Ne zamandır sahaf müşterisisiniz?
Ortaokul yıllarından beri diyebilirim. Başlangıcımı tarihleyebiliyorum. O zamanlar başlayan ve hâlâ devam eden bir alışkanlığım var, her seçim döneminde propaganda malzemelerini topluyorum. İlk topladığım seçim broşürleri 2007 yılına ait.
O tarihte kaç yaşındasınız?
12! Propaganda malzemeleriyle ilgilenmeye başladığım yıllarda bir yandan da plak, gaz lambası gibi objeler alıyordum. Çok kısa bir zaman sonra antikacıda çalışmaya başladım. Ortaokuldan üniversite sona kadar her cumartesi ve her yaz tatili bir antikacının yanında çıraklık yaptım.
İlginizi neyin tetiklediğini teşhis edebiliyor musunuz?
Enteresan gerçekten. Ailede de bu yönde bir ilgi yok. Kanımızda, genimizde varmış herhalde ki bir yerlerden doğdu.
Kitap okuyor muydunuz? Entelektüel alt yapı da oluşmaya başlamış mıydı o tarihlerde?
Bizimki zaten kitap okunan bir evdi. Babam yönlendirirdi. Tarihe meraklıdır babam ama antikacılık, toplayıcılık gibi bir şey yoktu.
Antikacı çıraklığı nasıl oldu?
İzmir’de doğup büyüdüm. Her hafta sonu, cumartesi günleri düzenli olarak Kızlar Ağası Han’a gidiyordum. Obje alıyorum, plak topluyorum. O hafta sonu elime ne kadar para geçtiyse hepsini orada harcıyorum. Bir gün, düzenli olarak uğradığım Hür Efe Antika’nın sahipleri, “Heveslisin, merakın da var. Çalışmak ister misin?” dediler. Arayıp bulamadığım fırsat. Böylelikle öğrenciliğim boyunca hafta sonları ve yaz tatillerinde hiç boşluk vermeden çalıştım. Çıraklık tecrübem kuvvetli. Üniversiteye geçince kalfa da oldum sayılır ama orada kaldı.
İlk çocukluk yıllarında obje ve plak dışında neler ilginizi çekiyordu?
Fotoğraf da alıyordum. Daha çok İzmir’e dair fotoğraf ve kartpostallar. Aslında bütçem neye yeterse onu alıyordum diyebilirim. Topladığım malzemeyi eve götürüyor, orada teşhir ediyordum. Zamanla odağım kitaba ve evraka döndü. Alanımı lise yıllarında belirledim. Bu kararda Emin Nedret İşli’nin (Turkuaz Sahaf) etkisi büyüktür. Onunla da o yaşlarda tanışmıştım. Her sene İzmir TÜYAP Kitap Fuarı’na katılıyordum. Fuarlardan birinde Nedret Bey, “Odaklanman, bir alan belirlemen lazım. Bu kadar dağılma!” dedi.
Neden Demokrat Parti ve 27 Mayıs toplamayı seçtiniz?
Bir sebebi yok aslında. Ailem Cumhuriyet Halk Partili gelenekten geliyor. Büyük ihtimalle okuduklarımın etkisiyle o döneme ilgi duymaya başladım. Dönemin sosyal yapısı ve erişilebilirliği de etkili oldu. Yakın geçmiş, canlı şahitleri hayatta. Onlarla görüşüp konuşma imkanı var.
Çevrenizde konuşabileceğiniz kimse var mıydı?
Yakın çevremde yoktu ama ulaşabildiğim insanlar oldu. Röportajlar yapmaya başladım, hâlâ devam ediyorum. İlk röportajlarımdan birini Altemur Kılıç’la yaptım. 2012 ya da 13 olmalı. Yine o dönemde Hüsamettin Cindoruk’la görüştüm.
Amatör bir gençsiniz. Görüşme talebinize nasıl karşılık verdiler?
Genç ve öğrenci olmam tahmin edilenin aksine avantaj sağladı bana. İlgili olduğumu gördüklerinde sorularıma samimiyetle cevap veriyorlardı.
Üniversitede hangi alanda eğitim aldınız?
İşletme okudum. Bölümümün bu alanlarla hiç alakası yoktu. Şahsi merakım olması muhataplarım üzerinde daha da sempati oluşturuyordu. Ön hazırlık yaparak gittiğim için görüşmeler de verimli geçiyordu.
1950’ler, siyasi kamplaşmanın sert olduğu yıllar. O bölünmenin etkisi günümüzde de hissediliyor. Üretilen eserler, genellikle bu iki keskin uçtan birine yakın oluyor. Alt yapınızı oluştururken hangi kaynaklardan yararlanıyordunuz?
Dönem kaynaklarına bakıyordum. Dönemin gazetelerine ve evrakına, mümkün olduğunca, ulaşmaya gayret ediyordum. Hatıra okuyordum. Anı okumayı çok severim ve tercih ederim. Birkaç farklı kaynaktan okuyunca zihninizde daha iyi oturuyor. Olaya hiçbir zaman Menderes taraftarı ya da muhalifi gibi bakmadım. Dönemin sosyal hayatını anlamaya çalıştım. Politikaya değil de evdeki hikayelere yöneldim. Özel hayatları ve ilişkileri nasıldı? O yönden baktığım için hiçbir zaman, ‘İyi mi, kötü mü? Doğru mu, yanlış mı?’ gibi ayrımlar yapmadım.
Cevabını aradığınız sorular neydi? Görüştüğünüz kişilere ne soruyordunuz?
Görüşmeleri klasik röportaj tarzında değil de sohbet havasında gerçekleştiriyordum. “Demokrat Parti’ye nasıl ve neden girdiniz? Girdikten sonra hangi pozisyonlarda görev aldınız? O görevler esnasında ne tür olaylar yaşadınız? O olaylar özel hayatınıza nasıl yansıdı? Aileniz bu yaşananlara nasıl karşılık veriyordu? Süreci Demokrat Parti kadrolarından hangi isimlerle yürüttünüz?” gibi tarih kitaplarında cevabı olmayan konulara yöneliyorum. “Menderes’in sevdiği yemek nedir? Akşam sofraları nasıl olur? Kimin evinde buluşulur?” gibi arka planda kalmış konuları merak ediyordum.
Bu verileri toplarken aklınızda ne vardı? Biriken bu malzeme ne olacaktı?
Hiçbir amacı yoktu aslında, tamamen kişisel tatmine yönelikti. O dünyanın içine girip bir şeyler öğrenmek hevesi yönlendiriyordu beni. Kitaba ya da belgesele dönüştürmek gibi bir gayem yoktu.
Görüşmelere başladığınız dönemde Demokrat Parti ve 27 Mayıs koleksiyonunuz başlamış mıydı?
Koleksiyon denemez ama toplamaya başlamıştım. Evrak, belge, fotoğraf bulduğumda alıyordum artık. Kiminle görüşmeye gidiyorsam yanımda dedesiyle, babasıyla, geçmişiyle alakalı bir görsel malzeme götürmeye gayret ediyordum.
Okulda ya da ailede ilginizi farkedip sizi teşvik eden kimse oldu mu?
Destek söylemleri oluyordu tabii. Hür Efe Antika’nın sahibi Cem Üsküp’ün yol almamda çok katkısı oldu. İzmir Saat Kulesi’nin tamircisi Fethi Pamukoğlu da yönlendiriyordu. Kısa bir süre onun yanında da antika saat konusunda çıraklık yaptım. Her ikisinin de hayata, malzemeye, eşyaya, ticarete dair öğrettikleri çok etkili oldu.
Lise yıllarında ilgi alanınız iyiden iyiye şekillenmişken üniversitede tarih eğitimi almayı düşünmediniz mi?
Yakın tarihe meraklıydım ama iş dünyasına da çok hevesliydim. Özellikle pazarlama ve marka yönetimi alanında bir şeyler yapmak istiyordum. O yüzden bir tercih yaptım ve tarih ilgimi beni besleyen bir zevk olarak sürdürmeye karar verdim. Hiçbir zaman da profesyonel bir mesleğe dönüştürmeyi düşünmedim.
Ortaokul, lise yıllarında öğrenci bütçenizle ne alabiliyordunuz?
27 Mayıs ve Demokrat Parti özelinde konuşursak süreli yayınlara çok rahat erişebiliyor ve alabiliyordum. Dönem dergileri, gazeteleri, Akis, Kim, Hayat mecmuaları. Onları toplayınca zihnimde ister istemez bir kurgu oluştu. Süreli yayınlar sayesinde dönem olaylarını ve öne çıkan karakterleri öğrenme şansım oldu. Bir metod oluşturmuştum. Bir isim öğrendiğimde ailesini araştırıyordum. Hayatta kalan aile üyelerine ulaşmaya çalışıyor ve gidip röportaj yapıyordum.
Röportajlara şahsi merakla başlamıştınız. Sonradan amacınızda değişiklik oldu mu?
Bir süre sonra fikirler değişmeye başlıyor tabii. Bir yerde değerlendirebilir miyim, uzun vadeli bir proje olabilir mi diye düşünmeye başlıyorsunuz. Zihnimde o tarz fikirler var.
Ses ve görüntü kaydı alıyor musunuz görüşmelerde?
Tabii. Baştan beri bütün görüşmelerin ses ve görüntü kaydı var. Çok disiplinli başladım. Dijital arşivden kaynaklanan bazı sorunlar sebebiyle görüntü kaydı silinen görüşmeler oldu maalesef. Fotoğraflar ve ses kayıtları kaldı ama. Altemur Kılıç’ın görüntü kaydı silindi mesela. Hikayeyi malzemeden hareketle anlatan kitaplar her zaman zihnimi açar. Biriken malzeme zamanla öyle bir çalışmaya dönüşebilir belki. Röportajlar bir birikim oluşturunca yaptığım işin değerli olduğunu farkettim. Görüştüğüm insanlar vefat etmeye başladılar. O noktada konuya daha ciddi yaklaşmaya karar verdim. Sorduğum soruların çerçevesi de ona göre şekillenmeye başladı. ‘İlerde yayınlarsam içerisinde ne olmalı?’ diye düşünüyorum artık.
Başladıktan ne kadar sonra geldiniz bu noktaya?
Artık üniversitedeydim, 2013 – 2014’te daha ciddi çalışıyordum. Röportajlara 2011 yılında, lisede başlamıştım.
Görüşeceğiniz kişilere nasıl ulaşıyordunuz?
Çok kolay oldu, Allah yürü ya kulum dedi herhalde. Hiçbir kapıdan geri dönmedim. Yaşımın da etkisi vardı bunda sanırım. Çok genç ve meraklıydım. Bu durum insanların ilgisini çekiyordu. Bir kapı diğer kapıyı açtı. Röportaja gittiğimde “Bu konuyla alakalı başka kiminle görüşebilirim?” dediğimde yönlendiriyorlardı. Bizzat arayıp görüşmemi sağlayanlar da oluyordu. Altemur Kılıç’a Osman Mayatepek aracılığıyla ulaşmıştım mesela.
Kimdir Osman Mayatepek?
Enver Paşa’nın torunu, o da vefat etti. O yıl ailece Alanya’ya tatile gidiyorduk. Orada ne yapabilirim, kimlerle görüşebilirim diye araştırmaya başladım. Baktım Enver Paşa’nın torunu Alanya’da yaşıyor. Osman Bey’e ulaştım, görüşmeyi kabul etti. 27 Mayıs ve Demokrat Parti’yle ilgilendiğimi söyledim, konumun çerçevesini anlattım. “Altemur Bey burada yaşıyor, görüşmek ister misin?” dedi. İstemez olur muyum!
Osman Bey’i de dahil ettiğinize göre kendinizi sadece Demokrat Parti’yle sınırlamıyorsunuz öyleyse?
Merkez Demokrat Parti ama aynı zamanda yakın Türkiye tarihine dair ulaşabildiğim kimselerle de benzer minvalde görüşmeler yapıyorum.
Üniversite sonrası İstanbul’a gelip profesyonel hayata atıldınız. Hangi sektörde çalışıyorsunuz?
Teknoloji! Bir yazılım firmasında kurumsal iletişim alanında çalışıyorum. Çok farklı bir dünya. Uzaya göndermek üzere cep uydusu üretiyoruz. Orada bambaşka bir gündem var. İş harici gündemimse bu konudan çok farklı.
Vaktinizin bu iki farklı çalışma alanı arasında nasıl tasnif ediyorsunuz?
Zihnimde de gündelik hayatımda da o dengeyi iyi sağladığımı düşünüyorum. İş zamanında işe odaklanıyorum ama akşam ve hafta sonu gibi kendime kalan zamanda tamamen kitaplarla ve araştırdığım konularla başbaşayım. Bu çalışmalar hem dinlendiriyor hem de mutlu ediyor beni. Yaptığım işlerin niteliğini yükseltmek için Devlet Arşivleri’nden belgeler buluyor, çapraz okumalar yaparak daha derin ve net bilgilerle ilerliyorum. İş sebebiyle hafta içi röportaj yapacak vaktim olmuyor. Hafta sonumu da İstanbul içinde ya da dışındaki röportajlara ayırıyorum.
İlgi alanlarınız ve ele aldığınız isimler sizi Cumhuriyet öncesine taşıdı mı?
Konular birbiriyle çok ilintili. Bir olay bir başkasının sebebi ya da sonucu olabiliyor. 1950’lere kadar yaşayan karakterler, son dönem Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e devam eden nesiller. Çok alakasız gibi görünen kişiler bile umulmadık bir yerden, başka bir alanla ilişkilenebiliyorlar. O bakımdan araştırmalarım 1800’lerin sonuna ve 1900 başlarına da uzanabiliyor. Merkezde kalmaya çalışıyorum ama eğer Osmanlı dönemine dair bilgi alabileceğim birileri varsa onlarla görüşmeyi de ihmal etmiyorum. Kültürel ve sosyal hayata dair öğrenebileceğim bir şeyler her zaman oluyor çünkü.
Osmanlıca ve yabancı dillerde kaynak da kullanıyor musunuz?
Osmanlıca ve İngilizce eserlere bakıyorum. Osmanlıca biliyorum, lisede öğrenmiştim.
Neden ihtiyaç duydunuz?
1950’lerde Demokrat Partililerin pek çoğunun şahsi yazışmaları Osmanlıca. Elime belgeler geliyor, bunları bir şekilde çözmem lazım. Her dakika okuyacak birini bulamayacağım için Ali Kemal Belviranlı’nın Osmanlıca Rehberi adlı kitabını aldım. Çalışa çalışa öğrendim. Rik’a biraz zorluyor ama uğraşarak da olsa okuyorum. Görüşmelerde insanların vaktini alıyorum ve ayırdıkları o vaktin boşa gittiğini düşünmelerini istemiyorum. Bunun için konuya elimden geldiğince hâkim olmaya çalışıyorum. Olabildiğince iyi hazırlanmaya, kendimi iyi doldurmaya ve konuyu özümsemeye çalışıyorum. Osmanlıca öğrenmek bunun için önemliydi.
Demokrat Parti ve 27 Mayıs dönemi, hakkında epeyce eser verilmiş bir alan. Soracak soru bulduğunuza göre hâlâ doldurulması gereken boşluklar var öyle mi?
Mesele sadece 6 – 7 Eylül’ü araştırmaksa yüzlerce eser ve tez çalışması var. Ama yaşananlar özel hayatlara, göz önündeki figürlerin evlerine nasıl yansıdı sorusunun cevabı yok o çalışmalarda.
Kimin evini merak ediyorsunuz?
Demokrat Parti mensubu ve yöneticilerinin. Mesela Kemal Aygün’ün 27 Mayıs sabahı evden nasıl götürüldüğünü ancak kızı Baysan Hanım’la görüştüğüm zaman öğrenebiliyorum. Kemal Aygün’ün siyasi kariyeri boyunca içinde yer aldığı olaylarda nasıl bir rol üstlendiğini zaten biliyorum ama özel hayatında yaşadıklarını ancak ailesiyle görüşerek öğrenebilirim.
Bu konuları konuşmaya açıklar mı?
Belli bir samimiyetten sora mümkün oluyor tabii. Hemen ilk görüşmede anlatmaya başlamıyorlar. Tek amacımın öğrenmek olduğunu ifade edip niyetimi açıkça ortaya koyduğumda ikna olmaları zor olmuyor. Daha önce yaptığım görüşmeleri öğrenip o samimiyeti görünce konuşuyorlar. Namık Gedik’in, Celal Bayar’ın aileleriyle görüştüm, bunlar iyi referanslar. Bugüne kadar bir problem yaşanmamış olduğunu görünce güvenmeye başlıyorlar. İlişkiyi röportajla da sınırlı tutmuyorum. Görüşmeye, ziyaret etmeye devam ediyorum.
Aynı dönemde “CHP mensuplarının evinde neler yaşandı”yı da merak ediyor musunuz? Konunuz orayı da kapsıyor mu?
Onu da merak ediyorum tabii ama görüşme çerçevesi genişlediğinde odağım dağılacağı için oraya girmedim. Milli Birlik Komitesi’nde görevli ekipten birkaç kişiyle de görüştüm. MBK Üyesi, daha sonra 14’ler arasında yer alan Ahmet Er’le temasım vardı. Onunla ve Yassıada’da subaylık yapmış Hasip Tulumbacı isimli bir askerle görüştüm ama odağım Demokrat Parti. 10 yıllık bir periyoddan söz ediyoruz. Çok fazla faktör ve karakter var. Demokrat Parti dönemi Türkiye’yi çok farklı bir noktaya götürüyor. Ayrıca çok partili hayatın ilk temsilcisi. O özelliğiyle de yaptıklarıyla da çok spesifik bir örnek. Ben karakterleri irdelemeye, yaşantılarını anlamaya çalışıyorum.
Bilgi eksiğinizi ne tür malzemelerle kapatıyorsunuz?
Sahaflar malzeme bulmak konusunda çok yardımcı oluyor. Yazışmalar, kişisel evrak, mektuplar, telgraflar, fotoğraflar, davetiyeler, programlar… Bulabildiğim her şeyi bir araya getirmeye çalışıyorum. Online müzayedelere katılıyorum. Çok fazla malzeme çıkıyor oralarda.
Rakamlar nasıl, sizin için erişilebilir mi?
Giderek yükseliyor. Sanırım erken dönem malzemeleri azaldıkça ilgi 1950’lerde yoğunlaşmaya başladı. Yakın dönem Türk tarihine dair malzemelerin fiyatındaki artıştan bu sonucu çıkarıyorum. Erken bir tarihte toplamaya başlamış olmanın avantajıyla bu artıştan etkilenmeden bir takım malzemeyi bir araya getirebildim. Bundan 10 yıl önce 1950’lere dair malzeme çok daha ortadaydı. Toplayanı da çok değildi, en azından ben öyle görüyordum. Yassıada dava dosyalarını o yıllarda alabilmiştim mesela.
İzmir’den mi çıkmıştı?
İzmir’den çok fazla malzeme çıkmıyordu, çıkmaz da. İstanbul’dan aldım büyük kısmını. Lisede, üniversitede öğrenciyken belli aralıklarda İstanbul’a gelir, hafta sonu dolaşır giderdim.
Özellikle ve öncelikle evrakını aradığınız isimler var mıydı?
İçinde Demokrat Parti geçen her şeye bakmaya çalışıyordum açıkçası. Refik Koraltan’ın, Namık Gedik’in, İstanbul Belediye Başkanlığı ve Ankara Valiliği yapmış olan Kemal Aygün’ün, Milli Eğitim Bakanı Rıfkı Salim Burçak’ın aileleriyle temasım oldu. Hüsamettin Cindoruk’la görüştüm. Bunun gibi pek çok isim var. Kurucu ekipte yar almış, milletvekilliği, bakanlık yapmış herkesi takip etmeye çalışıyorum. Evrakları da ilgimi çekiyordu haliyle.
Görüşmeler malzeme toplamaya başladıktan ne kadar sonra başladı?
Birkaç yıl sonra diyebilirim. Okuduklarımla biraz bilgi edindikten sonra ulaşabildiğim insanlarla röportaj yapmaya da başladım.
Elinizde birden fazla projede kullanılabilecek malzeme birikmiş olmalı. Zihninizde bir şeyler şekillenmeye başladı mı?
Mehmet Ali Birand’ın yaptığı Demirkırat, herkesi etkileyen, çok güzel bir belgeseldir. Sözlü tarih çalışmasına dayalı, tanıkları konuşturduğu bir programdı o. Belgelerden hareketle Demirkırat’ın bir versiyonu yapılabilir mi diye zihnimden geçiyor. Farklı kitap, albüm, isimler ve mekanlardan hareketle hazırlanmış katalog çalışmaları gibi şeyler olabileceğini düşünüyorum. Malzeme çok bereketli, tanıkların bir kısmı hâlen hayatta. Bir fırsat alanı var.
Elinizdeki malzeme bu projeler için yeterli seviyeye ulaştı mı?
Hayır, daha çok yolu var. Bir alana dair bir kısım evraka ulaştım. Daha gitmem gereken çok yol var. Görüşmelere ve bütçem ölçüsünde bulabildiğim malzemeyi almaya devam ediyorum.
Arşivinizin sizi heyecanlandıran parçaları neler?
İlk edindiğim parçalardan biri Yusuf Ziya Ortaç’ın 1954’te, Büyük Kulüp’te Adnan Menderes için yazdığı bir dörtlük. “Coşturup yurdu davul zurnayla / Yaptı yine millet bir köy düğünü / Anladım şimdi senin ey Menderes / Bunca yıldır niye hep güldüğünü…” O dönem yaşanan, ortama hâkim olan havayı anlamak için iyi bir malzeme bu. Ömer Erkmen’in, Demokrat Parti kabinesinde Bakanlık yapmış olan babası Hayrettin Erkmen’e, Yassıada’ya yolladığı bir fotoğraf. “Babacığım, ben 5 yaşına bastım. Ellerinden çok çok öperim.” yazıyor fotoğrafın üzerinde. 17 Temmuz 1960’ta gönderilmiş. Yine benim için kıymetli belgelerden biri; 27 Mayıs’tan sonra İstanbul’da yerel yönetim kademelerindeki bir takım Demokrat Partililer Balmumcu Cezaevi’nde toplanıyor. Bir süre sonra oradan tahliye ediliyorlar ancak daha sonra bazıları tekrar tevkif ediliyor ve Yassıada’ya götürülüyor. Orgeneral Cemal Tural tutukluları Balmumcu’dan gönderirken bir konuşma yapıyor. O konuşma esnasında çekilmiş bir fotoğraf buldum. Cemal Tural’ın arkasından çekilmiş. Kadraj bana gizlice çekilmiş olabileceğini düşündürdü… Balmumcu ekibinden olup daha sonra Yassıada’ya götürülenlerden biri de Beliğ Beler. Onun fotoğraflarına da eriştim. Bir eşya teslim tesellüm tutanağı var mesela. Yassıada’da kalanların yakınları Dolmabahçe’deki irtibat bürosuna eşya götürüyor. Teslim alınırken de tutanak tutuluyor. Yiğit Köker için iki gömlek, bir çift çorap, bir pantolon, havlu, iç çamaşırı vesaire bırakmışlar. Bu tutanağın örneği pek çıkmaz. Yine eşinin Yiğit Köker’e yazdığı mektuplar. 11 Haziran’da, 14 Haziran’da Yassıada’ya gittikleri ilk günlerde çekilen telgraflar… Böyle şeyler ve tabii Menderes fotoğrafları vesaire de var.
Demokrat Parti’li isimlerin 1950 öncesi evrakıyla da ilgileniyor musunuz?
Tabii, mesela Namık Gedik’in 1939 yılında, Çine’de doktorluk yaptığı yıllarda kız kardeşleriyle birlikte çektirdiği bir fotoğrafını ve ayrıca başka albümlerini de aldım. Ailesi daha sonra Namık Bey’e ait başka şeyler de hediye etti bana. Çocukluk fotoğrafına o kanalla ulaştım. Bir noktadan sonra topladığım malzemeler birbirini tamamlıyor. Menderes’in sigara içerken çekilmiş fotoğrafını, Tekel’in onun için özel olarak üretip üzerine ismini yazdığı sigara paketiyle tamamladım. Fotoğraf yıllar önceden, sigara paketiniyse yakınlarda bir müzayededen aldım. Refik Koraltan’ın oğlu Oğuzhan Koraltan’ın 1944 yılında dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na hediye ettiği kitabı aldım yine bir müzayededen. Küçük bir çocuk olarak kitabın kapağına kendince bir kompozisyon yapmış, fotoğrafını yapıştırmış. Bunlar özel parçalar çünkü çok fazla obje çıkmıyor. Daha çok efemera topluyorum.
27 Mayıs sonrası malzemelerden dönemin havasını çıkarabiliyor musunuz?
Lehte bir şey bulmak neredeyse imkansız. O günlerde lehte tavır almak kolay olmasa gerek.
Demokrat Parti dönemi ve 27 Mayıs’ın üzerinden atmış yıldan fazla zaman geçmiş durumda. Zaman, anıları ne kadar tahrif etmiş?
Anılar da duygular da çok taze. Anlatırken adeta yeniden yaşıyorlar çünkü çok travmatik olaylar yaşanmış. Bir gece her günkü gibi yatıyorsunuz ve sabaha karşı dörtte kapınızın önüne bir cemse dolusu eli tüfekli asker geliyor. Babanızı alıp bir bilinmeze götürüyor. Hayali bile kötü. Pek çok aile bu olayları ilk günkü üzüntüyle anlatıyor. Benzer şekilde Demokrat Parti’nin seçim zaferlerini de çok taze saklıyorlar hafızalarında. Çok üzülmüşler, büyük haksızlıklara uğramışlar. Ailelerinin sıkıntıları dışında çocuklar da okulda ve sosyal hayatta bedel ödemişler. O yüzden anılar hâlâ canlı.
27 Mayıs’tan sonra yaşanan suskunluk dönemi ne kadar sürmüş?
Benim tanıştığım Demokrat Partili ailelerin hepsi, kendilerinden çok emin oldukları için ilk günden itibaren gururla kendilerini ifade etmiş. Ama tabii kamuda ve resmi makamlar nezdinde konuşma imkanı verilmemiş bu insanlara. 1965’lerden sonra, siyasi affın çıkmasıyla biraz daha görünür olmuşlar. 65 seçimlerinden sonra bazı Demokrat Partili aileler Adalet Partisi çatısı altında Meclis’e giriyor. Siyasi hakların iadesi gündeme geliyor. Ama tabii darbe darbeyi çözüyor. 12 Eylül 1980 darbesi 1960’ın izlerini ortadan kaldırıyor. Taksim Meydanı’ndaki Süngü Anıtı 27 Mayıs’tan sonra dikiliyor ve 12 Eylül’den sonra kaldırılıyor. 1960’ta verilen bazı sokak isimleri değiştiriliyor. Sosyal hayatta uzun zaman sürüyor darbenin etkileri.
Şu anda hangi malzeme üzerinde ne çalışıyorsunuz?
Bir müzayededen 1963’te yazılmış bir mektup lotu almıştım. Geç bir tarihte yazılmış olmasına rağmen konu 1960’ta yaşanan olaylar ve ortak masa toplantıları. Mektupların kim tarafından yazıldığı belli değil, imza yok. Onları çözmeye, Latinize etmeye çalışıyorum. Çözülmesi, hikayesi ortaya çıkarılması gereken çok malzeme var. Çok fazla isim var. Yüzlerini bilmek, elinize aldığınız fotoğraftan kimliklerini tespit etmek belli bir pratik istiyor. Bu pratiği geliştirmeye çalışıyorum. Ayrıca şu sıralar Talia Bali Aykan’ın Yassıada’dan yazdığı mektuplardan hareketle 28 Nisan öğrenci olayları ile ilgili bir çalışma yapıyorum.
Sahaf müşterisi olmanın bazı dolaylı etkileri de olduğu söylenir. Koleksiyonerler bir süre sahaflara gidip geldikten sonra yeni bir sosyal çevre inşa ediyor kendilerine. Sizde böyle bir durum oldu mu?
Tabii, olmaz olur mu! Dört kişilik ‘Konteynırcılar’ adını verdiğimiz bir grubumuz var. Emin Nedret İşli, Osmantan Erkır, Vefa Borovalı -Amerika’da üniversite eğitimine devam eden bir arkadaşımız- ve ben. Hepimizin benzer merakları var. Bizi, topladığımız malzemeler ve yakın dönem Türkiye tarihi bir araya getirdi.
Böyle bir çevre edinmeseniz çalışmalarınız bu noktaya gelir miydi?
Hayır, gelemezdi! Sahaf müdavimi olmasaydım ya da o dünyanın içine girmeseydim bu kadar bilinçli hareket etmem mümkün olmazdı.
Demokrat Parti dışında koleksiyon başlığınız var mı?
Aldıklarım koleksiyon olarak nitelenecek ölçüde olmasa da sadece Demokrat Parti çerçevesinde kalabildiğimi söyleyemem. Kontrol edilebilir bir durum değil aslında. Bir dönem çok fazla asker fotoğrafı aldım. Stüdyoda, boydan çekilmiş asker fotoğrafları alıyordum. Bir seri yaparak asker kıyafetlerindeki değişimi görmeye çalıştım. Sonra kimlik vesaire gibi belgeler toplamaya başladım. Koleksiyon sayılmaz ama biraz plağım da var. Ortaokul yıllarında Kızlarağası Han’ı dolaşırken aldığım malzemelerden bir tanesi de plaktı. Babam “Bu çocuk eve bir şeyler getiriyor, topluyor. Desteklemek lazım!” diye düşünerek bir doğum günümde Telefunken pikap almıştı. O desteği hiç kesilmeden devam etti.
O zamanlar aldığınız malzemeler duruyor mu?
Dönem dönem elden çıkardığım şeyler oluyor. Cem Bey’in bana öğrettiği şeylerden bir tanesi, koleksiyonun finansmanını kendi içinde sağlaması gerektiğiydi. Ekonomik yük hafiflerse süreklilik mümkün olur. Bu düşünceyle topladığım asker fotoğraflarını başka bir malzeme almak için elden çıkardım. Zaman zaman, ana konuma girmeyen, feda edebileceğim malzemeleri elden çıkarabiliyorum. Sapmalar olsa da olabildiğince dikkatimi dağıtmamaya çalışıyorum. Farklı konular ilgimi çektiğinde bir iki parça alıp o hissi tatmin ettikten sonra tekrar odağıma dönmeye çalışıyorum. Bazen online müzayedelerde bir şeyler görüp takibe alıyorum. O düşünceyi biraz dinlendirdikten sonra kendimi almamaya ikna etmem daha kolay oluyor. Numunelik denebilecek ölçüde sahne fotoğrafları ve tiyatro afişleri falan var. Ama bir iki parçayı geçmez.
27 Mayıs çalışmalarını bir noktaya getirdikten sonra geçmeyi planladığınız konular var mı?
Yaşım genç ve yolun çok başındayım. Daha gidilecek çok yolum olduğunu düşünüyorum. O yüzden uzunca bir süre Demokrat Parti’yle ilgilenmeye devam edebilirim. 10 yıllık uzun bir dönem, yüzlerce karakter, aileleri… Hikayelerin öncesi ve sonrası var. O yüzden Demokrat Parti konusu bitmez gibi görünüyor.
Ulaşamadığınız, ulaşmanıza rağmen konuşmaya ikna edemediğiniz kimse oldu mu?
Ulaşamadığım değil ama yüz yüze görüşemediğim birisi oldu ne yazık ki. Adnan Menderes’in kuzeni, Antalya milletvekili Kenan Akmanlar’ın kızı Gülden Hanım’la tanıştım. Başta tepkiliydi, görüşmek istemedi. Yıllar boyunca yazılıp çizilenlerden çok rahatsız olmuş. Ailelerin söylemlerinin çarpıtıldığını düşünmüş. İlk temasımızdan sonra Samet Ağaoğlu’nun anılarından Kenan Akmanlar’ın 27 Mayıs’tan sonra Kayseri cezaevinde portre resimleri yaptığını öğrendim. Gülden Hanım’a tekrar ulaştım ve ‘Bu bilgi doğru mu? Elinizde babanızın yaptığı resimlerden örnekler var mı?’ diye sordum. Tablolar kaybolmuş, Gülden Hanım’a ulaşmamışlar. “Peşine düşüp bulabilir miyiz?” diye ricada bulundu benden. Telefonla görüştüğümüzde “Size bir bavul indirdim. İçinde Adnan amcamın da (Menderes) fotoğrafları var. Geldiğinizde inşallah bakarız.” dedi. Bu görüşmeden çok kısa bir süre sonra rahatsızlandı. Hastalığı çok hızlı ilerledi ve maalesef biz görüşemeden vefat etti.
Resimlerin izini sürmeye devam ettiniz mi?
Kenan Bey ilerleyen yıllarda ikinci evliliğini yapmış. Tablolar diğer evde kalmış. Kenan Bey’in evlendiği bu ikinci hanımının çocuklarına ulaştık ama resimlere ne olduğunu öğrenemedik ne yazık ki. Gülden Hanım dışında görüşmek için teşebbüs edip görüşemediğim kimse olmadı. Bu tarz iletişimlerde hızlı olmak ve biran önce görüşmek, görüşmeler esnasında da kayıt yapmak önemli.
Bu görüşme kayıtlarıyla ilgili bir projeniz var mı?
Talia Hanım konusu o görüşmelerden çıktı mesela. Celal Bayar’ın torunu Prof. Emine Gürsoy Naskali’nin yönlendirmesi ve desteğiyle şekillendi proje. Emine Hanım çok üretkendir. Belli aralıklarla buluşuyoruz. Her buluşmada neler yapılabileceğini konuşuyoruz. O görüşmeler, bir anlamda topladığım malzemenin referansı oluyor. Henüz somut adım atmadık ama orada şekillendirdiğimiz birçok konu var…
Evet, arşivi bizzat Celal Bayar tarafından tasnif edilmiş ve kutulanmış haliyle ailesinde duruyor. İktisat Kongresi, Atatürk, Serbest Fırka, Elektrik İdaresi, İttihad Terakki, İş Bankası… yüzlerce kutu var, inanılmaz bir arşiv. O dönem insanlarında başka bir disiplin var, günlük harcamaları bile kaydetmişler. Melahat Gedik’in günlükleri var bende. 1980’e kadar her gün nereye para harcadıysa yazmış. Çünkü bir gün sorulabileceğini biliyor. Yassıada Mahkemesi 1956, 57, 58’e dair harcamalarının kaydını istemiş nitekim. Her şeyi tutmuşlar. O yüzden çok fazla belge var.
Çalışmalarınızın alt yapısını kurarken neler okuyorsunuz? Kütüphanenizde neler var?
Çok anı okuyorum ve genellikle tarihle ilgileniyorum. Cumhuriyet dönemi hatıraları ve tarihi kaynakları alıyorum. Son zamanlarda roman, edebiyat konusunda da kendimi biraz zenginleştirmeye çalışıyorum.
Aslına bakarsanız yaşımın genç olması avantaj oldu. Onun için sahaya yeni gireceklere hiç tereddüt etmeden tavsiye edebiliyorum. Gördüğüm kadarıyla çok fazla gencin bu konulara ilgisi var. Ancak çekindiklerini gözlemliyorum. Geç kaldıklarını ya da ihtiyaç duydukları yardımı alamayacaklarını düşünüyorlar. Halbuki ben biliyor ve görüyorum ki bu konularla ilgili çalışma yapan insanlar, gençleri desteklemeye çok açık. Yeterki nitelikli bir çalışmayla onların size ayırdığı zamanın, emeğin karşılığını verin. Ciddiyetinizi ortaya koyarsanız maddi, manevi her konuda destek görüyorsunuz. Görüştüğüm insanların çoğu devletin yüksek kademelerinden görev yapmış kişilerin aileleri. Başlarda, protokol algısıyla biraz çekiniyordum ama zamanla buna hiç gerek olmadığını gördüm. Gittiğim her yerde samimiyetle karşılandım. Sahaflar için de aynı durum söz konusu. Nedret Bey bir fuarda bana Demokrat Partili milletvekillerinin Fahrettin Kerim Gökay’a imzaladıkları kartvizitleri içeren bir albüm hediye etti. Hasan Polatkan, Samet Ağaoğlu, Etem Menderes, Fuat Köprülü, Ekrem Hayri Üstündağ, Lütfü Kırdar, Nuri Özsan, Atıf Benderlioğlu, Hulusi Köymen ve daha pek çok isim. Hiç tereddüt etmedi bu albümü hediye ederken. Hem çalışmalarımı desteklemek hem de beni teşvik etmek için verdi bu desteği. İki taraflı bir ilişki bu; tecrübe ve bilgiye sahibi olanlar gençleri motive edecek, gençler de dört elle çalışmaya sarılacak.












