Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Nadir Söyleşiler - pul piyasası yeniden yükselişe geçti

    pul piyasası yeniden yükselişe geçti

    2020 Yaşar Temiz, filateli koleksiyoncularının yakından tanıdığı bir isim. Pul toplamanın bugüne nazaran çok daha muteber olduğu 1970'li yıllarda, şans eseri başlamış koleksiyon yapmaya. O zamanlar, harçlığını çıkarmak için çalışmak zorunda olan bir üniversite öğrencisi. Bütün sermayesi, mütevazı bir bütçe ve büyük bir merak. Topladıkça ilgisi artmış, ilgilendikçe de devamı gelmiş. 1980'lerin başında kurulan Burak Filateli, 40 yıl içinde Türkiye'den hatta dünyadan önemli koleksiyoncuların uğrak yeri konumuna ulaşmış. Binlerce müzayede yapmış Yaşar Bey. Bir o kadar katalog hazırlamış. Milyonlarca evrak görmüş. Sahanın en önemli isimlerini yakından tanımış. 4 kitap hazırlamış... Gelin Yaşar Temiz'in değerlendirmelerine birlikte kulak verelim...
    Nisan 21, 2021
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

     

    Esnaf bu işlere kendi koleksiyonunu satarak başlar denir. Sizinki de öyle mi oldu?

    Benimki çok farklı. 1973’te Sivas’tan üniversite okumaya İstanbul’a geldim. Ticari İlimler Akademisi’ni kazandım. Çalışmaya ihtiyacım vardı. Ticaret lisesi mezunuyum, muhasebem çok iyiydi. Petrol Ofisi Bölge Müdürlüğü’ne girdim. 21 – 22 yaşlarındaydım. Çalıştığım ofis Nişantaşı’ndaydı. Orada çalışırken pul merakım başladı.

    Eskiden ilginiz var mıydı?

    Hayır, hiç yoktu. Ailemde, çevremde kimsede de görmedim. Evimizde çok güzel küçük objeler, lambalar falan vardı. Sivas’a göre enteresan şeylerdi. Babamın merakı varmış herhalde ama ben farkında değildim… Çalışmaya başladım. İş yerine mektuplar geliyordu. Onların üzerindeki pulları almaya başladım. O merak beni araştırmaya itti. Ve böylelikle girdim bu işlere. 1980’lerin başında okul bitti. Nişantaşı’nda kendi muhasebe ofisimi açtım. Bitişiğindeki dükkanı da tuttum ve koleksiyon pulları alıp satmaya başladım. 

    Nasıl bir pul piyasası vardı o yıllarda?

    Gayr-i Müslim’ler Türkiye’den ayrılmadan önce bu işlerin çok meraklısı varmış. 1950’li yıllarda Yüksek Kaldırım’ın komple pul işi yapanlarla dolu olduğu anlatılır. Daha çok Yahudiler, Rumlar, Ermeniler yapıyordu bu işi. 70’lerden sonra yaygınlaşmaya başlamış.

    Azınlıklar sadece ticaretini mi yapıyor yoksa toplayanlar da mı onlar?

    Ticareti de onlarda, müşteriler de genellikle onlar. Ama 1930’larda Ali Nusret Pulhan diye biri var, önemli bir isim. İranlı ya da Azerbaycan’dan gelmiş. Nereli olduğu tam bilinmiyor. Pul alıp satıyor. Kitapları da var. Bilinen, bu işlerle meşgul olan en eski Müslüman o. 80’lerde, ben başladığımda Gayr-i Müslimlerin çoğu gitmişti. 

    Siz başladığınızda pul piyasasında kimler iş yapıyordu?

    Salih Kuyaş, Berç Arsen, Kamer Arıkan, Yusuf Levent. Bu 4 meslektaşım da vefat etti, Allah rahmet eylesin. Erol Akkaya, Şükrü Bahadır, Arman Arıkan devam ediyor. Tünel’in köşesinde Atilla diye bir arkadaş vardı, hem pul hem para işi yapıyordu. Karşıda, Bahariye Caddesi civarında birkaç arkadaş vardı. Nişantaşı’nda ben vardım, Ziya Ağaoğulları ve Hayg Papazyan ile birlikte 10 – 15 dükkan kadardık.

    Müşterilerinizin nasıl bir profili vardı?

    O zamanlar çok üst seviye insanlar pul topluyordu. Milletvekilleri, bakanlar, iş insanları, varlıklı insanlar… 1950’lerde pula yatırım aracı gibi bakılıyor. Postaneden aldığınız pulu kapıya çıktığınızda iki katı fiyata satabiliyorsunuz. İnsanlar borsa gibi, para kazanmak için pula girmiş. Çoğu koleksiyoncu değil. 

    1980 sonrasında pul piyasasında ciddi bir gerileme olduğu anlatılıyor. O tarihlerde bu işe girmek riskli değil miydi?

    Risk aldım ama şansım da yaver gitti. Pula başladım, Pul Derneği varmış İstanbul’da. Nerede olduğunu bilmiyordum, aradım biraz. Neyse bulduk. Beyoğlu’nda bir yer. Üye olmak için başvuru yaptım. İki tane referans istiyorlar. Başka da birçok şartları var. 

    Size kim referans olmuştu?

    Beni kim tanıyacak? Kimseyi tanımıyorum ki! Topluyorum sadece. Yüksek Kaldırım’a gidiyorum, Cumhuriyet Dönemi Türk pulları alıyorum. Petrol Ofisi’nde çalışıyorum. Belli bir maaşım var… Derneğe üye oldum neticede. Bir sene sonra idare heyetine girdim. Çok hızlı ilerledim. Ciddi bir şekilde toplamaya başlamamla dükkan açmamın arasında bir sene var. Çok hızlı karar verdim. O dükkan sayesinde çok büyük koleksiyonlar aldım, sattım.  

    Kimlerin koleksiyonlarını almıştınız? İsim hatırlıyor musunuz?

    Çok isim var. Ara Garbinyan, Ethem Deriş, Levent Kip, Eski Bakanlardan Hadi Hüsman, Fikret Kosaş, Albert Haskıya, Tevfik Kuyaş. Kuyaş, 1950’li yıllarda NATO inşaatlarını yapan şirketin sahibiydi. Ayrıca yurtdışına gitmiş Gayr-i Müslim koleksiyoncuların koleksiyonlarını da aldım. Aklıma gelmeyen daha birçok isim var.

    Piyasaya girdiğinizde bilgi eksiğinizi kapatmış mıydınız?

    Çok araştırıyordum ama eminim o zaman sattığım şeyler arasında yanıldığım çok şey olmuştur. İyi koleksiyonlar alıyordum, iyi malzeme bulunuyordu bende. O yüzden de Türkiye’nin en iyi koleksiyoncuları müşterimdi. 
     
    1980’lerde pul piyasasının en iyi alıcıları kimlerdi desem birkaç isim verebilir misiniz?

    Yalçın Bicioğlu, Bülent Papuçcuoğlu, Kayhan Akduman, Vedat Erbahar, Selim Dayan, Faruk Cillov gibi isimler 1980’li yılların en iyi koleksiyoncularıydı. Coşkun Cinkılıç vardı, Hema’nın Genel Müdürü’ydü. 16 Ocak 1983 tarihinde İstanbul Filateli Derneği’nin tertiplediği bir müzayedeye katılmak üzere İzmir’den İstanbul’a gelmişti. Müzayededen sonra Ankara’ya dönerken uçak kazasında vefat etti; Allah rahmet eylesin. 

    İlk müzayedeyi ne zaman yaptınız?

    11 Eylül 1983.

    O tarihlerde pul müzayedesi yapılıyor muydu?

    Dernekte yapılıyordu. Bir arkadaş daha önce bir iki kere denemişti. Ben ilk müzayedemi o zamanki Sheraton Otel’de yaptım. Antikacılar bile otel müzayedesi yapmıyordu o yıllarda. 

    Siz neden gerek duydunuz otel müzayedesi yapmaya?

    Gençliğin verdiği bir ataklık vardı herhalde. Mal bulma konusunda da çok iyiydim. Hem alıcılarla, hem satıcılarla iyi anlaşıyordum. İşi bir adım daha ileri götürmek istedim. Basın, o zamanlar böyle şeylerle çok ilgilenirdi. İlk müzayedenin ertesi günü, sabah uyandım. Yan komşu elinde Hürriyet Gazetesi’yle gelmiş. Büyük bir haber; “Bir pul 150 bin liraya satıldı!” 80’li yıllarda yapılan müzayedelere basın çok ilgi gösteriyordu. Otellerde de pek etkinlik yoktu. O kadar ucuza tutuyordum ki salonları. Bir hareket olsun, basında haberleri çıksın diye büyük kolaylıklar sunuyorlardı. İkram parası bile değildi verdiğimiz para. 90’lardan sonra o işler de çok değişti.

    Önemli koleksiyonerler kendileri mi katılıyorlardı, yoksa onlar adına alım yapanlar mı geliyordu?

    Çoğunlukla kendileri geliyordu. Enteresan hadiseler yaşanıyordu müzayedelerde. Bazen malzemenin çıktığı fiyatlara ben bile şaşırıyordum. Belki de o zamanki acemiliğimden, bilmiyorum… 2000’lerin başıydı galiba. Bir arkadaş bazı mallar getirdi. Batılı bir fotoğrafçının çektiği Osmanlı fotoğrafları albümü var aralarında. Şahane fotoğraflar… Ayrıca bir tane de küçük fotoğraf var. İlaç firmalarından birinin kurucusu olan eczacı bir şahsın fotoğrafı. Nevzat olabilir, emin değilim. Bahsettiğim albümü almak için Fransa’dan iki kişi geldi. Ahmet Abut ve Pierre de Gigord. İkisi de koleksiyoner. Aynı gün Librarie de Pera’nın kitap müzayedesi vardı. Erken geldiler, mallara baktılar. Albüm 300 bin liradan başlıyor. Ahmet Abut dedi ki “Kitap müzayedesine gideceğim, yetişemeyebilirim. 600 bin liraya kadar bana al bunu.” Gigord’un yanında bir Türk vardı. O da “Bu albüm kaçta çıkar?” diye sordu. “Başladıktan 1 saat sonra falan çıkar herhalde” dedim. Müzayedenin nasıl bir hızla geçeceği belli olmuyor sonuçta. Onlar da gitti. Müzayede başladı. Sıra albüme geldi. 600 bin lira pey var ama başlangıçta ne kadar pey verilirse onunla başlıyoruz. “300 bin lira var!” dedim, artıran yok. 300 bin liraya sattım. Ki 600 bin lira bile o albüm için azdı bana kalırsa. Sıra eczacının fotoğrafına geldi. 10 bin liraya çıkıyor. Normalde 5 bin liraya verseler almam! Ama artmaya başladı. Bir anda 30 – 40 – 50 – 100 bin lira oldu. Salon kalabalık. “Beyler, bu resim değil, küçük bir fotoğraf!” dedim. Artış inanılmaz! Ama artmaya devam etti. 150 – 200 – 250 bin oldu. Yine itiraz ettim. En son 450 bin liraya biri aldı. Akıl alır gibi değil! 600 bin liraya satılacak mal gitmedi, 10 bin liralık bir parça 450 bin liraya çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam Mustafa Nevzat’ın torunuydu katılanlardan biri. Dedesinin fotoğrafını almak için fabrikanın genel müdürünü göndermiş. Karşısındaki de Kadıköy’de bir eczacı, eczacılık topluyor. O eczacı aldı neticede, torunu alamadı. O zamanın 450 bin lirası bugünkü parayla 3 – 4 bin dolar. 

    Pul piyasasının kıymetli parçaları hep aynı mıdır? Yoksa bir dalgalanma olur mu?

    Dönem dönem değişebilir ama nadir parçalar her zaman kıymetlidir. Mesela Birinci Londra Serisi vardır. Bütün dünyada ilgi görür. Osmanlı’nın ilk resimli puludur. Sultan Reşad’ın resmi vardır o pullarda. 1914’te Londra’da basılmıştır. 1935’te Kadınlar Kongresi yapılmış Türkiye’de. Onun pulları da çok nadirdir. Konu olarak da çok ilgi görürler. Bizim bir şansımız var, dünyanın en nadir pulları bizde.

    Neden?

    Az basılmış ve çok biriktirilmemiş, saklanmamış. Cumhuriyet’in ilk yıllarında 50 bin, 100 bin falan basılıyor. 10 bin basılan seriler var. 2 tür pul var, biri sürekli pullar. Onlar çok basılıyor. Diğeri de bir amaç için çıkarılan hatıra pulları. Bu hatıra pullarından 2 bin adet basılan bile olmuş. Osmanlı pulları genellikle az basılmıştır. 1921 – 35 arası Cumhuriyet pulları da nadirdir. Asıl kıymetli olanlar Ankara Hükümeti pullarıdır. Ankara’da Meclis açıldıktan sonra, saltanat kaldırılana kadar iki hükümet var Türkiye’de. Ankara ve İstanbul Hükümetleri. Osmanlı, vergiyi fiskal pulları aracılığıyla topluyor. Tapu işlemlerinden tiyatro biletlerine kadar her işlem için fiskal pulu bastırılmış. Ankara Hükümeti, kendi pullarını bastırana kadar o Osmanlı fiskallerini sürşarjlayıp kullanmış. Bunlar az oldukları için çok kıymetlidir. Osmanlı’nın ilk tuğralı pulları da kıymetlidir. O dönemde basılan pulların hepsinde kök boya kullanılıyor. O yüzden bozulmazlar, renkleri solmaz. 1950’lere kadar pullarımız iyi ve az sayıda basılmış. 50’lerden sonra, enflasyon yıllarında talep çok olunca ona göre arz yapılmaya başlanmış. O zamana kadar 100 bin basılan hatıra pulu, bir anda 2 milyon basılmaya başlanmış. Baskı kalitesi de düşmüş. Son yıllarda baskı kalitesi yine yükseldi. Pul piyasası yeniden yükselişe geçti. Meraklısı da toplayanı da çoğaldı. 
     
    Koleksiyoner sayısı ne zaman azalmaya başlamıştı?

    Asıl düşüş 1960’lardan sonra olmuş. Azınlıkların 70’lerde Türkiye’den ayrılması sebebiyle piyasa eski hareketliliğini yitirmiş. Şimdi yine çok meraklı insan var. Türkiye çok değişti. Anne babamızın nesline kadar Anadolu insanı hep yokluk içindeymiş. Zaten nüfusun büyük kısmı göçlerle gelmiş. Ben Sivaslıyım, ailem 93 muhaciri. Sivas’ın bir kısmı da Balkanlardan gelmiş. O yokluk içinde insanların aklına bile gelmemiş bir şeyler toplamak. Ticaret de Gayr-i Müslimlerin elinde. Ama şimdi çocuklarımız dünyayı biliyor. Merakları da ona göre değişti. 

    Sizin müzayedeleriniz piyasayı nasıl etkiledi? Başka satıcılar da müzayede yaptı mı?

    1983’ten beri hiç ara vermeden yapıyorum. Yaklaşık 1000 müzayede yapmışımdır şimdiye kadar. 90’lardan sonra antika, resim, kitap gibi konularda da müzayedeler yapmaya başladım. Ama asıl alanım hâlâ pul, koleksiyon pulları. Son zamanlarda pul müzayedesi yapan 3 – 4 kişi daha var. 80’lerin ilk yarısında otellerde antika müzayedesi yapan da yoktu. Antik A.Ş’nin sahibi Turgay Artan Ankara’da pul işi yapıyordu. İstanbul’a geldi ve antika işine girdi. Müzayede yapmaya başladı. Ondan sonra Portakal Sanat Evi başladı. Rafi Portakal’ın babası, daha eski tarihlerde evlerde müzayede yaparmış. 90’ların başında sayı epeyce çoğaldı. Şimdi her yerde, her dakika bir şey var. Ben bile yetişemiyorum.  

    Bugün Nişantaşı önemli bir merkez. 80’lerde nasıl bir ortam vardı?

    Yine dükkanlar, bu işle uğraşanlar vardı ama çok yaygın değildi. Kadıköy bile öyleydi. Eskicilere giderdim. Tellalzade’de de, sadece girişte bir dükkan vardı. Şimdi tamamı antikacı oldu. Pasajların içleri doldu. Bırakın antikacıyı, eskici bile çok değildi. Türkiye değişince yansıması da kaçınılmaz oldu.

    Değişimi ne zaman farkettiniz?

    Özal yıllarında piyasa çok hareketlendi. Ve bize hemen yansıdı. En güzel zamanlarımızdı diyebilirim. Şunu eklemek lazım tabii. Bizim işte iyi bir parça bulursanız her zaman ve şartta satmanız kolaydır. 900 tane Osmanlı pulu var. Bunların içinde 20 tanesi çok kıymetli. O 20 – 30 pulu bulursanız müşteri en sıkışık zamanda bile eksiğini tamamlamak için alır. İyi mal her dönemde satılır. 

    Sahaflar 2000’li yıllardan itibaren iyi, nadir kitap bulmakta zorlandıklarını söylüyor. Pul piyasası için durum ne?

    Bizde de aynı. 80’li yıllarda çok eski ev vardı. Gazete ilanı veriyordum, çağırıyorlardı. Apartmanlaşma bu kadar fazla değildi. Eve gidiyordunuz, çatı katları dolu… 1983’te bir evden çağırdılar. Gittim, 1000 tane İngiliz kartpostalı. Benim için İngiliz kartpostallarının çok fazla önemi yok. O sırada ev sahibi içinde damgalar olan bir zarf getirdi. Zarflardan kesilmiş, çok nadir, kıymetli damgalar… Kartların hepsini 30 liraya alacaksam o zarfa 300 lira veririm. Hediye ediyor bana! “Başka var mı?” diye sordum. Çatı katında 1900’lerden kalma dünyanın zarfı varmış. Ne yazık ki biri damgaları kesmiş. Zarflar tam kalsaydı çok büyük paralara satılırdı. İnsanlar sadece pul kıymetli sanıyor. Oysa posta damgası denen ayrı bir alan var. 

    Damgayı kıymetli kılan ne?

    Osmanlı İmparatorluğu’nda belli merkezler var. İstanbul, İzmir, Ankara, Selanik, Mekke, Kudüs… Buralardan daha çok posta gönderiliyor. Ama küçük kasabaların, kazaların posta hacmi sınırlı. Zaten okur yazar sayısı çok az. Oraların damgasını taşıyan zarf bulmak çok zordur. Libya’dan Trablusgarp çıkar, Bingazi çıkar ama ismi bile duyulmamış bir kasabanın damgasını bulmak çok çok zordur. O damgalar puldan da önemlidir. 

    Bir pulu ya da damgayı, zarfı kıymetli kılan kriterler neler? 

    Pulu kıymetli kılan şey nedretidir. Az basılmış olacak! Zarfı kıymetli kılansa üzerindeki damgası. Sivas’ın, Diyarbakır’ın bir kazasının damgasını taşıyan zarf, İstanbul damgalı zarftan çok daha nadir olduğu için daha kıymetlidir. Malzemenin nadir olması kadar o malzemeyi toplayan birilerinin de olması önemli tabii. Araplar kendi topraklarına ait malzemeye çok ilgi gösteriyor. Pul toplamıyorlar ama Osmanlı posta damgasına iyi para veriyorlar. İsrail’den yine çok iyi koleksiyonerler var. Libya’nın iyi döneminde orada da iyi koleksiyonerler vardı.

    Posta Tarihi koleksiyonerliğinin tarihi de pul kadar geriye gidiyor mu? 

    Avrupa’da, baştan beri posta tarihi toplamış insanlar var. Pul basımı dünyada 1840’larda başlıyor. Osmanlı’da ise 1862’de. Posta haberleşmesi başladığı günlerde, eş zamanlı olarak koleksiyon da başlamış. 

    Osmanlı topraklarına dair malzemenin toplanması da o kadar geriye gidiyor mu?

    Evet! Buna rağmen yeteri kadar toplanamadığı, çok sık kullanılmadığı için damganın da çok nadirleri var, pulların da. Pulda nadirlerin sayısı çok az ama damgada öyle değil. Tam sayı bilinmemekle birlikte Osmanlı topraklarında 5 ila 7 bin çeşit arasında damga var. Kitaplara geçmiş olanların sayısı bile 3 bin civarında. Bir de bilinmeyenler var. Hiç görülmemiş! Kullanıldığı biliniyor ama örneği çıkmamış. Hâlâ yeni gördüğümüz damgalar çıkıyor. Bir evden mal çıkıyor, bir bakıyorsun hayatında görmediğin bir damga var üzerinde. Bazı zarflar yurt dışına gitmiş. O yüzden Amerika’dan, Avrupa’dan, hiç beklenmedik yerlerden malzeme çıkabiliyor. 

    Dünya piyasalarını da takip ediyor musunuz?

    Hepsine olmasa da bakmaya çalışıyorum. Bazen müzayedeye katılmak için gittiğim de oluyor. 
     

     

    En fazla nerede Osmanlı malzemesi çıkıyor?


    İngiltere’de her zaman daha fazla şey çıkıyor. Fransa’da, Almanya’da oluyor. Amerika’da da var tabii. Ben pul toplarken aynı zamanda Osmanlı Posta Tarihi de topluyordum. O zaman daha yakından takip ediyordum. Posta tarihi koleksiyonuyla yurt dışında birçok sergiye katıldım. 100’e yakın altın madalyam var. Büyük sergilerden ödüller aldım. 

    Posta tarihi koleksiyonunuzun çerçevesi neydi?

    Osmanlı topraklarının her yerinden damga topladım. 1840’tan, ilk negatif damgalardan başlayarak pul üzerindeki örnekleri de dahil hepsinin koleksiyonunu yaptım. 

    Sayı verebiliyor musunuz?

    Bir ara 3 bin çeşit damgam vardı. 1862 – 67 arasında bir dönem vardır, o döneme ait 800 çeşit damga toplamıştım. Sırf Osmanlıca yazılı, eski tip damgalar. Daha sonra Fransızca – Osmanlıca yazılı olanlar da kullanılıyor. 

    Bu koleksiyonunuz duruyor mu?

    Hayır! Dağıldı. O başlıktan çekildim. Oğlum için yaptığım bir koleksiyon var şimdi. Ama hâlâ en sevdiğim konu odur. 

    Posta tarihi toplamaya ne zaman başlamıştınız?

    Pul toplamaya başladıktan sonra bir evden koleksiyon aldım. Orada gördüğüm zarflar hoşuma gitti. Beğendiğim zarfları ayırmaya başladım. Sonra da ne bulursam bakmak adetim oldu. Ayrıca müzayedelerden de aldım. 

    Posta tarihi toplayan başka kimse var mıydı?

    Tabii, yurt dışından da, Türkiye’den de posta tarihi koleksiyonu yapan isimler vardı. Ziya Ağaoğulları, Hilmi Bayındır aklıma gelen ilk isimler. Hilmi Bayındır eskiden beri topluyordu. Harem Oteli’nin sahibiydi. 1980’lerin başında kitap yapmaya karar vermiş ve bir hattat tutmuş. Hattat’ı otele yerleştirmiş. Adamın tek işi silik, eksik damgaları aslına uygun çizmek. Eksikleri tamamlattıktan sonra, 1990’larda, 4 cilt kitap bastırdı. Daha sonra İSFİLA da bir çalışma hazırladı. Çok önemli işlerdi bunlar. 

    Posta Tarihi bakımından yurt dışında mı Türkiye’de mi daha iyi koleksiyonlar var?

    İçerde de var ama dışardakiler çok kuvvetli. Mesela Joseph Hackmey diye bir İsrailli var. Osmanlı Posta Tarihi topluyor. Dünyanın en büyük ve güzel Osmanlı Posta Tarihi koleksiyonlarından biri onundur. 

    Kartpostalla da ilgileniyorsunuz değil mi?

    Evet, kartpostalı ilk başlatanlardan biriyim. 1980’lerin başlarında biz kartpostallara arkasındaki pul için bakardık. 

    Kartpostal koleksiyonu yapan kimse yok muydu?

    Birkaç kişi vardı. Damgalı olanları, postadan geçmişleri ayırırdık. Gerisini, çağırır birine verirdik. O zamanlar Herman Boyacıoğlu diye bir esnaf vardı. Bu işi ilk yapanlardan. 70’lerden beri kartpostal alıp satardı. Sonra biz de müzayedelere kartpostal koymaya başladık.

    Posta tarihi kapsamında mı koyuyorsunuz?

    Hayır, damgalı olanlar ayrı. Bunları sadece kartpostal olarak satıyoruz. 1989’da müzayedelere kartpostal koymaya başladık. İlgi görünce de devam ettik. O tarihlerden önce hiç ilgilenmiyorduk ne yazık ki. İki tip kartpostal vardır. Özel basım kartpostallar ve fotokartlar. Genelde siyah beyaz olur fotokartlar. Onlara önem vermezdik. Yıllar önce Beşiktaş’ta bir eve çağırmışlardı. Eski bir ahşap ev, yaşlı bir karı koca. Adam koleksiyon yapmış. Binlerce şahane fotokart var ama bana uymuyor. Almadım. Bir iki sene sonra Mecidiyeköy’de bir esnafta yine fotokart buldum. Hoşuma gitti, aldım ve sırf fotokart müzayedesi yaptım. Öyle fiyatlara satıldı ki inanamazsınız. Ondan sonra fotokart da ilgi alanımıza girdi. 

    Kartpostala ilgi o tarihlerden sonra hep devam etti mi yoksa geçici bir rüzgar mıydı?

    Bu işlerde hep böyledir. Fiyatlar dönem dönem değişir. Şimdi de talep var ama her zaman çok hareketli değil kartpostal piyasası. Bazen bazı kartlar çok yükseliyor. Bir dönem 100 liraya zor sattığınız bir kart, bir anda 500 liraya çıkabiliyor. İnsanların piyasaya girmesiyle çok değişiyor fiyatlar.  

    Pul piyasası da bu kadar değişken midir?

    Şöyle söyleyeyim; 2 yeni kişi çıksa, fiyatlar birdenbire yükselir. Çünkü zaten nadir parçalar piyasaya çıkmıyor. Bulmak kolay değil. Bu yüzden piyasaya giren her yeni insan fiyatları değiştirir. 

    Peki fiyatların düştüğü de oluyor mu?

    İyi pullarda çok düşmez. Sıra pullarda olabiliyor öyle şeyler. Bu işleri iyi bilmeyenler her şey kıymetli sanıyor ama öyle değil. 1938 öncesi genel olarak iyidir. Ama o tarihten sonra çok zayıf dönemler var. Bizim işte mühim olan iyi koleksiyon bulmak. Öyle bir şey bulursanız o seneniz iyi geçer. Ama iyi koleksiyonların sayısı çok değil. 

    Hâlâ çıkıyor mu iyi koleksiyonlar?

    80’lerde evlerden çok zarf vesaire çıkardı. Şimdi ancak bilinen bir koleksiyoncudan mal alabiliyoruz. Eskisi gibi sürpriz kalmadı. 

    Pul koleksiyonculuğunda en değerli pullar, dönemler hangileri?

    Osmanlı’da, 1863 – 1870 arası pulların çoğu nadirdir. Bir de nadir seriler var. Mesela savaş yıllarında, kullanımdan kalkan eski pulları sürşarj yaparak yeniden piyasaya sürmüşler. Böyle seriler var. 1915’te 6 yıldız serisi, 1917 PTT serisi… 1922’den 1935’e kadar bütün pullar iyidir. Ama yakın tarihlerde de kıymetli pullar var. Mesela 2000’li yıllarda çıkan pullar toplanamamış. İnsanların alım gücü düşmüş herhalde ki o dönem atlanmış. Şimdi o tarihler çok aranıyor. Bir de tabii PTT’nin az bastığı seriler var, onlar da nadir oluyor. 

    Efemerayı keşfiniz nasıl oldu?

    Efemera, biliyorsunuz günlük hayatta kullanılan ve sonra atılan kağıtlar demek. Piyango bileti, vapur bileti, fatura… Her şey olur. 1980’lerde de enteresan bir şey geldi mi hoşumuza gidiyordu. 1900’lerin başına ait bir fatura, öyle güzel süslemesi var ki! Yahut bir kartvizit. Böyle güzel parçaları bir kenara ayırıyorduk. Sonra müzayedelere koymaya başladık ve ilgi gördüklerini farkettik. Böylelikle ayrı bir piyasa oluştu. Şu anda puldan sonra en iyi piyasamız efemera.

    Kitap müzayedeleri de yapıyorsunuz değil mi?

    Genelde Türkiye ile ilgili yabancı dillerde basılmış kitaplarla ilgileniyoruz. 1500’lerden 1900’lere kadar çok güzel, gravürlü kitaplar basılmış. Antika müzayedelerimize bunlardan örnekler koymaya çalışıyoruz. Toplu bir kütüphane gelirse onu eritmek için sadece kitap müzayedesi de yapıyoruz. 13 Aralık’ta sitemiz üzerinden online olarak yapacağımız bir kitap müzayedemiz olacak. 

     
    Senede kaç müzayede yapıyorsunuz? Bir periyodunuz var mı?

    80’li, 90’lı yıllarda katalog çıkarmak zordu, çok hazırlık yapmak gerekiyordu. 2 ya da 3 ayda bir yapabiliyorduk. 2000’lerden sonra işler çok kolaylaştı. Bilgisayarlarla birlikte müzayede hazırlıkları rahatladı. Şu anda ne kadar eser gelirse o kadar yapmaya çalışıyoruz. Bir periyodu yok. Müzayede tarihlerini burakfilateli.com internet sitemizden duyuruyoruz. 

    İhtisasa yönelik malzemeler satıyorsunuz. Müşteriniz neyi, neden istediğini bilerek mi geliyor yoksa siz malzemeyle birlikte onun bilgisini de veriyor musunuz?

    İki türlü müşteri var. Koleksiyoncular benden daha iyi biliyorlar bu işi. Bir de sırf görselliği için ilgilenen insanlar oluyor. Kartpostal, gravür vesaire alıyorlar genellikle. Onlara bilgi vermeniz gerekiyor. O yüzden kataloglara ne kadar bilgi koyarsanız o kadar iyi. Ama o kadar hazırlıklı olmak kolay değil. Hele de bizim gibi sık sık müzayede yapıyorsanız… 

    Şu anda pul piyasasında esnaf olarak kimler var?

    Ziya Ağaoğulları, Erol Akkaya, Şükrü Bahadır, Turan Erener ve oğlum Burak Temiz var. İstanbul’da olan tüccarlar bunlar. 

    Yayınlarınız da var, kitap basmışsınız. Neler bastınız ve neden o alana girdiniz?

    Ben pulla ilgili yayınlar yaptım. 1983’te ilk olarak katalog tarzı bir kitap bastım. 1991’de 1863’den 1945’e kadar Türk pullarının erörleri, varyeteleri, hataları ile ilgili bir kitap bastım. İhtiyaç vardı, katalog vs. yoktu. Pulhan zamanında bir katalog basmış. Ondan sonra uzun zaman hiçbir şey yapılmamış. Sonra tuğralı pullar hakkında bir kitap hazırladım. Bir de 1996’da İnönü Vakfı Pembe Köşk’te İnönü Pulları ile ilgili bir sergi yapmamızı istedi. O serginin kitabını yaptım. 

    Oğlunuz da sizinle çalışıyor. Teşvik ettiniz mi, istediniz mi bu sahayla ilgilenmesini?

    Kendisi istedi aslında. Üniversite yıllarında ilgi duymaya başladı. Pulla da ilgileniyor ama ana konusu değil. Efemera, kitap, gravür, hisse senedi konularına daha çok yoğunlaşıyor. İlk dükkan açtığım zamanlardan beri Nişantaşı’nda, Hak Pasajı’nda bir yerim var. Birkaç yer dolaştım ama o dükkan hep kaldı. Oğlum da 1999’dan bu yana bu dükkanda Burak Müzayedecilik adıyla devam ediyor.


     

     

    Related Posts

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2025 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.