‘Ayrılığa dair her şey puttur!” diyor Hazreti Mevlana. Herkes ayrılıktan söz ederken vuslat özlemi dökülüyor lisanından. Ölüm; bire dair olanın O’na kavuşma gecesi. Bu yüzden yas değil düğün günü deniyor ruhunu teslim ettiği güne, Şeb-i Arus. “Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma… Benim için ağlama, yazık, vah vah deme! Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır. Cenazemi gördüğün zaman firâk, ayrılık deme! Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır. Beni toprağa verdikleri zaman, elvedâ elvedâ demeye kalkışma! Mezar, cennet topluluğunun perdesidir. Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gurûbdan hiç ziyân gelir mi? Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?..”
Anladığımızı iddia etmek haddimiz değil elbette, ama buna gayret etmek de yetiyor mananın altında ezilmeye. Boş kamış parçasından Allah nidasını duyan bir zatın düğünü bu, ki asırlardır sürüyor eğlencesi. Sofrasından her dem ve zamanda nasipdâr olanlar vardır elbet. Ancak giderek usulden, adabdan, erkândan uzak bir turistik temaşaya dönüyor Şeb-i Arus kahir ekseriyet için.
1950’li yılların başından itibaren Konya’da 17 Aralık günü Şeb-i Arus töreni düzenleniyor. Ayin-i Şerif icrası, Hazreti Mevlana’nın yâd edilmesine, muhiplerinin bir araya gelmesine vesile oluyor. İlgi bir geceyi yetersiz kılınca son yıllarda bütün haftaya yayıldı Şeb-i Arus programları. Ve nihayet 2 senedir İstanbul da girdi etkinlik takvimine. Anma programlarının Konya dışına taşmasına yönelik itirazlar muhtelif zeminlerde tartışılacaktır. Biz müsaadenizle başka hususlara çekmek istiyoruz dikkatinizi.
Bu yıl 13 Aralık Cuma akşamı düzenlenen İstanbul programının duyuruları haftalar öncesinden başladı. Tokhayder’in (Tokad-i Hayreddin – Surmeli Muhiddin – Ahmed Bolevi Tasavvuf Yolu Derneği) himayesinde gerçekleşen anma gecesinin destekçileri arasında Kültür Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi de bulunuyordu. Sami Savni Özer’in sahne aldığı gecenin sunuculuğunu spor programlarından tanınan Ertem Şener yaptı. Ülker Sports Arena’da halka açık gerçekleştirilen konser, ses sanatçıları Ali Şan ve Kutsi’nin ilahi düeti ile sona erdi.
Madde madde ilerleyecek olursak itiraza tarihten başlamak gerekecek elbette. Şeb-i Arus, özel bir günü, Hazretin vefat tarihi olan 17 Aralık’ı ifade ederken o gün haricinde düzenlenen bir sema ayinine bu ismi vermek ne kadar uygun acaba?
İstanbul’da Galata ve Yenikapı Mevlevihaneleri aktif durumdayken program hangi saiklerle bir spor salonunda icra edilmiş olabilir? Ve sunucu tercihinin, kariyerini futbol programlarına borçlu bulunan Ertem Şener’den yana kullanılması hangi maslahata binaendi?
Program duyurusunda hangi ayin-i şerifin icra edileceğini bildirme gereği duyulmamıştı. Bu bir garabetken geceye davet edilen sanatçılar da izaha muhtaç başka bir garabetti. Mesleki başarılarını tartışmak bize düşmez tabii fakat Kutsi ve Alişan’ın hangi vasıfları dolayısıyla ‘Şeb-i Arus’ta sahne aldıklarını bir tek biz merak etmiş olamayız herhalde… Üstelik bünyesinde pek çok sanatkârı istihdam eden Kültür Bakanlığı’nın desteklediği bir gecede… Etkinliğin belki de tek bir tesellisi, Sami Savni Özer. Sami Bey’in varlığı tek başına bunca ihmali mazur görmeye yeter mi, bunu da insaf sahipleri takdir edecektir…








