Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Tarih Yazıları - lozan aşıldı, hedef 1914 sınırları olmalı!

    lozan aşıldı, hedef 1914 sınırları olmalı!

    Klişe bir tartışmadır: “Lozan hezimet mi, zafer mi?” Cevap kişiye ve beklentiye göre değişir. Ancak bir de hakikat var ki payitahtı bile işgal edilmiş bir imparatorluktan birkaç sene içinde yeni bir devlet çıkarmak hiç değilse takdiri hak etmektedir!
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

     

    24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması’yla, toprakları onlarca ülkeye bölünen Osmanlı bakiyesi üzerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu dünyaya ilan ediliyor. Filistin ve Kıbrıs’ın hâlâ süren mücadelesi göz önüne alındığında, dünyaya varlığınızı kabul ettirmenin o kadar da kolay olmadığı aşikâr. Osmanlı’nın bayrağı yere düşmeden Cumhuriyet’in hikâyeyi devam ettirmeyi başarması, devir şartları açısından takdire şayan görünüyor. Milli Mücadele, ne kadar Türkiye’nin kazancıysa, bir o kadar da ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’un hayal kırıklığı demek. İngiltere, bizim 90 yıldır içimize sindiremediğimiz Lozan’ı kabul etmemek için çok direniyor. Misak-ı Milli’nin yüzde 80’i elde kalıyor ancak kayıplar kapanmayacak bir yara açıyor toplum nezdinde. Bu sebepledir ki 24 Temmuz 1923’ün üzerinden 90 sene geçmesine rağmen hâlâ Lozan’ı konuşuyor, ‘Başka bir çözüm mümkün müydü?’ sorusunu sormaktan kendimizi alamıyoruz. İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Bekir Günay ise bunun artık gündemi geçmiş bir tartışma olduğu kanaatinde. “Sınırların bir önemi kalmadı, nüfuz alanları var artık” Günay’a göre. Ve Misak-ı Milli üzerindeki nüfuzunu daha 30’lu yıllarda yeniden ihdas eden Türkiye’nin gözü artık 1914 sınırlarında…

    -Kimilerine göre gerçekçi bir anlaşma, kimine göreyse kazanılmış bir savaşın ardından toprak kaybıyla sonuçlanan bir hezimet. Lozan gerçekte ne?

    Tarihi hadiseleri kendi şartları içinde düşünmek lazım. 1914’te Balkanlar, Kuzey Afrika, Kafkasya, Ortadoğu ve Anadolu’yu kapsayan coğrafya ile giriyoruz Birinci Dünya Savaşı’na. Ülke, 1908’de İkinci Abdülhamid tahttan indirildikten sonra iktidar kavgasına girişen İttihat ve Terakki’ye emanet. Savaş kararını Enver ve Cemal Paşalar alıyor. Kabinenin bile haberi yok. Savaşa girdiğimizi 1915’te anlıyoruz. Halk Çanakkale’yle birlikte tarafı oluyor savaşın. Birinci Dünya Savaşı bitiyor. İngiltere, 1919’da savaşın tek galip gücü olarak dünyayı dizayn etmeye karar veriyor. Kurduğu hâkimiyet düzeni açısından Osmanlı ve İslam dünyası hayati önem taşıyor. Kuzey Afrika’ya Fransızlar, İtalyanlar ve İngilizler girmiş. Ortadoğu’yu İngilizler yavaş yavaş kendilerine göre şekillendirmeye başlamış. Balkanlar ve Kafkasya’da benzer bir tablo var. Anadolu işgal süreci başlamış. İngiltere her yeri paylaşmaya hazır fakat Ortadoğu’da kimseyi istemiyor. Avrupa’nın savaşı bitmiş ancak bizimki yeni başlıyor. Ve bir tarihi karakter olarak Mustafa Kemal Paşa çıkıyor karşımıza.

    -Kurtuluş Savaşı’nda mı görüyoruz ilk olarak Mustafa Kemal’i?

    Çanakkale’de fark edilmeye başlıyor. 1918’de Suriye’de ordu komutanı. İşgale karşı savaştığımız cephelerin 7-8’inde kazanmış durumdayız. İngilizlerin İstanbul’u işgali ve padişahın etki altına alınmasıyla cephede kazandığınız savaşı kaybetmekle yüz yüze geliyorsunuz. Askere nasıl anlatacaksınız? Askere ‘Teslim olun, kazandığınız toprağı düşmana bırakın!’ emri geliyor İstanbul’dan. Mustafa Kemal uygulamıyor. 6 ay direniyor. Ne yapacağını bilemeyen diğer komutanlar da onu izliyor. Meselenin cepheden çözülmeyeceğini anlayınca istifa edip İstanbul’a gidiyor. Yerine gelen komutan teslim ediyor Suriye’yi. Bizi Lozan’a götüren ilk dinamikler ta o tarihlerde başlıyor. Temel stratejisi hükümete baskı yapıp Harbiye Nazırı olmak, böylelikle Mondros’u etkisiz hale getirmek. Fakat devrin hükümeti pek kulak asmıyor söylediklerine. Vahdettin’den randevu istiyor. 16 Mayıs 1919 cuma günü, cuma namazı sonrası Dolmabahçe Sarayı’nda buluşuyorlar. Boğaza bakan pencerelerin önündeler. İngiliz savaş gemilerinin namluları saraya dönük. Görüşmenin sonunda Vahdettin ayağa kalkıp Mustafa Kemal’e “Bizim yapacak bir şeyimiz kalmadı. Milletin mukadderatını artık milletin kendisi belirleyecektir.” diyor. Ertesi gün Samsun’a doğru yola çıkıyor Mustafa Kemal.

    Aylarca süren görüşmelerde Türk ve İngiliz heyetleri arasında yoğun tartışmalar yaşanıyor.
     

    -Milli Mücadele’ye izin çıkıyor yani!

    Öyle de denilebilir. Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce Kuvvay-ı Milliye dernekleri kurulmaya başlanmış ve millet mücadeleye girişmiş. Tesbih tanelerini birleştirecek bir lider lazım. Mustafa Kemal dolduruyor o boşluğu. İstanbul Hükümeti’ne gönderdikleri Amasya Tamimi’nde diyor ki ‘Bu çağda hükümetler halkın seçimiyle olur. Halk kendi kaderini belirleyecek güç ve yetkidedir.’

    -Cumhuriyet talep ediyor!

    Evet! Satır aralarını okuduğunuzda Cumhuriyet’e yaptığı vurguyu görüyorsunuz. Halk Mondros’u kabul etmiyor. Misak-ı Milli’nin dünyaya duyurulması lazım. Anadolu’daki faaliyetlerin amacı Meclis-i Mebusan’ı kendilerini temsil eder bir noktaya çekmek. İstenen oluyor ve Meclis-i Mebusan ilan ediyor bu kararları dünyaya. Misak-ı Milli’yi imzalayan Meclis-i Mebusan üyeleri arasında bütün Osmanlı teb’asından insanlar var. Misak-ı Milli’nin arkasından Sevr geliyor. Ve İstiklal Harbi başlıyor. Misak-ı Milli kararları Lozan’ın ana mantığını ortaya koyuyor. Lozan’da Misak-ı Milli haritasıyla oturuyoruz masaya.

    -Neden 1914 haritası değil de Misak-ı Milli?

    1914 haritası zaten mevcut değil. O topraklar elden çıkmış. İstanbul bile işgal altında.

    -Peki eldeki topraklar ne kadar? Gerçek harita ne?

    Anadolu! Ama uzantıları, yani vazgeçilmezleri var. Uç noktaları; Batı Trakya, Bosna Hersek, Hatay, Kızıldeniz, Musul, Aden ve Basra Körfezleri, Batum ve Azerbeycan olan bir harita. İngilizlerin kurmaya çalıştığı haritayla bizim talep ettiğimiz arasında çok büyük fark var. Bir kere Türk devleti var. Bunu kesinlikle istemiyorlar. Üstelik Musul, Kerkük ve Hatay, Ortadoğu’ya sarktığımızı gösteriyor. Bu şartlar altında savaşa giriyoruz. Misak-ı Milli ilan edildikten sonra İngiltere’nin tavrı çok sertleşiyor. Anadolu’daki mücadeleyi terör olarak niteliyor. 1920-23 arasında sadece son sene silahlar konuşuyor. İstiklal Harbi bir diplomasi savaşı. TBMM hükümeti Misak-ı Milli’yi kurmak üzere bir araya gelmiş. Atatürk’ün başkanlığındaki hükümetin vazifesi de bu. Devlet kuruyorsanız meşruiyet kazanması için küresel güçler tarafından tanınmasını sağlamalısınız. Muhataplarımız İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği. Ruslarla Moskova, Fransızlarla Ankara Anlaşması imzalanıyor neticede. İkisini yanımıza alıyoruz. Doğu ve Güneydoğu sağlama alınıyor. 1922’de Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nde Yunanlılarla karşı karşıya geliyoruz. İngiltere, kurduğu dünya düzenini gerçekleşmeyeceğini görüyor. Cepheyi kaybediyor. Son kartı diplomasi.

    -Cephede kazanılmış toprakların kaybıyla sonuçlanıyor o halde Lozan?

    Hayır, kaybetmiyorlar. Gücünüzün yettiği noktaya kadar taşıyorsunuz meseleyi. Lozan’a giderken fiilen kontrol ettiğimiz alanlara bakalım. Kars’tan başlıyor, Hakkâri, Maraş, İzmir ve Çanakkale sınırı. Gerisi dışarıda. İngiltere ‘terörist’ dediği devleti muhatap kabul etmiş. İlk büyük başarı bu! Masaya giderken Misak-ı Milli’nin yüzde 80’lik kısmını fiilen kontrol ediyoruz. Hangi harita üzerinde konuşacağımız belli. TBMM, Lozan’a davet aldıktan sonra gizli gündemlerle toplanıyor. Meclis 14 madde üzerinde pazarlık yetkisi veriyor Lozan heyetine. İddia edildiği gibi İsmet İnönü değildir Lozan. Baştan sona Mustafa Kemal’dir. İlk madde ‘Ermeni sınırı mevzu bahis olamaz, olursa görüşmeler kesilir!’

    Türk heyeti temsilcisi İsmet İnönü Lozan
    delegeleriyle…

    -Sevr’i reddederek başlıyorlar pazarlığa.

    Evet! Sevr’e göre Doğu Anadolu’da Ermenistan, güneyinde Kürdistan kurulacak. Sadece Orta Anadolu’da Türklere izin var. Ermeni devletinin yine gündeme geleceğini biliyoruz. Tavrımızı net koyuyoruz ortaya: ‘Masadan kalkarız.’ Bu yeniden savaşacağız demek. Oysa son mermimizi de atmışız. Başka savaş yok! Blöf yapıyoruz. Diğer maddeler, Musul, Azınlıklar, Borçlar, Hatay… Lozan’a bu direktiflerle gidiyor İnönü. İngiltere’nin tavrı çok net. ‘Tamam!’ diyorlar.

    -Bu kadar kolay mı bırakıyorlar?

    Evet. Ermeni meselesi İngiltere için bitmiş. 1923’ten 73’e kadar Ermeni meselesi dünya gündeminde yok! Konu Lozan’da kapanmış. Sonra Türkiye’nin iç politik denklemi sebebiyle yeniden gündeme geliyor. Asıl gündem Hatay ve Musul. Ama fiilen oraya sahip değil Türkiye. Yine de ‘Musul bizim sınırlarımıza dâhildir’ deniyor. Karşılığında İngilizlere petrolü ortak kullanmayı teklif ediyoruz. Teklif reddedilince görüşmeler tıkanıyor. Ankara’da yeniden tartışılıyor ve karar değişmiyor. 6 ay kadar sonra yeniden başlayan Lozan görüşmelerinde İngiltere istediğini alamayınca Ankara’nın meşruiyetini tartışmaya açmakla tehdit ediyor Türk heyetini. Fransa ve sair katılımcı ülkeler Türkiye’den yana tavır koyunca Musul meselesi daha sonra iki ülke arasında çözülmek üzere erteleniyor. Aynı şekilde Fransızlar da Hatay’ı ertelemeyi teklif ediyor. Mustafa Kemal’e göre masada 30 kişiyle konuşmak başka, 2 kişiyle baş başa konuşmak başka. Şartlar ve uluslararası denklem değişecek, elimiz daha güçlü olacak! Pek üzerinde durulmayan bir nokta var. Misak-ı Milli’ye dâhil edilmeyen bir yer var: Kıbrıs!

    -Kıbrıs’ı gözden mi çıkarmışız?

    Tabii. İngiliz toprağı olarak tanımışız orayı. Adnan Menderes hükümeti döneminde İngiltere adadan giderken ‘Burada Türkler de yaşıyor. Garantör olarak siz de gelin!’ dedikten sonra giriyoruz biz işin içine.

    -Fakat resmen Lozan’da çıkıyor elden değil mi?

    Resmi olarak öyle. Sonuçta Lozan’ı imzalıyor ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuruyoruz.

    -Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşması yani!

    Evet. Uluslararası arenada nüfus belgemiz diye tanımlıyorum ben. Bütün bu açıklamalardan sonra Misak-ı Milli sınırları açısından baktığınızda hezimet demek bence mümkün değil. Musul tam dışarıda kalan unsur. İngiltere orada istediğini elde ediyor. Sadece petrol kısmında bir kazanımımız var. Onu da 1933’te elden çıkarıyoruz. O yüzden Musul bir yara olarak kalmıştır içimizde. 1933-38 evresinde dünya şartları değişmiş. Hitler’in deyimiyle İngiltere’nin kurduğu dünya düzenini Türkler yıkmıştır. Hitler’in Avrupa’da meydana çıkmasıyla uluslararası denklem değişiyor. O tarihlerde iki önemli hamlesi var Türkiye’nin. Balkan Antantı ve Sadabad Paktı. Balkanlar’da 1912’de bize karşı mücadele eden devletler, 20 sene sonra bizim inisiyatifimizle bir araya geliyor.

    -Türkiye bölgede tekrar muktedir oluyor yani.

    Aynen öyle! Diğer tarafta da Sadabad Paktı var ki derinlik alanı Afganistan’a uzanır. 1933-38 arasında kendi bölgesel alanına nüfuzunu artırarak geri dönüyor Türkiye.

    -Çok hızlı değil mi?

    Kesinlikle öyle! Lozan’da yarım kalanlar toparlanıyor. Sadabad Paktı’na katılanlara bakıyoruz. Irak’ta Nuri Said Paşa, başbakan, Türk asıllı. İran’da Rıza Pehlevi, Türkiye’deki mücadeleyi desteklemiş, Ankara’yı ilk ziyaret etmiş bir siyasi figür. Afganistan’da Emanullah Han. Afganistan bizim stratejik derinliğimizin son noktasıdır. Daha 1933’te Misak-ı Milli sınırlarına geri dönen bir Türkiye var. 1938’den sonra İsmet İnönü faktörüyle statükocu bir düşünce hâkim oluyor. Risk almayan, içe kapanan bir Türkiye. Turgut Özal dönemini beklemek gerekiyor yeniden açılmak için. Şimdi de 1914 sınırlarına geri dönme tartışmaları yapılıyor.

    -Söylediklerinizden çıkan sonuç; Lozan bahsi fiilen kapanmamıştır! Öyle mi?

    Aynen öyle. Bütün tartışmaların gerçekçi birer karşılığı var. Ahmet Davutoğlu’nun bütün enstrümanı 1914 sınırlarına geri dönmek. Sınırların bir önemi kalmadı, nüfuz alanları var artık. Tarihi genleri Türkiye’ye büyük oynamayı emrediyor. Misak-ı Milli sınırlarını geçtik. 2030’lardan itibaren 1914 sınırlarını fiilen kontrol edecek, hatta Avrasya coğrafyasını etki altına alacak bir potansiyelden söz ediyoruz. Ve manidardır, şimdi de 1914’lerde yapılan yeni dünya düzeni tartışmaları tekrar ediliyor. 20. Yüzyıl’da ayakta ve hayatta kalma mücadelesi verdik. O mücadele bitti artık. Şimdi kol kanat açma dönemindeyiz. Yakın bölgeye nüfuz ettikten sonra orta ve uzun vadede hareket alanımızı genişleteceğiz.

    -Ortadoğu ve Kuzey Afrika şu anda yeniden inşa mücadelesi veriyor. Batılı ‘kurucu zihniyet’ tarihi beklentileri itibarıyla kolay teslim etmeyecek bölgeyi, öyle mi?


    Ortadoğu ve Mısır’da baskılanan çoğulcu yapının ortaya çıkacağını göreceğiz. Azınlığın çoğunluğa tahakkümünün imkânı kalmadı artık. İngiltere’nin kurduğu, Amerika’nın desteklediği sistem değişecek. O yüzden Mısır’da darbeyi destekleme mecburiyeti hissediyorlar. Ama Adeviyye Meydanı’nı daha ne kadar görmezden gelebilirler? Kısa vadede olmayacak belki ama uzun vadede Ortadoğu demokrasiyle kazanacak. Önümüzdeki 10 yıl yakın bölge tartışması yapacağız. İkinci 10 yılda Avrasya coğrafyası dediğimiz bölgede rol üstleneceğiz. 2050-60’ların dünyasında küresel ölçeklerde tartışmalara gireceğiz. Potansiyel aktörlerin sizin küresel aktör olmanızı engellemek için hamle yapması kadar doğal bir şey yok. Bugünlerde hamle sayısının artması doğal ve sizin çizginizle buluştuğunuzu gösterir. Lozan hayatta kalmak için gerekli bir manifestoydu. Ancak o tartışmayı artık geride bırakmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına giriyor. Bu evrede Lozan’ı değil, Misak-ı Milli’den sonraki haritayı tartışmak zorundayız artık.

    29 temmuz 2013
    Related Posts

    çalıkuşu’nun başına gelenler!

    Ocak 12, 2017

    süheyl ünver’in kaleminden ayasofya efsaneleri

    Ocak 12, 2017

    payitaht istanbul’dan başkent ankara’ya

    Ocak 12, 2017
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2025 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.