Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına dair bir okumada karşımıza çıkacak önemli isimlerden Abdülkadir Kemâlî Öğütçü. Hukuk tahsili, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde yaptığı memuriyeti, Millî Mücadele dönemindeki askerlik vazifesi, gazeteciliği, Ahali Fırkası Başkanlığı… Kimliğini inşa eden bütün bu tecrübe bir yana, Birinci Meclis mebusluğu bir yana demek gerek belki. Hukuk bilgisi olmasa, Anadolu’yu tanımasa o korkusuz muhalif zuhur etmeyecekti muhtemelen. Ancak itiraf etmek gerekiyor ki 1920 ile 23 yılları arasında Meclis’te sergilediği cesaret olmasa ismi bugüne sadece yazar Orhan Kemâl’in babası olarak gelecekti…
Hakkında araştırmalar yapılmış, kitaplar yazılmış bir zat Kemâlî Bey. Siyasi kimliği ve düşünceleri, çeşitli vesilelerle vazife yaptığı Anadolu hakkındaki kanaatleri, ismi haksız yere Çerkez Edhem suikastına karıştırıldığı için 150’liklerle birlikte sürgünde geçirdiği 8 buçuk senede yaşadıkları biliniyor. Prof. Dr. Ali Birinci, Müteferrika Dergisi’nin 46’ncı sayısında, 1936’da sürgünden Mustafa Kemâl’e yazdığı açık mektup vesilesiyle gündemimize taşıyor bu kez Abdülkadir Kemâlî’yi.
Meclis’in en çok kürsüye çıkan, en aktif vekili, teklif almasına rağmen İkinci Meclis’te yer almayı reddediyor. 1931’e kadar muhalefet vazifesini memleketi Adana’da kurduğu Ahali Fırkası ve gazeteleri aracılığıyla yapıyor. Adı Çerkez Edhem suikastına karıştırılınca yurtdışına kaçmak zorunda kalıyor. 1939’a kadar Halep, Beyrut, Yafa ve Kudüs’te dolaşıyor.
7 Çocuk babası Abdülkadir Kemâlî ve eşi çeşitli defalar Ankara’dan af talebinde bulunuyor bu süre zarfında. Ancak her seferinde reddediliyorlar. Kudüs Konsolosluğu aracılığıyla yaptığı bir başvurusuna, “…firari A. Kemâlî’ye – Türkiye’den nasıl gitti ise öyle gelebileceğinin– lütfen tebliğini rica ederim. Pasaport isterse verilmeyecektir.” cevabı veriliyor 1937’de. Türkiye’ye dönüşü, İsmet İnönü’nün ilk devir kırgınlarını ve küskünlerini yeniden Cumhuriyet’le yakınlaştırmak için takip ettiği barış siyasetinin neticesinde mümkün olabiliyor.
19 Kasım 1936’da, sürgündeyken Mustafa Kemâl’e hitaben kaleme aldığı açık mektupta, Prof. Dr. Ali Birinci’nin yorumuyla, bir hukuk adamının, siyaset adamına yaptığı ikazları okuyoruz. “Tarihî hadiselerin yardımıyla ama sözü asla süslemeden, yani siyaseten yanlış bir üslupla…” Birinci, A. Kemâlî Bey’in dilini, ‘Af talep eden bir insanın yumuşak üslubundan çok uzak bir açık sözlülük’ cümlesiyle tarif ediyor.
III. Selim dönemiyle başlayan bir tahlil yaptığı mektubunda, “Gülhane Hatt-ı Hümayunu, fiiliyat itibarıyla şimdiki Cumhuriyet’ten hiç farkı olmayan bir taklidçi, bir zahiriyatçı hükümet vücuda getirmiştir.” diyor Kemâlî Bey.
Ve muhalefetinin gerekçesini, hiç eğip bükmeye gerek duymadan, bugün bile kolay cesaret edilemeyecek bir netlikle dile getiriyor; “Ankara’da Millet Meclisi müzakere Salonu’nda yaptığımız küçük bir muhavere esnasında siz bana dediniz ki; – Kemâlî Bey, benim yeni teşkil ettiğim fırkaya niçin uzak kalıyorsunuz? Ben de demiştim ki; – Bir asker olduğunuz için siz de hedef, vatan kurtulduktan sonra emsal-i tarihiyyesi veçhiyle Türk milletinin başına bela olmanız ihtimalinden başka ne olabilir? İşte bu neticeden korktuğum için sana merdiven olmak istemem!”
Kemâlî Bey’e göre zaman onu haklı çıkarmış ve Mustafa Kemal Napolyon’un izinde ilerlemeye başlamıştır. Çerkez Edhem hadisesinin mahkeme kararıyla boşa düşürülmesine rağmen ülkeye dönüş izni alamayınca haklı olarak; “Gazi Hazretleri! Vatana dönmek için vukubulan müracaatime niçin cevap verilmiyor?” diye soruyor. “Yoksa Gazi Hazretleri! Yoksa inkılâb devrinin samimi arkadaşları birer birer söyledikleri veçhile muhitinizden uzaklaştırışı ve İsmet Paşa ve bazı arkadaşların, Sultan Vahideddin merhum gibi, düşman esareti altında mısınız? (…) Vaziyet böyle ise biz, bize haklı ve haksız düşmanlık edenlere karşı çok munsıf ve çok müsamahakarız ve masum vaziyete düşenlerin imdadına koşmak için nefsimizi feda etmekten çekinmez ve tehlikelere karşı göz kırpmaz mahluklarız. Gelelim, sizi de kurtaralım…”
Bu korkusuzluğu sebebiyle Mustafa Kemâl’in ölümüne kadar yurtdışında yaşamaya mahkûm edilerek cezalandırılan Abdülkadir Kemâlî Öğütçü, sırf Türk demokrasisine katkısı için bile olsa tanınmayı fazlasıyla hak ediyor…








