada, bize de sirayet eden bir sıkıntı var. Malzeme bilinçsizce fiyatlandırılıyor. Evlerden ya da hurdacılardan kitap alırken fiyat teklif ediyoruz. Ben muhatabımın beklentisini de sorarım önce. Kitapları alıp getirdikten sonra sisteme girerken tahminimin çok dışında rakamlar yazıldığını görüyorum. 50 liraya satarım dediğim kitap bir bakıyorum 5 lira. Ya da kıymet vermediğim, 5-10 lira eder dediğim kitap 100, 150 lira. Mümkün olduğunca gerçek fiyatları koymaya çalışıyoruz ama piyasayı biz belirleyemiyoruz.
1990’larda, siz mesleğe başladığınızda Ankara’da sahaflık yapan kaç kişi vardı?
Sahaf sayısı azdı ama ikinci el kitap satan çok yer vardı. Zafer Çarşısı’nda bir pasaj dolusu kitapçı vardı. Olgunlar Sokak’ta karşılıklı çift sıra kitapçılar vardı ve bugünküne nazaran işini bilen eski kitap alıp satan iyi esnaflar bulunuyordu. Kocabeyoğlu Pasajı’nda bir iki dükkan kalmıştı. Turhan Kitabevi’nin oradaki dükkanı duruyordu. Etem Abi Turhan Bey’le birlikte çalışıyordu. Sanırım 2003’te oradan ayrılarak Aşiyan Kitabevi’ni açtı.
Ankara’da sahafiye malzemenin müşterisi kimdir?
Ankara’da en bilinen sahaf müdavimi Ali Birinci’dir. Çok iyi bir kütüphanesi olduğu bilinir. Ahmet İyimaya’nın iyi bir yazma ve Osmanlıca eser koleksiyonu var. Sahafları pek gezmiyor ama antika pazarına gittiğini biliyorum. Bizim müşterilerimizden değerli ağabeyimiz Dr. Haluk Gümüş’ün geniş bir yelpazesi var. Antika kitaplar, seyahatnameler, edebiyat ve tıp kitapları, süreli yayınlar vs. pek çok şey topluyor. Kebikeç, Müteferrika, Yemek ve Kültür gibi dergilerde çok sayıda yazı yazan; basın-yayın tarihi araştırmacısı Bülent Varlık ağabeyimiz de müdavimlerimizden. Bir ara hukukçularla doktorların diğer meslek erbabından daha fazla ilgisi olduğunu fark etmiştim. Ben İzmir’den bir tıp tarihi profesörünün kitaplığını almıştım. Ali Haydar Bayat, ailesi sattı kitapları. Süheyl Ünver ekolünden geliyor hoca. Edebiyat, tarih, tıp, geleneksel sanatlar… O kadar farklı alanda malzeme vardı ki kitaplığında. Öyle bir koleksiyon bir daha zor çıkar herhalde. Toplum giderek evde kitap tutmamaya başladı. Atmaya ansiklopedilerden başladık.
Aldığınız kütüphaneler, Ankara’da nasıl bir kültür birikimi oluştuğuna dair bir şey söylüyor mu size?
Cumhuriyet dönemi kitapları çoğunlukta haliyle. İstanbul’da çok bulunan kitaplar Ankara’da bulunmuyor, Ankara’da bulunanlar da İstanbul’da olmuyor. Böyle bir fark var iki şehir arasında. Ankara’da kurum yayınları var mesela. Türk Tarih Kurumu, Kültür Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı… Onların kitapları İstanbul’a da gitmiştir ama depolar buradadır. Bir de şöyle bir şey var; kitabı ve arabayı Ankara’dan alacaksın.
Neden?
Çünkü Ankara’nın havası kuru ve temizdir, kitaplar temiz kalır. İstanbul’a festivallere getirdiğimiz pırıl pırıl kitaplar orada eğilip bükülüyor.
Evlerden kitap çıkmaya devam ediyor mu?
En son 2012’de Diyarbakır’dan İhsan Biçici’nin kütüphanesini aldım. İhsan Amca’yı tanımıştım, avukattı. Benim çalıştığım dönemde yılda bir iki sefer Ahmet Abi’nin dükkanına gelir, kitapları seçer, hesap ettirip giderdi. Vefat etmiş, çocukları maddi sebeplerle kitapları satmak zorunda kaldı, biz aldık. Aralarında Ahmet Arif’ten imzalı bir kitap vardı. İhsan Amca’nın Ankara’da öğrenci olan bir torunu var. Kendisiyle tanışmamıştım o zaman. İlerde öğrenir, pişmanlık yaşar diye düşündüğüm için o kitabı satmadım. Nitekim bir sene kadar sonra İhsan Bey’in damadı aradı ve kitabı almak istediklerini söyledi.
Şahsi koleksiyonunuz var mı?
Koleksiyoner değilim ama sevdiğim bazı yazarların bir miktar imzalı kitabını tutuyorum. Bir kızım var, belki ilerde ilgilenir. Ona bir nüve olsun.
Aralarında asla vazgeçemem dedikleriniz var mı?
Ahmet Abi’den aldım meslek görgüsünü. “Sahafın satmayacağı şey olmaz!” derdi. Evinizde,’bu benim’ diye ayırdığınız şeyler olur ama müşteri talep ettiğinde alıp gelirsiniz. Parayla ilgili bir şey değil bu. Sizden daha çok isteyen birine karşı koyamıyorsunuz. İnsan, sadece fazla para ödeyerek hak etmez bazı şeyleri.
Müşteri seçer misiniz?
İster istemez…
Kitap almak, malzeme bulmak için Anadolu’ya gidiyor musunuz?
Dükkanı ilk açtığımda birkaç sefer İstanbul ve İzmir’e gittim. Bizim meslekte işinizin başında durmak zorundasınız. Müşteri benimle muhatap olmak istiyor.
Memleketiniz Çankırı’dan malzeme çıkıyor mu?
Hayır, pek fazla çıkmıyor! Ankara’nın hurda pazarı yıllar evvel Kale tarafında kuruluyordu. Bir gün Çankırı’dan bir hurdacı yazma kitaplar getirmiş. Sıddık (Çalık) Hoca ondan bir şeyler almış. İçlerinde çok eski tarihli bir sözlük çıkmıştı ve Türk Dil Kurumu satın aldı bildiğim kadarıyla. Bir kere de bir arkadaş için Çankırı’dan kitap aldık. Aralarında Vilayet Matbaası’nda basılmış nadir kitaplar da vardı. Dönemin koşullarında çok sınırlı sayıda basılmış sanırım. O kitapların birinci baskılarını pek görmedim bir daha. Benim hatırladığım Çankırı’da bir kitapçı vardı o da dini kitaplar satardı. Sonradan, 80 öncesinde el altından siyasi kitaplar da sattığını duydum. Büyük kütüphaneler var mıydı bilmiyorum ama varsa bile Çankırı Ankara’ya çok yakın olduğu için buraya gelmiştir diye tahmin ediyorum.
İstanbul piyasasıyla ilişkiniz nasıl? Gidip geliyor musunuz? Takip ediyor musunuz?
Bir dönem İstanbul’da, İzmir’de yapılan salon müzayedelerine katılırdım. Şimdi müzayedeler de dahil her şey internet üzerinden yapılıyor.
İş hacminizin ne kadarını internet üzerinden gerçekleştiriyorsunuz?
Ağırlık internete dönmüş durumda. Dükkan çok merkezi bir yerde değil, onun da etkisi var. İstanbul müşterisi ile Ankara müşteri arasında bir fark var. İstanbul’da insanlar kitap almak için bir uçtan diğerine gidebiliyor, bunu göze alıyor. Ankara’da ise Kızılay’dan Bahçelievler’e gitmek zor gelebiliyor. Fuarlara yönelik ilgiden de anlaşılabiliyor bu.










