Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Sinema Yazıları - sinemanın sessiz günlerine yolculuk

    sinemanın sessiz günlerine yolculuk

    Bu yıl ikincisi düzenlenen İstanbul Sessiz Sinema Günleri, Altıncı Sanat’ın daha dingin, yoruma açık ve nispeten masum günlerine doğru bir seyir imkanı sundu izleyicisine. Gösterimlerin ortaya koyduğu ilk hakikat, onlarca yıl önce unutulmaya terk edilen bu arşivin yeniden yorumlanmayı beklediğiydi.
    Ocak 12, 2017
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Kino İstanbul’un bu yıl ikincisini düzenlediği Sessiz Sinema Günleri, sessiz filmler eşliğinde 6’ncı sanatın sessiz günlerine doğru 4 günlük bir yolculuğa çıkardı İstanbullu sinema severleri. Dünya çapında yüzde 80’inin kayıp olduğu varsayılan sessiz filmlerin ilk örnekleri, 1860’lı yıllarda verilmeye başlanmıştı. Film makaralarına ulaşmanın kolaylaştığı 1880’lerden itibaren sayıları hızla arttı ve 1920’lere kadar tespit etme imkanına sahip olamadığımız sayıda sessiz film çekildi. Ses, renk ve efekt teknolojisi geliştikçe nostaljik bazı filmler dışında sessiz dönem unutuldu desek yeri. Ortalama ilgiye sahip bir sinema izleyicisi için sessiz sinema Charles Chaplin ile sınırlı kaldı. Oysa mimiklerin etkisi, hareketlerin gücün zirve yapmıştı sessiz sinema sayesinde. Filme sesin eklenmesi oyuncuya düşen yükü büyük oranda hafifletmiş, dikkati; beden dilinden sözün gücüne devretmişti.

    İlki geçen yıl düzenlenen Sessiz Sinema Günleri sayesinde, en azından İstanbullu izleyiciler, Avrupa’da uzun zaman önce iade-i itibar gören sessiz filmleri bir başka gözle izleme imkanı buldu. Başta Hollanda ve Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin film arşivlerinde yer alan görüntülerin yer aldığı gösterimlerin bu yılki konu başlığı “Modern Kadının Doğuşu” olarak belirlenmişti. Festivalin içeriğine geçmeden önce küratörlerin “Henüz Türkiye arşivlerinden film gösterme şansımız olmadı!” notunu da buraya kaydedelim. Umulur ki hangi durumda ve nerede olduğu bilinmeyen ‘Osmanlı arşivi’ de yakın zamanda gün ışığına çıkar…

    19’uncu yüzyılın ortalarında varlık göstermeye başlayan kadın hareketi, henüz çok yeni olsa da sinemada karşılık bulmuştu. Festival danışmanlarından II Cinema Ritrovato Küratörü Mariann Lewinsky Strauli’nin belirttiğine göre ilk baştan itibaren seyircilerin önemli bir bölümünü hatta belki de çoğunluğunu oluşturan kadınlar, filmlerde güçlü bir konuma sahipti. “Özgürlük ve eşitlik rüyaları, toplum değişmeye başlamadan çok daha önce, beyaz perdede görünür bir gerçelik oldu. 1910’lu yıllarda çekilen yüzlerce kısa komedi filminde Lea, Gigetta, Rosalie ve Leontine gibi oyuncular, kadınların ‘yapmaması gereken’ her şeyi yaparak popüler birer stara dönüştüler.”

    Sinema tarihinin yazılmaya başlandığı 1920 – 60 yılları arasındaki klasik sinema, erkek film yönetmeni ve kadın oyuncu olarak belirlenen cinsiyetçi rollere sahip olsa da bunun öncesinde film endüstrisi kadınlara daha fazla yer vermekteydi Lewinsky’ye göre. “Önemli bir nokta şu ki 1910’lu yıllardaki Bertini, Berta Nelson, Musidora, Lois Weber gibi kadın oyuncular aynı zamanda film yönettiler, prodüktörlük yaptılar.”

    Modern Kadının Doğuşu, kadınların kendilerine çizilen sınırları sorgulaması ve büyük ölçüde de reddetmesi anlamına geliyordu. Batı için ‘evin dışına çıkmak’la karşılık bulan bu sınırsızlık, Müslüman, doğulu Osmanlı kadını için peçeden sıyrılmak ile sembolize edildi hep. Nitekim Sessiz Sinema Günleri’nin tanıtım filmi de aynı klişeden yola çıkmıştı. Modernliğin ilk göstergesi bedenin görünürlüğü önündeki engellerin aşılması olarak kayda geçti bir kez daha…

    Bu tema altında ele alınan başlıklarda kadın komedyenlere, yönetmen ve yapımcılara ait filmler yer alıyordu. Vampir, Ayakkabılar, Dulac’ın feminist ve empresyonist başyapıtı Madam Beudet’in Gülüşü, kamuya ilk gösterimi 9 Şubat 1928 yılında gerçekleşen Deniz Kabuğu ve Rahip, Güzellik Ödülü, bu filmlerden sadece bir kaçı.

    4 gün süren festivalin başka başlıkları da vardı elbette. Renkli Sessizler bölümünde, zor şartlar altında ve ibtidai şekillerde renklendirilen filmlerden örnekler yer alıyordu. Dünyanın ilk ve hâlâ yaşayan en eski film şirketi Gaumont’nun 120. yaşı münasebetiyle Louis Feuillade’ın çektiği dizi ‘Vampirler’, Türkiye’de ilk kez on bölümünün tamamıyla seyirci karşısına çıktı. Sinemanın öncülerine saygı bölümünde, Charlie Chaplin ve Buster Keaton için özel birer bölüm hazırlanmıştı.

    Türk izleyicisi açısından gösterimlerin en önemlilerinden biri Osmanlı İmparatorluğundan Görüntüler bölümüydü denilebilir herhalde. Bir arşiv çalışması sonucunda doğan Osmanlı Projesi’nin en önemli özelliği bazı parçaları başka yerlerde, özellikle tarihi belgesellerde üzerine anlatıcı bir ses eklenerek gösterilen çekimlerin ham halini izleme fırsatı sunmasıydı. Bu bölümün hazırlanmasında önemli katkıları bulunan Eye Filmmuseum (Hollanda) Küratörü Elif Rongen Kaynakçı’nın sunumuyla 2 bölüm halinde gerçekleşen gösterimde, 8 arşivden çeşitli uzunluklarda onlarca film izlendi. 1900’lü yılların başında çeşitli ülkeler tarafından Osmanlı coğrafyasının muhtelif yerlerinde çekilen görüntüler; siyasi, kültürel, sosyo-ekonomik açılardan okunmaya müsait pek çok veri içeriyordu.

    Son olarak festival boyunca gösterilen filmlere, tabiri caizse enstrumanlarıyla dublaj yapan yerli ve yabancı müzisyenlerden de söz etmek gerekiyor. İzleyicinin beklentilerine cevap vermek açısından pek çok ‘zaafla malul’ bulunan sessiz filmlerin doyumsuz seyirlikler haline dönüşmesinde büyük katkıları vardı zira…

    Kasım 2016
    Related Posts

    kahramanlar sineması olarak yeşilçam

    Mayıs 2, 2020

    lütfi akad 100 yaşında

    Ocak 12, 2017

    ses konusunda amerika’nın 60 yıl gerisindeyiz!

    Ocak 12, 2017
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2025 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.