Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Nadir Söyleşiler - okuma zevki olan herkesin elinden çizgi roman geçerdi

    okuma zevki olan herkesin elinden çizgi roman geçerdi

    Haziran 6, 2023
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email
    “Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk / Hiçbir yere gitmiyor” diyor ya Edip Cansever, hayat da onu doğrulamak için çabalıyor adeta. Kimi zaman şans, kiminde talihsizlik suretine bürünüp gölge gibi takip ediyor bizi çocukluğumuz. Çoğumuz o çocuğu susturmanın bir yolunu bulmuş. Bazılarınınsa böyle bir derdi yok. Onunla el ele geçiriyorlar tüm ömürlerini. Murat Sevgikuranlar onlardan biri. Nedenini tam izah edemese de çocukluğunun yakasını bırakmadığının farkında ve bundan hiç şikayetçi değil. Türkiye’nin önde gelen çizgi roman satıcılarından Murat Bey. Çizgi roman meraklıları ve koleksiyonerleri çok iyi tanıyor kendisini. 35 yıldır fiilen piyasanın içinde. Çizgi romanla mesaisi ise erken çocukluğuna kadar geri gidiyor. Kadıköy Pasajı’ndaki Pecos Bill, Teks, Ken Parker, Karaoğlan ve diğerlerinin maceralarından izlerle dolu dükkanında, özgür bir cumhuriyet kurmanın saadetini yaşıyor. Kendi dili, değerleri ve heyecanları olan bu dünyayı yakından tanımak için bize rehberlik etmesini rica ettik. Çizgi roman alemi nasıl bir yerdir? O alemin mensupları nasıl insanlardır? Öne çıkan isimleri kimler, piyasanın kıymetlileri nelerdir? Buyrun kendisinden dinleyelim… 
    Çizgi romana ilginiz ne zaman başladı?
    Otuz beş senedir topluyorum. Onun öncesinde, çocukluk dönemlerinde herkes gibi benim hayatımda da çizgi roman vardı. Sinema önlerinde kitap satmak, takas yapmak, çikolata ve sakız kağıtları toplamak… Bunları saymıyorum. 

    Onları da sayarsak ne kadar geriye gitmemiz gerekir?

    Kırk yılı geçer. 

    O yıllarda neredesiniz?

    İstanbul, Fatih’teyim. Halıcılar Caddesi’ndeki Renk sinemasının önünde tezgâh açıyoruz. 1970’ler. Televizyon sadece belirli saatlerde yayın yapıyor. Yapacak çok az şeyimiz var. Hemen herkes gibi ben de çizgi romana takıldım. Çoğu insan o yaşlarda bırakır, ben devam ettim. Çok duyuyorum; “Eskiden biz de okurduk.” “Annem bunları sobada yaktı!” “Bir yerde duruyordu, ne oldular acaba?” diyenleri. Hepimizin çocukluğu hemen hemen aynı şartlarda geçti. Adları başka olsa da okuduğumuz tüm çizgi romanlara Teksas Tommiks dedik. Çok azımız ilgisini sürdürdü. 

    1970’lerde hangi çizgi romanlar yayınlanıyordu?

    Teksas Tommiks vardı bir kere. Teks de vardı ama bizim yaşımızda çocuklar için biraz sertti. Maceralarında arazi spekülatörleri, maden rezervlerini ele geçirmek isteyen politikacılar vesaire vardı. Zagor etkileyiciydi. Mister No vardı. En çok sevilenler bunlar. Kimisi Tom Braks’ı çok severdi. Aslına bakarsanız seçme şansımız varmış gibi anlatıyorum ama çoğumuzun böyle bir şansı yoktu. 

    Neden?

    Ne bulursak onu okurduk da ondan. Bir macerayı okuduk, heyecanlı bir yerde kaldı. On beş gün sonra o dergiyi bulamayabilirsiniz, alamayabilirsiniz. Takas şansınız olmaz… Çocuk harçlığına göre pahalı şeylerdi. O eksik sayı yıllar sonra elinize geçtiğinde maceranın nerede kaldığını hatırlarsınız. İşin güzel tarafı o işte. Pandemi öncesinde bir araya geldiğimiz zamanlarda bu tür hikayeleri çok duyardık. Çocukluğunda yarım kalan maceranın devamını bulmuş, heyecanla anlatıyor. İlk kısmı hiç unutmamış… 

    Adını verdiğiniz dergilerin tamamı yabancı. O tarihlerde yerli çizgi roman var mıydı?

    Vardı tabii. Çocuk dergilerinde yabancı çizgi hikayeler kadar yerli hikayeler de vardı. Tarkan ve Kara Murat zaten müstakil çıkardı. Tolga ve tabii Karaoğlan. Karaoğlan, Türk çizgi romanında mihenk taşıdır. 

    Türkiye’de ne zaman çizgi roman çıkmaya başlamış?

    1950’li yıllarda başladı. Onları bizden evvelki nesil okumuştu. Biz onların koruduklarını da bulduk ve okuduk. Aradan yirmi, otuz sene geçmişti. Hikayeler eskimişti ama bizim için önemli olan çizgi roman olmasıydı. Çizgi romancıların bir özelliği de aynı şeyi tekrar tekrar okumalarıdır. İnce ayrıntılar keşfeder, onların peşine takılırız.  

    Babanız ya da büyükleriniz de çizgi roman okur muydu? Bahsettiğiniz bu çizgi romanlar kimlere hitap ediyordu?

    Çocuklar ve gençler için çıksa da her yaştan insan okurdu çizgi romanı. Babam kırk seneye yakın Arap Camii’nde görev yaptı. Sakallı, hacı… Çocukluğumda pek itibar etmezdi böyle şeylere. Aradan yıllar yıllar geçti, yaşlandı. Okumayı severdi. Diğer kitaplar artık biraz zorlamaya başlamıştı herhalde ki çizgi romana döndü. Dışarı çıktığında cebinde çizgi roman taşırdı. 

    Sinema önünde tezgâh açmaya başladığınızda kaç yaşlarındaydınız?

    İlkokula başladığım zamanlar diyebilirim. Ortam müsait, Renk sineması eve çok yakın. Herkesi tanıyorsun. Çizgi roman seviyorsun. Bu merak bana mahsus değildi, okuma yazma bilmeyen çocuklar bile gelir; dergileri, ansiklopedi fasiküllerini çevirip resimlere bakardı. 

    Müşterileriniz yine çocuklar mıydı?

    Hayır, yetişkinler de alırdı. Yetişkin derken tabii bize o zamanlar koca adam gibi gelen gençler gelirdi. Çok yakında bir kahve vardı, oradan gelir bizden dergi alırlardı. 52 yaşındayım, 7 yaşında başlamış olsam 45 senedir piyasayı biliyorum demektir. Sadece çizgi romanın değil, misket, gazoz kapağı, kibrit kutusu, sakız çikolata kâğıdı gibi şeylerin de ticaretini yapıyorduk. Aramızda Dandy sakızların en nadir sayılarını bulan kurnaz tipler vardı. Çocuk hazinesiydi bunlar. Ambargo dönemi! Elinize geçen malzeme çeşidi ve sayısı sınırlı. Şimdi belki anlamak kolay değil ama o dönem çizgi roman bizim için çok önemliydi. Bazı esnaf çizgi romanları para karşılığı okuturdu. Turşucuda, ayakkabı tamircisinde 1 liraya çizgi roman okumuşumdur ben. 

    Koleksiyonunuz da o tarihlerde oluşmaya başladı mı?

    Hayır, koleksiyon değerine bakmıyorduk o zamanlar. En çok sevdiğimiz maceraları bir kenara koyduğumuz oluyordu. Zagor’un bir numarasının çok değerli olacağını düşünemezdik bile. Ayrıca ebeveynler okul zamanı çizgi roman okumaya da, evde bulundurmaya da sıcak bakmazdı. Kitaplar, yasak koymayan ailelerin çocuklarında, güvenilir mutemetlerde kalırdı. Ben de onlardan biriydim. Derslerim iyi olduğu için annem babam bir şey demiyordu bana. 

    Çizgi romana ilginizi yitirdiğiniz bir dönem oldu mu?

    Oldu tabii. Zaman zaman çeşitli sebeplerle koleksiyonu bozdum, sattım, sonra tekrar aldım. Başka konulara kaydığım oldu. 
    Meslek olarak yapmaya ne zaman başladınız?

    1980’li yıllarda Ortaköy’de tezgâh açmaya başladım. Kitap ve çizgi roman götürüyordum. Okuma zevki olan herkesin elinden çizgi roman geçerdi. Ailemin, arkadaşlarımın ve akrabalarımın evlerinde ne çıkarsa koyuyordum tezgâha. Harçlığımı çıkarıyordum. Meslek olarak hiç düşünmedim. 1990’larda sergi açmak zor gelmeye başladı. Yağmuru var, çamuru var. Cesaretim de var tabii. Kadıköy’de küçük bir dükkan tutmaya karar verdim. Kadıköy Pasajı’nın alt katında bir yer tuttum. Üniversite’de Türk Dili Edebiyatı okuyordum. Yağmurdan, çamurdan kurtuldum. Malzeme de var. Dükkânın sermayesi evden taksiye doldu geldi. Plak, çizgi roman, obje, oyuncak vesaire. 

    Çizgi roman konusunda ihtisaslaşma nasıl gündeme geldi?

    İş ciddiye binmişti artık. Malzeme bol, henüz çizgi roman koleksiyonerleri falan da yok. O zamanlar mütevazı rakamlara satılıyordu. Pul, para yığılıyordu dükkana. Benden önce rahmetli Hasan Kabakçı Beyazıt’ta, Çınaraltı’nda tezgâh açardı. Sergisinde çizgi roman da satan başka bir iki kişi daha vardı. Ama çizgi romancı olarak ilk dükkan benim. Pek bir şey bilmiyorduk, değersiz görüyorduk çizgi romanları. Okudukça, merak edip araştırdıkça, inceliklerini görüp konu hakkında bilgi sahibi olmaya başladım. Bir iki sene sonra işler değişti. Mezatlar başladı. Türkiye’de ilk çizgi roman mezatını 2001’de ben yaptım. Koleksiyonerler yavaş yavaş kendilerini gösterdi. Dükkanlar açılmaya başladı. 1990’ların başlarında yayınevleri aniden, yeteri kadar kazandırmadığı için çizgi roman basmayı bıraktı. Çizgi roman yayıncılığı bitti. Ve koleksiyoner sayısı birdenbire patladı.  

    Çizgi romanın satmamasının sebebi neydi?

    Çünkü insanları meşgul edecek başka şeyler vardı artık. Televizyon kanalları çeşitlenmişti, bilgisayar yaygınlaşmaya başlamıştı. Bayilerde çizgi roman bulunmuyordu. Biz eski sayıları satıyorduk. 

    O kopukluk ne kadar sürdü?

    1996’da Aydın Doğan grubu klasik çizgi romanları o güne kadar denenmemiş bir formatta, aylık yayınlamaya başladı. Arada o güne kadar Türkiye’de hiç yayınlanmamış bir çizgi roman da bastılar. Zagor’u otuz iki, Teks’i yirmi altı sayıya getirdiler. Üç yıl devam ettikten sonra bir anda yine bıraktılar. Sonra Aksoy grubu yayın yapmaya başladı. 2000’lerin başında sektör tekrar bir gaz aldı. Yoksa bitmiş, tükenmişti. O tarihten sonra bir daha da kesinti olmadı. Evvelden yayınevi ve yayın sayısı belliydi. Şimdi o kadar çok yayıncı ve çizgi roman var ki esnaf arkadaşlara dükkan yetmiyor. İtalyan ve Amerikan çizgi romanları devam ederken Japonya piyasaya Manga’yla girdi ve ortalığı alt üst etti. Çizgi roman matbaası sayısı belli. Manga matbaalara o kadar fazla iş çıkarıyor ki diğerleri sırada bekliyor. Şu anda çizgi roman satışı 60’lı, 70’li yıllardaki altın dönemiyle eşit durumda. Hatta piyasada daha fazla çeşit var. 

    Siz koleksiyon kastıyla toplamaya ne zaman başlamıştınız?

    1990’ların başlarında elimde artık ciddi bir çizgi roman birikimi vardı. Tezgâhtan dükkana geçtiğim dönemde gelen malzemeden önemli bulduklarımı kendime ayırıyordum. 

    Nelerdi onlar?

    En çok beğendiklerim Ken Parker, Teks’in ve Mister No’nun bazı sayıları. Toplamaktan ayrı, okumaktan ayrı zevk alıyordum. Ya dükkan ya ben gibi bir tercih yapmam gerekince sadece ilk sayıları tutmayı seçtim. Takımları sattım. 

    Mezat yapmayı sürdürdünüz mü?

    Hazırlaması ayrı, sunması ayrı zahmetli olduğu için 2006 yılında bıraktım mezat yapmayı. Zaten o zamana kadar bir meclis oluşmuştu. Pazar günleri arkadaşlarla dükkanda toplanıyorduk. Bir araya gelme, malzeme temin etme ve bilgi alışverişi için mezata çok ihtiyaç kalmadı. Kadıköy Pasajı 1990’ların başından 2010’ların sonlarına kadar çizgi roman merkezi konumundaydı. Sonra bazı arkadaşlarımızın vefatı, bazılarının da çarşıdan ayrılmasıyla bu vasfını yitirdi. Ama yine önemli sayıda esnaf var. 

    Çizgi romana ilginin zirve yaptığı bir dönem oldu mu?

    1990’lardan 2010’ların sonlarına kadar çok iyi bir ilgi vardı. Koleksiyoner sayısı çok arttı. Çok enteresan, güzel konuları toplayan arkadaşlar oldu. Seri toplayanlar, kapak ya da iç çizim koleksiyonu yapanlar… Önemli çizerlerin, koleksiyonerlerin, yayıncıların katıldığı programlar yapıyorduk. Son yıllarda Manga’nın piyasayı büyük ölçüde kaplamasıyla ilgi biraz dağıldı gibi. 

    Çizgi roman merakı sürüyor ama…

    Sürüyor tabii ama biz anlamıyoruz. 2000’lerden önceki çizgi romanlarda hikâyenin kurgusu bellidir. Kahraman asla ölmez. Her beladan kurtulmanın bir yolunu bulur. Kurt adamdır, yaratıktır bunun gibi fantastik ögeler çok nadir çıkar karşınıza. Kahramanınız kötülerle savaşır ve sonunda mutlaka yener. Bundan ibaretti hikayeler. Şimdi kurgu bambaşka. Bizim nesil anlamakta zorlandı.

    Peki aynı şeyleri okumaktan, toplamaktan sıkılmıyor musunuz?

    Aynı gibi görünen hikayelerdeki detaylara bakmaya başladığınız için sıkılmıyorsunuz. Zamanla çizere, çizgilerdeki inceliklere bakmaya başlıyorsunuz. Teks’i çıkaran firma normal derginin yanında maksi adıyla bambaşka bir seri daha çıkarıyor. Özel seri çıkarıyor. Büyük seri çıkarıyor ve bunu dünyanın çeşitli yerlerindeki ünlü çizerlere çizdiriyor. Arjantin’den, Venezuella’dan, Avustralya’dan çizerler çiziyor o sayıları. Yeni çizgiler deniyor. Zamanında ülkelerinde çok ucuza basılmış, unutulmuş çizgi romanları da okuduk biz. Sonradan başat kahramanlar olarak öne çıkan karakterler onlarda dolgu malzemesi olarak kullanılmış. Hulk var mesela ama daha adı sanı yok. Spiderman de öyle, önce yan karakter olarak çizilmişler, dikkat çektikleri farkedilince kahramana dönüşmüşler. Bu yenilikler hem merakımızı tazeliyor, hem yeni koleksiyon başlıkları veriyor bize. 

    Çizgi roman piyasasının en kıymetli parçaları neler?

    1950’lerde ilk çıkan çizgi romanlar oldukları için Pecos Bill ve Oklahoma çok değerlidir. Onların yayıncısı Alaaddin Kıral, Köroğlu’nu da çıkarıyor. 1939’da çıkan büyük boy 1001 Roman da çok değerli. Bunların iyi saklanmış serilerini bulmak, bir araya getirmek zordur. Zagor’un üç yüz elli’lik ilk serisinin bir numarası yok piyasada. Değerinin üstünde para verseniz bile bulunmaz. Diyelim ki nadir sayıları buldunuz ya da seriyi topladınız, alacak adam var mı? Öyle değerli ki kimsenin gücü yetmiyor almaya. Yirmi yıl önce basılmış doksan dokuzluk Zagor’u bir araya getirdiğinizde müşteri bulamıyorsunuz. 1938’de ilk çıkan Süperman serileri yurt dışındaki mezatlarda milyon dolarlara satılıyor. Biz Pecos Bill’e elli bin lira istediğimizde adamın gözleri açılıyor. Hadi bul o zaman! Yok! Aldığına duyduğun pişmanlık geçer ama almadığının pişmanlığını unutmazsın! Bu arada ilk sayılar önemli ama bütün ilk sayılar kıymetli olacak diye bir şart da yok. Bazen ilk birkaç sayı çok kolay bulunur. Yayıncı, satılacağını düşünüp bol miktarda basar. Piyasanın gerçek talebini görünce baskı sayısını düşürdüğü için sonraki sayıları bulamazsınız. Önceden neredeyse tüm müşterilerimiz büyük şehirlerdendi. Adam takasa gelirdi, seriyi tamamlayıp satardı. Öldüğünde elindeki malzeme bize geri dönerdi. Şimdi internet sayesinde dünyanın her yerine satyoruz. Giden mal geri gelmiyor. Pasta giderek küçülüyor ve fiyatlar artıyor. 

    Yurt dışından müşteriniz var mı?

    Öncelikle yurt dışındaki Türkler var. Ayrıca Ten Ten gibi belli bazı çizgi romanları toplayan yabancılar var, onlar da ulaşıyor bize. Ten Ten demişken onunla ilgili özel bir durumu söylemeden geçmeyeyim; zamanında yeteri kadar basılamadı mı, yurt dışından getirilemedi mi neden bilmiyorum, sahte Ten Ten’ler var Türkiye’de. “Madem gelmedi biz çizelim” dediler herhalde. 

    Biraz da tarihçe konuşsak, ilk çizgi romanlar dünyada ve Türkiye’de ne zaman çıkmaya başlıyor?

    Dünya genelinde çıkan ilk çizgi roman Yellow Kid, 1890’lar. Bizde 1900 başlarında gazetelerde çizgi bantlar var. Osmanlıca dergilerde tam sayfa çizimlere de rastlıyoruz. İlk müstakil dergi olarak da 1001 Roman’ı alırız. Çocuklar için yayınlanmıştır. Onun tarihi 1939. Adıyla sanıyla çizgi roman olarak yayınlanan ilk dergi ise Pecos Bill. 

    Pecos Bill ne zaman yayınlanıyor?

    1950’ler. İtalyan’dır Pecos Bill. 1950’lerde önce dünyada çıkmış, kısa bir süre sonra yayıncı Alaattin Kıral Türkiye’de yayınlamaya başlamış. Tutmuş da. Bir ara devlet politikası gereği Pecos Bill ismi yasaklanmış. O dönem Koca Teks adıyla yayınlanmış. Konu Mahkemeye taşınmış, kazanmışlar tabii. Pecos Bill’in ardından Oklahoma çıkıyor. Çok nadir bir seridir, kolay kolay bulunmaz. Yine aynı yayıncı Alaattin Kıral, Köroğlu’nu da çıkarıyor 50’lerde. 

    İlk orijinal Türkçe çizgi roman Köroğlu’dur diyebilir miyiz?

    Köroğlu ilk müstakil çizgi roman dergisi. Fakat Türk yapımları olsa da 1950’ler ve 60’larda İtalyan çizgi romanları hâkim piyasaya. Pecos Bill iki yüz on dört sayı çıkmış. Arada bir seri Koca Teks var. 1956’da Teksas Tommiks gelmeye başlıyor. O da İtalyan’dır ama olaylar Amerika’da geçer. Teksas ve Tommiks bizim koyduğumuz uydurma isimler bu arada. Teksas’ın asıl adı Black, Tommiks’in ki ise Capitan Miki. Kapak resimlerini Samim Utkun çiziyor. Hemen onların arkasından Kinova var. 1950 – 60 arası başat kahramanlarımız bunlar. Hepsi İtalyan. 50’lerde Amerikan yapımı Batman ve Süperman’i de deniyor bir yayınevi. Ama tanıdığız kahraman tiplemesine yakın olmadıkları için İtalyan karakterler kadar tutulmuyor onlar. 

    İtalyan tarzının kabul görmesinin sebebi ne?

    İtalyan çizgi romanlarında kahramanlar çok gerçektir, hikayeler ve ahlaki değerler bize yakındır. Amerikan süper kahramanlarının evreni başka bir kere. Anlaşılmıyor o yıllarda. İnsanlar ancak 1970’lerde hazır oluyor onların maceralarına. Amerikalıların 1960’larda okuduğu maceraları biz 80’lerde, yirmi yıl sonra okuduk. 

    Yabancı çizgi romanlar birebir mi basılıyor? Hikayelere ve çizgilere müdahale ediliyor mu?

    Politik mesajlara ufak tefek müdahale edildiği oluyor. Çizgilere müdahale edilmiyor ama. İçerik uygun görülmemişse bir hikaye ya da bir sayı yayınlanmayabilir. Mesela Tay Yayınları 80’li yıllarda Ken Parker’da böyle bir müdahalede bulundu. Adamımızı bir yerde bıraktık. 15 gün sonra bambaşka bir yerde yaralı, bakıma muhtaç bir halde bulduk. Arada ne oldu? Grev kırıcıların adamı olarak bir greve sızmış ve orada yaralanmış. Biz o bölümü okuyamadık. 

    Nasıl öğrendiniz kopukluğun sebebini?

    Aramızdan biri yayınevini aradı, oradan öğrendik maceradaki kopukluğun sebebini. O zamanlar yayınevlerine mektupla ulaşıp beğenilerinizi, isteklerinizi iletmeniz kolaydı. Yayınevine gittiğimiz de olurdu. Genellikle bizi dinler, sorularımıza cevap verirlerdi. Cevabını yıllar sonra bulduğumuz şeyler de oldu tabii. 

    Türkiye’de koleksiyon konusu olmuş çizerler kimler?

    Kapak çiziminde en önemli isim Aslan Şükür’dür. Tay Yayınları, daha önce çıkmış ama satmamış Zagor ve diğer çizgi romanları piyasaya sürerken kapakları Aslan Şükür’e çizdirdi. Karakteri çok canlı renklendiriyordu Aslan Şükür. Onun kapaklarının bir albenisi vardır. Ben buradayım diye bağırır adeta. Başka önemli kapak ressamlarımız da var. Ömer Muz onlardan biri. Onlardan önce Samim Utku vardı. Kapakta bu isimleri görüyorduk biz. Yerli çizgi roman denince akla gelecek en büyük ustaysa, Karaoğlan’ı yazan ve çizen Suat Yalaz’dı. Geçen sene rahmetli oldu. Hızır Bey’in çizeri Talat Güreli, Kara Murat’ın çizeri Abdullah Turhan, Tarkan’ı çizen Sezgin Burak da Türk çizgi roman çizerleri arasında önemli isimler. 

    Yabancı dergilere yerli çizerlerin kapak çizmesinin sebebi ne?

    Kapak ayrı gelir çünkü. O ayrı bir maliyettir. Telifi yüksek olduğu için yayıncı yerli çizerle çalışmayı tercih eder. O yüzden yabancı çizgi romanların yüzde 90’ının kapağı yerli çizerler tarafından yeniden çizilmiştir. Ayrıca yayınevi birkaç sayıyı bir arada basar, seriyi toplar cilt yapar. Bütün bunlar için kapak ihtiyacı doğar. 
    Siz piyasada ilk sayı çizgi roman koleksiyoneri olarak tanınıyorsunuz. Peki çizgi roman dışında koleksiyonunuz var mı?

    35 yıldır bir numara, ilk sayı çizgi roman koleksiyonu yapıyorum. Fakat asıl ciddi koleksiyonum mizah. Osmanlı’dan itibaren çıkmış sekiz yüz mizah dergisinin yedi yüz seksen tanesi bende var. Mizah konusunda Türkiye’de bir numara olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca tesbih, kalem, çakmak da topluyorum ama mizah dışındaki başlıklarda iddialı değilim. Esnafın koleksiyon yapması zordur. Bu yüzden aramızda koleksiyoner sayısı azdır. Toplamaya başlarsanız satmaya kıyamazsınız ve esnaflık yapmanızın manası kalmaz. Ben o yüzden çizgi romanda sadece ilk sayıları toplamayı seçtim. Piyasada ‘Bir numaracı’ olarak bilinirim. Bazen biri gelir, “Tek eksiğim kaldı, falanca derginin 1 numarası!” der, çıkarır koleksiyonumdakini veririm. Yine bulabileceğimi düşünürüm. 

    Esnaflığınız koleksiyonerliğinizin önünde, yani?

    Maalesef öyle. Bunca yıldır bir numaracı olarak tanınmanın da bir bedeli var. Müşteri istediğinde temin etmeniz gerekir. Koleksiyoncular enteresan insanlardır. Aradığını bulamazsa uykuları kaçar. Kuma gibidir bu iş. Vaktinizi alır, paranızı alır, ilginizi alır. Bir parçanın peşine takıldığınızda başka bir şey düşünemez olursunuz. Hastalık, ama sorun bakalım iyileşmek isteyen var mı? Ben rastlamadım. Ne topladığımızın bir önemi yok, hepimizde hafif bir kırıklık var. Çizgi romansa bambaşka. Çocukluğunu tekrar yaşamak için ya da hatıralarını tetiklediği için toplayabilir insan. Bir kere takılmaya görsün, önce seriyi tamamlamaya girişir. O bitince kondisyon yenilemeye geçer. Onu tamamlayınca devam etmenin başka bir yolunu bulur… 

    Kırk yıldır okuduğunuz dergiler arasında vazgeçilmezleriniz var mı?

    Olmaz olur mu! Mesleği bırakırsam 50 kere okumama rağmen hâlâ zevk aldığım Red Kit, Ten Ten, Asterix, Ken Parker gibi bazı çizgi romanları ayırırım kendime. Onları okumaktan da çizgilerine bakmaktan da hiç sıkılmayacağım…

    Related Posts

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.