Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Portreler - 88’e kadar kim olduğumu bilmiyordum!

    88’e kadar kim olduğumu bilmiyordum!

    Gökçeadalı bir aileye mensup Nikos Balatlis’in hikâyesi son asırda milyonlarca insanın yaşadıklarının özeti niteliğinde. İnsanların rızası haricindeki  yer değiştirmeler, acısı nesilden nesile aktarılan yaralar bırakıyor geriye…
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Herkesin yüzünde kocaman bir tebessüm. Ayak üstü sohbete, ikrama açıklar. Ancak fazlasına talip olursanız o sıcaklık tedirgin bir mesafeye terk ediyor yerini. Gökçeada, turist seviyesinde konuşmaya açık. Hepsi o kadar… Nikos Balatlis olmasa bütün teşebbüslerimiz boşa çıkacak, sessizliğin sebebi korku mu, güvensizlik mi, yorgunluk mu öğrenemeden geri dönmüş olacaktık.

    Gökçeada, eski ismiyle İmroz, mübadeleden sonra Rumların kalmasına izin verilen birkaç yerden biri. Hâlâ Türkiye genelinde en yoğun Rum nüfus orada yaşıyor. İzafi bir yoğunluk bu elbette. 40 sene evvel 6 binin üzerindeyken şu an birkaç yüz ya var ya yoklar. Son asırda ülke genelinde yaşanan hikâyenin özeti birebir karşılık buluyor burada. Önce tedirgin edilmişler. Toprakları istimlâk edilmiş, ana dilde eğitim yasaklanmış. İlk olarak okul çağında çocuğu olan aileler ayrılmış. Sonra Karadeniz’den Güneydoğu’ya Türkiye’nin her yerinden insan iskân edilmiş adaya. Eski düzen kalmamış. Nesillerdir kullandıkları yollar, denize girdikleri koylar değişmiş. Evler, köyler işgal edilmiş. Nihayet her şeye rağmen ayrılmayan yaşlılar dışında Rum kalmamış adada. Bu kadarını kime sorsanız anlatıyor. Peki, nasıl yorumlamış, ne hissetmişler? Cevap yok!

    Bir siesta vaktinde gittiğimiz Tepeköy’de karşılaşıyoruz 53 yaşındaki Nikos Balatlis’le. Yazları kafe olarak işlettiği binanın önünde ayaküstü başlayıp köy mezarlığına uzanan sohbet, biraz olsun yardım ediyor adalı Rumların hissiyatını anlamamıza.

    1966’da, 6 yaşındayken ayrılıyor ailesi Gökçeada’dan. Nikos ve kardeşinin okula gitmesi gerek. Aile Rumca da öğrensinler istiyor. Önce İstanbul’a geliyorlar. Yalnız değiller, hemen bütün komşularının ilk tercihi İstanbul. Yakında şartlar yeniden düzelir, evimize döneriz düşüncesi var akıllarında. Tarlabaşı’nda 8 sene yaşıyor Balatlis ailesi. Çocuklar okuyor ama evlerine dönecekleri gün gelmiyor bir türlü. Derken 1974 Kıbrıs çıkartması… “Adanın insanlarıyla hiç alakası yoktu bana göre. O zaman baktılar ki durum düzelmeyecek. İstanbul’dan Yunanistan’a geçmeye başladılar. Yunanistan’la hiç alakamız yoktu ve olmamıştı. Türk vatandaşıydık.”

    -O zaman neden gittiniz Yunanistan’a?

    “Çünkü Rum Ortodoks dinindendik. Yunanistanlı kabul edildik. Orada da çok sıkıntı çektik. Burada Yunan diyorlardı. Oraya gittik bu sefer de Türk olduk.”

    19 yaşına kadar Türk vatandaşı Balatlis. 1979’da askere çağırılıyor, gelmeyince vatandaşlıktan çıkarılıyor. İtirazını gizlemiyor: “Bana göre o da doğru değildi. Deselerdi ki asker kaçağısın. Türkiye’ye geldiğinde seni askere alacağız. Buradaki bütün asker kaçaklarını atıyorlar mı vatandaşlıktan? Programlı bir muameleydi bu.”

    Birkaç yıl sonra kardeşi de aynı kaderi paylaşıyor. Anne babası gibi hukuki bir problemi olmayanların vatandaşlığıysa devam ediyor. 1988’e kadar, 9 yıl vatansız yaşıyor Nikos Bey. Yunanistan’dan oturma izni alıyor. 1984’te Yunanistan-Almanya arasında iş yaparken pasaporta ihtiyacı oluyor. Yine lokal bir çözüm bulunuyor. Durumu izah eden resmî bir kâğıt veriyorlar eline. Onu kullanıyor. Selanik ve Atina’da Gökçeada, Bozcaada kökenli 6 bin kadar Rum yaşıyor. Artık Türkiye’ye dönemeyecekleri kanaati yerleşince, 1988’de dönemin başbakanı Andreas Papandreu’nun çıkardığı bir kanunla Yunan vatandaşlığına geçiyorlar. “Geri dönemeyecektik, bir şey olsun artık dedik.”

    Çocukken ayrıldığı adaya 14 sene sonra, 1988’de 10 arkadaşıyla birlikte geliyor ilk kez. “Çocukken ayrıldık. Herkes dünyanın bir yerine gitti. Hiç görüşmemiştik o vakte kadar. 15 yaşında ayrıldığım çocukluk arkadaşım Amerika’dan gelmişti. 15 sene sonra, 30’lu yaşlarımızda tekrar buluştuk.” 60’larda 1200 kişinin yaşadığı köyde sadece 84 kişi var o tarihlerde. Hiç ayrılmayan yaşlılar ve çocuğu olmayan aileler. Bugün 23 kişiye düşmüş sayı. 3 tane genç var. Genç dediğimize bakmayın, 45-50 yaşlarında onlar da. Ötekilere göre gençler. 88’den sonra geliş gidişler sıklaşıyor.

    -Neden 88’de gelmeye başladı herkes?

    “O zamana kadar zordu çünkü. Çanakkale’ye geliyordun, orada izin için başvuruyordun emniyet müdürlüğüne. Burada doğdum büyüdüm, Gökçeadalıyım diyorduk. Günlerce bekletiyorlardı. Sonra serbest bırakıldı, pasaport yeterli oldu gelmek için.”

    Çocukken ayrıldığı adayı çok başka hatırlıyor Nikos Balatlis. Yolları geniş, evleri büyük, çevresi mamur bir yer hayalindeki Gökçeada. Gelince daracık boş sokaklar karşılıyor onları. Elektrik yok ilk gün. “İyi ki gemiyle geçiliyordu.” diyor gülerek. “Araba yolu olsa ilk gün belki geri dönerdik.”

    14 yaşında ayrılsa da oldukça düzgün bir Türkçesi var. Kendi ifadesiyle hasta Fenerbahçeli. Türk radyosu dinliyor. Uzun yıllar yaşadığı Almanya’da en fazla Türklerle arkadaşlık etmiş. Bu sayede hiç kopmamış.

    5 senelik oturma izni var şimdilik. O dolunca ne olacağı belli değil. Zira miras meselesini halletmeleri gerekiyor. Anne baba Türk vatandaşı. İhtiyaç duymadıkları için tabiyetlerini değiştirmemişler. Ancak iki çocukları da Yunanistan vatandaşı. Adada evleri, tarlaları var. Birkaç ay önceye kadar Türk olmadıkları için mirastan hak alamıyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan bir başvuru bu hususta yeni bir düzenlemeyi gerekli kılmış. Ancak bunu daha saçma buluyor Balatlis: “Şimdi diyorlar ki size haklarınızı vereceğiz ama bir sene içinde satacaksınız. Dalga geçiyorlar sanki! Bizim açımızdan çok üzücü.”

    -Ne yapacaksınız?

    “Satmayacağım tabii. Türk vatandaşlığına başvuracağım. Çifte vatandaş olacağız. Babam rahmetli oldu, annemden sonra daha büyük zorluk olacak.”

    Konu konuyu açıyor. Laf arasında ‘Babamın mezarı burada’ diyor Balatlis. Türkiye’de vefat ettiğini sanıyoruz önce. Ama hayır. 5 sene önce Yunanistan’da ölmüş Dimitris Balatlis. Atina ve Selanik gibi büyük şehirlerde, yer darlığından cenazelerin gömüldükten 5 sene sonra toplu mezara nakledildiğini anlatıyor Nikos Bey. Babasının naaşına da aynı muamelenin yapılmasına razı gelmiyor. Türk vatandaşı olan babasının mezarını adaya taşımak için büyükelçiliğe başvuruyor. “Gümrükte açacaklar kutuları, bir sürü kemik! Bunlar ne? Açıklayamazsın. Doktor geldi, ilaçlandı, sonra getirdim buraya gömdüm.”

    Samimiyetinden aldığımız cesaretle, adada karşılaştığımız tedirgin sessizliğin sebebini soruyoruz. “Biz çocuktuk ayrıldığımızda. Pek hatırlamıyoruz o günleri ama onlar hatırlıyor ve Türkiye’yi suçluyor.” oluyor cevabı. “Ne oldu da bize karşı tavırları değişti hiç anlamadık. Bize böyle davranılmaması gerekiyordu. Bu adada yaşayan insanların Yunanistan’la hiç alakası yoktu. Türk vatandaşıydık. Sadece dinimiz farklıydı. Dedem, babam bu ülkede askerlik yapmış. Herkesin hikâyesi aynı. Bu yüzden affedemiyorlar. İnsanlar çok kırgın. Buradan gittik Rum’duk. Oraya gittik bu sefer de Türk dediler. 88’e kadar ben de bilmiyordum ne olduğumu… 88’den sonra Yunan oldum, onu da serbest dolaşmak için yaptım.”

    Geri dönmeleri, tekrar adaya yerleşmeleri uzak bir hayal. 50 sene sonra geri adım atılarak yeniden Rumca eğitime başlayan okulun sadece 4 öğrencisi var. Artacak gibi de görünmüyor. Adadan ayrılmak eğitim almaları, iş sahibi olmaları açısından iyi bile olmuş. Ama bu ayrılıştercihleri dışında olunca, bir sürü soru kalmış geriye. Bir türlü anlayamamış ve affedememişler…


    11 kasım 2013

    Related Posts

    hezar gıpta o devr-i kadîm efendisine…

    Mayıs 24, 2017

    münir nurettin selçuk

    Ocak 12, 2017

    roman kahramanı olarak peyami safa

    Ocak 12, 2017
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.