Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Gündem - ahmet türk: evet’i tercih ederim!

    ahmet türk: evet’i tercih ederim!

    Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Ahmet Türk, her ne kadar referandumun Kürtlere yenilik getirmediğini söylese de “Ben de biliyorum ki bölgeden hayır oyu çıkmaz.” diyor. 
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    PKK bir hamle daha yaptı ve gündemin ilk sırasında yer açtı kendine. Demokratik Açılım, Mahmur sakinlerinin ülkeye girişinde yaşananlar, beklenmedik biçimde şiddetlenen çatışmalar, bölgeden yükselen ‘Demokratik özerklik istiyoruz’ talebi ve örgütün eylemsizlik kararı… Birkaç ay içinde meydana gelen bu hadiseler Kürt sorununu analiz etmenin ne kadar zor olduğunu ortaya koyuyor. Hangi adım ne manaya geliyor? Bölge bundan sonra ne tür gelişmelere gebe? BDP neden kendi ayağına kurşun sıkma pahasına ısrar ediyor boykot kararında? Sorular uzayıp gidiyor. Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) eşbaşkanı Ahmet Türk, sorularımızın muhatabı. Tabiri caizse siyasetin içine doğmuş bir isim Türk. Dedesi ve babasından aşiret ağalığı, milletvekili olduğu dönemde suikasta kurban giden ağabeyinden de siyasetçilik kalmış miras olarak. Demokrat kimliğine ve belki de ‘kendisine rağmen’ bölge dengelerinin sözcülüğünü yürütüyor. Söz gelimi boykotu desteklediğini söylüyor ama “Sadece ‘evet’ ve ‘hayır’ olursa ben vicdani ve ahlaki olarak ‘evet’i tercih ederim” demekte de beis görmüyor. Ya da bir yandan değişikliklerden tatmin olmadıklarını söylerken öte yandan “Bugün çok köklü bir değişiklik yapılsa bile mevcut Anayasa Mahkemesi’nden geçmez.” diyebiliyor.

    -Kürt sorununun çözülmesini istiyor musunuz gerçekten?

    İçerik Tablosu

    • 1 -Kürt sorununun çözülmesini istiyor musunuz gerçekten?
    • 2 -Şöyle düşünelim. Siz iktidardasınız. Ve 80 yıldır adım atılmayan bu sorunla muhatap oluyorsunuz. Yaklaşımınız nasıl olurdu?
    • 3 -Çok değil, 15-20 sene öncesinde meseleye nasıl yaklaşıldığını da biliyoruz ama…
    • 4 -Kürtçe konuşmanın yasak olduğu günlerden geldik buraya. Hiç mi mesafe katetmedik?
    • 5 -Empati yapalım, iktidardasınız ve öne sürdüğünüz talepler size geliyor. Nasıl davranırdınız?
    • 6 -İktidardasınız, seçimlere hazırlanıyorsunuz. Türkiye’nin farklı yerlerinden farklı tepkiler alıyorsunuz. Bu şartlar altında nasıl bir hamle yapardınız?
    • 7 -Ama oraların yapısı bize uymayabilir… Ergenekon süreci var burada.
    • 8 -Bugün liderlik anlamında o bakışı nasıl buluyorsunuz?
    • 9 -Karşılıklı adımlar atmak gerekiyor belki. Bölge halkı, ciddiyetlerini göstermek için sorunun çözümüne yönelik nasıl bir şaşırtıcı adım atabilir sizce?
    • 10 -Her seferinde kesintiye uğradı ama…
    • 11 -Bu sefer için de söz konusu mu bu tehdit? Böyle bir hareketlenme mi var? 
    • 12 -Bunu Kürt halkı için mi söylüyorsunuz?
    • 13 -PKK iyi niyet göstergesi olarak silah bıraksa ne olur?
    • 14 -Diyelim ki böyle bir niyet açıklandı, bundan sonra ne tür sıkıntılar yaşanabilir?
    • 15 -Sorunun nihayete ermesi isteniyorsa çok ciddi adımlar atmak gerekmiyor mu?
    • 16 -Aynı şekilde hükümet sorunun çözümüne yönelik ne tür şaşırtıcı adımlar atabilir sizce?
    • 17 -Adil yargılama yapılmadığını düşünüyorsunuz yani.
    • 18 -İki taraf da birbirinden çok şey istiyor sanki!
    • 19 -Siz söylüyorsunuz, ‘mesele sadece hükümetin meselesi değil’ diye.
    • 20 -Birkaç gündür Diyarbakır’dayız. Çoğunluk evet denilmesi gerektiğini söylüyor. Nitekim siz de “Kürtlerin önünde evet ile hayır arasında bir tercih olursa hepsi evet der!” diyorsunuz. Bu gerçek ortadayken halkın talebine cevap vermeyen bir BDP var. Burada da bir vesayet yok mu?
    • 21 -HSYK’nın, Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değişmesi Kürt halkını etkilemeyecek mi?
    • 22 -Neden 12 Eylül’de paketi destekleyip 13 Eylül’de taleplerinizi dile getirme yolunu seçmiyorsunuz. Bu daha yapıcı bir tavır olmaz mı?
    • 23 -Değişiklikler olumlu ama bizi tatmin etmiyor, olumlu destek veriyoruz ama taleplerimizin arkasındayız diyeceksiniz.
    • 24 -Halk bunu tartışıyor ama!
    • 25 -Peki, halkın cevapsız kalan talepleri ne olacak?
    • 26 -Tabanla parti siyaseti arasında kopukluk var yani.
    • 27 -Parti kapatma ile ilgili maddeye neden destek vermediniz? Desteklemeniz gerekmez miydi o değişikliği?
    • 28 -Pakette bizim lehimize madde yok diyorsunuz, destekleseydiniz bu olacaktı!
    • 29 -Ayrıca Kürt memur, engelli yok mu? Kürt kadınlar, çocuklar, yargının yapısından etkilenen mağdurlar yok mu?
    • 30 -Anlayamadığımız için tekrar soruyoruz. Kürtlerin adı geçmiyor diyorsunuz. Bu paketteki maddeler hiçbir milliyete özel birtakım haklar getirmiyor, herkesi eşit şekilde rahatlatmaya yönelik.
    • 31 -Büyük olarak siz bizi anlamaya çaba sarf etseniz o hâlde! Paket hepimizin hayat standardını yükseltmiyor mu?
    • 32 -Süreç boyunca hiç sevindirici adım atılmadı gibi okuyoruz söylediklerinizi!
    • 33 -Tam da tek tipçi, statükocu devlet ve yargı anlayışının ortadan kalkması için destek vermeniz gerekmez mi pakete?
    • 34 -Sizin de buna katkınız olsa!
    • 35 -Yüksek yargıdaki değişiklik sizi mutlu etmez mi?
    • 36 -HSYK üyelerinin önemli bir kısmını taşrada görev yapan hâkim ve savcılar seçecek. Güç kimin eline geçecek o zaman?
    • 37 -Sözü dolaştırıyorsunuz!
    • 38 -Sorumuzun cevabını alamadık. HSYK’nın oluşumunda taşra hâkim savcılarının görev almasını neden istemiyorsunuz?
    • 39 -Önemli bulduğunuz değişiklikler hangileri?
    • 40 -Başbakan yeni bir anayasa hazırlayacaklarını söylüyor. Ama muhtemel senaryoyu söyleyelim, seçime 1 yıl kala yeni anayasa hazırlığı başladığında muhalefet sizin meşruiyetiniz yok, yeni seçilecek Meclis yapsın bunu diyecek.
    • 41 -Peki siz ayağınıza kurşun sıkmış olmuyor musunuz bu durumda?
    • 42 -Ama diyorsunuz ki halkımız serbest kalsa eveti tercih eder. Madem beklentileri yerine gelmiyor, neden evet yönünde tercih kullanıyor Kürt halkı?
    • 43 -Çok politik konuşuyorsunuz!
    • 44 -Hayır ama halkın hislerine tercüman olmanızı bekleriz. Diyelim ki sonuç hayır çıktı, Kürt halkı ne kazanacak bundan? YÖK’ün kaldırılmasından bahsetmeyin lütfen, somut cevap istiyoruz!
    • 45 -Pakette Kürtleri tatmin edecek bir şey olmadığı için sandığa gitmiyoruz diyorsunuz. Bu beyan BDP’nin Türkiye partisi olma iddiasının tamamen ortadan kalktığı anlamına mı geliyor peki?
    • 46 -Bunu aşmak için bir fırsat var karşılarında!
    • 47 -Evet çoğunlukta çıkarsa halkın verdiği mesajı nasıl okuyacaksınız?
    • 48 -Çıkacak evetleri nasıl yorumlayacaksınız?
    • 49 -Önemli oranda evet çıkarsa ya da boykot çağrınız beklediğiniz kabulü görmezse halkın siyaset makamına güveni sarsılmaz mı?
    • 50 -Boykot kararının yumuşama ya da kalkma ihtimali var mı?
    • 51 -Koz olarak mı kullanıyorsunuz bunu?
    • 52 -Türkiye’de iktidarlar muktedir olma sorunu yaşar hep. Bu yapı, vesayet kırılmaya çalışılırken sizin haklı da olsanız taleplerinizin bir anda çözülmesini beklemeniz vesayeti güçlendirmiyor mu?
    • 53 -Sizden de benzeri bir tutum bekleniyor açıkçası…
    • 54 -Parti, yakın zamana kadar bölgedeki hâkim sesti. Oysa bir süredir başka sesler de yükseliyor buradan. Kürt siyaseti bir kırılma mı yaşıyor?
    • 55 -Peki, boykot uygulanmasını isteyenler sandığa gidişi zorlaştırır mı?
    • 56 -Madem kırsal kesimde desteğiniz düşük, oralardan sandıklar boş giderse baskı tezinin doğru olduğunu düşünebilir miyiz?
    • 57 -Boykot açıklamasının ardından PKK eylemsizlik kararı aldı. Ve muhalefet AK Parti ile BDP ve PKK aynı safta diye söylenmeye başladı. Bazıları eylemsizlik kararını da referandum tuzağı olarak değerlendiriyor.
    • 58 -Bir süre önce federasyon talebimiz yok demiştiniz. Oysa bugün demokratik özerklikten söz ediyorsunuz. Ayrıca DTP kapatıldığında partinin önde gelenleri İmralı’nın muhatap alınması gerektiğini söylemiş, sine-i millet kararından Öcalan’ın işareti üzerine vazgeçmiştiniz. Şimdi ise kongre inisiyatif alıyor gibi görünüyor. Siyasetinizde değişiklik mi söz konusu?
    • 59 -Ama İmralı’nın işareti üzerine vazgeçtiniz!
    • 60 -Talabani ile görüşmenizin ardından ‘PKK’nın silahlı mücadelesi Kürt halkına zarar veriyor’ demişsiniz. Hâlâ bu görüşün arkasında mısınız?

    İstemek bir yana çözülmesi için her şeyi yapmaya hazırız. Tek isteğimiz, acıların sona ermesi; insanların özgür, eşit, kardeşçe yaşadığı bir ülke yaratmak. Çözümsüzlükten kim nemalanır? Biz nemalanmıyor, tam aksine mağduriyetini yaşıyoruz. Çözümsüzlük kinin, öfkenin büyümesine neden olur. Oysa biz bu ülkede halkların kardeşliğini esas alıyor, kin ve öfkenin olmadığı, herkesin eşit ve adil yaşadığı bir anlayışın egemen olmasını istiyoruz.

    -Şöyle düşünelim. Siz iktidardasınız. Ve 80 yıldır adım atılmayan bu sorunla muhatap oluyorsunuz. Yaklaşımınız nasıl olurdu?

    80 yıldır hiçbir şey yapılmamış demek sorunun özünden kaçmak anlamına gelir. Bugünkü koşullar farklı. Dilinin, kültürünün, kimliğinin inkârını kabul etmeyen bir kitle var. Talepler dile getirilmeye başlandıysa sorun daha yapıcı şekilde çözülebilir. Bugün Kürt vardır deme noktasına gelmiş olmak ne devletin ne de hükümetin lütfudur.

    -Çok değil, 15-20 sene öncesinde meseleye nasıl yaklaşıldığını da biliyoruz ama…

    Tabii tabii ama gün geçtikçe halklaşan bir topluluk var. Kendi kimliği, kültürü ve dilini özgürce yaşayabileceği, yönetime katılabileceği bir sistemin arayışı içinde insanlar. Tartışmaların bu düzeye çıkması taleplerin yoğun biçimde dile getirilmesinden kaynaklanıyor. Cumhuriyetin kuruluşunda belki o zaman Kürtlere ihtiyaç duyulduğu için inkâr politikası uygulanmıyordu. Ama 1924’ten sonra İttihat Terakki mantığının egemen olduğunu görüyoruz. Devletin birliği ve bütünlüğü inancının ancak Kürtleri inkârla kurulabileceği düşünülüyor ve milliyetçi ulus devlet söylemi ortaya çıkıyor. Günümüzün demokratik dünyasında kimlikleri, kültürleri inkâr etmenin demokratik değerlerle örtüşmediği, böyle bir yönetim anlayışının dünyamızda karşılığı olmadığı açık.

    -Kürtçe konuşmanın yasak olduğu günlerden geldik buraya. Hiç mi mesafe katetmedik?

    Bir şeyi açıkça görmek lazım. Ne AK Parti ne Demirel ne Ecevit hükümetleri, ‘Benim vatandaşlarım arasında Kürtler var. Onların farklılıkları bizim zenginliğimizdir’ mantığıyla hareket etti. Bugüne o düşünceyle gelmedik. Acılar ve tartışmalarla katettik o mesafeyi. Meseleye çözüm noktasından bakarsanız zihniyet dönüşümü olmadan hiçbir şey yapamazsınız zaten.

    -Empati yapalım, iktidardasınız ve öne sürdüğünüz talepler size geliyor. Nasıl davranırdınız?

    Dünyadaki gelişmeleri esas alırım. Kıbrıs Türk’ünün dilini, kültürünü, kendini yönetmesini nasıl savunuyorsam buna da aynı yaklaşırım. Bulgaristan’daki Türklerin hakkını da savunurum.

    -İktidardasınız, seçimlere hazırlanıyorsunuz. Türkiye’nin farklı yerlerinden farklı tepkiler alıyorsunuz. Bu şartlar altında nasıl bir hamle yapardınız?

    Tabii ki Türkiye’deki dengeleri biliyoruz, milliyetçi, ırkçı, ülkenin önünü kesmeye çalışan anlayışları biliyoruz. Hükümetlerin bu anlayışların etkisinde kalarak politikalarından döndüğünün de farkındayız. Her zaman söylüyorum. İktidar muhalefetten destek alsaydı Kürtlerin bazı talepleri konusunda daha kolay mesafe alınabilirdi. Gerçekçi olmak lazım. Liderlik cesaret işidir. Siyasi partinin genel başkanı olmak, hükümet olmak başka, lider olmak başka şeydir. Liderin görevi, geçici de olsa bazı sıkıntılara katlanıp önemli kararlar alarak ülkeyi büyütmektir. Dünyada çok örneği var bunun. Mesela İspanya’da çok radikal adımlar atıldı. Bask ve Katalan bölgeleriyle ilgili kararlar alındı.

    -Ama oraların yapısı bize uymayabilir… Ergenekon süreci var burada.

    Orada da çeteler, gladyolar vardı. Bize uymuyor diye hiçbir şey yapmamak olur mu? Hiçbir olay başkasına birebir uymaz. Bask uymuyor, Katalan, Güney Afrika, İskoçya, İrlanda, Galler uymuyor. Peki, bize uyacak örneği nereden bulacağız? Liderlik kolay bir şey mi? Türkiye’de halka öncülük edecek bir lider çıkmadı. Ülke statükoya teslim olanlar tarafından yönetildi. Bu bir gerçek. Cumhuriyeti kuran ve onun sahibi olduğunu söyleyen güç her zaman siyasetin önünü tıkadı. Ama siyasilerde demokrasiye inanç tam olmadığı için veya halka, farklılıklara bakışları demokrasi çerçevesinde olmadığı için altından kalkılamadı bu sorunun.

    -Bugün liderlik anlamında o bakışı nasıl buluyorsunuz?

    Türkiye kırılma noktasına geliyor. Büyük tehlike sinyallerinin ortaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Bu sorun ancak ortak akılla çözülebilir. İktidarı ve muhalefetiyle Türkiye’nin artık bu şekilde yönetilmeyeceğini, silahla, inkâr politikasıyla bir yere varılmayacağını, özgürlükleri kısıtlayarak meselenin üstesinden gelinemeyeceğini göreceğini sanıyorum.  Daha doğrusu görmelidir. Dörtyol’da, İnegöl’de başka yerlerde provokasyonlar halkları karşı karşıya getirmeye başladı. Vicdan ve izan sahibi, ülkenin geleceğini düşünen insanların bu meselenin ciddiyetinin farkında olması lazım.

    -Karşılıklı adımlar atmak gerekiyor belki. Bölge halkı, ciddiyetlerini göstermek için sorunun çözümüne yönelik nasıl bir şaşırtıcı adım atabilir sizce?

    Şaşırtıcı adımlar atılıyor aslında. Bugüne kadar 7-8 kez silahlar sustu.

    -Her seferinde kesintiye uğradı ama…

    Bu süreçleri doğru götürmek kolay değil. Provokasyon ihtimali her zaman var. Bütün samimiyetinizle bu işin barışçıl bir sonuca ulaşmasını isteyeceksiniz ama birdenbire sizin, hükümetin belki devletin de istemediği bir provokasyonla karşılaşıyorsunuz.

    -Bu sefer için de söz konusu mu bu tehdit? Böyle bir hareketlenme mi var? 

    Duyum aldığım için söylemiyorum, bunları geçmişte yaşadık. Bugün eminim ki halk acıların bitmesini, silahların susmasını ve barışçıl bir sürecin başlamasını yürekten istiyor. Yüzde 95’in böyle düşündüğünü bilmek lazım. Çözümü de bu talepler doğrultusunda uygulamak gerekiyor. Her zaman söylüyorum, kendinize iğne batırmadan çuvaldızı başkasına batırırsanız sonuca varamazsınız.

    -Bunu Kürt halkı için mi söylüyorsunuz?

    Hayır, hükümet ve Türk halkı için söylüyorum. Kerkük’e Türklük adına müdahale edildi, her türlü hak sağlandı. Okul var, eğitim hakkı, partisi, parlamentoda hem de Türkmen olarak temsil hakları var, yine de Türkmenler eziliyor diyorsun. Burada ise Kürtlerle ilgili hiçbir adım atmıyorsun. Kürtler aptal mı, görmüyorlar mı bunları? Bulgaristan, Yunanistan, Kosova’daki Türk azınlıkların bütün haklarını savunup bu konuda adımlar isterken kendi içinde 20 milyon insanın haklarını görmezden gelirseniz Kürtleri yönetebilir misiniz? Onları kazanabilir misiniz?

    -PKK iyi niyet göstergesi olarak silah bıraksa ne olur?

    Silah bıraksın, tamam bıraksın ama nasıl bıraksın? Bunun için güven ortamının sağlanması gerekmiyor mu?

    -Diyelim ki böyle bir niyet açıklandı, bundan sonra ne tür sıkıntılar yaşanabilir?

    Sen devletine güveniyor musun ki elinde silah tutan kişi hiçbir teminat olmadan güvensin de silahını bıraksın? Silah bıraktı diyelim, sonra ne olacak? Cezaevine mi girecek, siyaset mi yapacak, normal vatandaş olarak halkın içine mi katılacak? Silah bırakmasınlar anlamında söylemiyorum ama şartlar oluşmazsa bu mümkün olmaz, kendimizi kandırmayalım. Geçenlerde BM gözetiminde bırakılsın silahlar dedim. O sözlerim için bile kıyamet koptu. Vay efendim bu devletlerarası bir sorun mu ki BM aracılık ediyor. Peki, Afganistan’da, Irak’ta BM yok mu?

    -Sorunun nihayete ermesi isteniyorsa çok ciddi adımlar atmak gerekmiyor mu?

    Elbette gerekiyor ama ben de diyorum ki hükümet-devlet, sorunun çözüleceği, hak ve özgürlüklerin sağlanacağı yönünde güven verecek. Bu sağlanmadığı sürece belki ben güvenebilirim, sen de güvenirsin ama birileri güvenmez. İnsanlar 30 yıldan beri bir mücadelenin içinde. Bu yüzden diyoruz güven verin bu insanlara diye. Türkiye gibi büyük bir ülkenin katı merkeziyetçi bir anlayışla yönetilme şansı yok artık.

    -Aynı şekilde hükümet sorunun çözümüne yönelik ne tür şaşırtıcı adımlar atabilir sizce?

    Bir buçuk yıldan beri partimizde siyaset yapan parti yöneticileri, belediye başkanları içeride. Daha mahkemeye bile çıkmadılar. Ergenekon davasında sanıklar 4 ay mahkeme edilmediğinde kıyamet koptu oysa. Sayın Başbakan yarın çıkıp diyecek ki bu hukukçuların işi. İyi de 102 kişi için çıkan tutuklama kararı ertesi gün nasıl değişti? Mahkeme kararıyla mı oldu yoksa işin içinde başka iş mi vardı? Pazarlık mı edildi?

    -Adil yargılama yapılmadığını düşünüyorsunuz yani.

    Evet. Tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz. Ayrıca adil olmayan bir yüzde 10 barajı var önümüzde. En azından Avrupa’nın en yüksek sınırı olan yüzde 5’e çekilmesini istiyoruz. Her ağzımızı açtığımızda terörle mücadele kapsamında dava edilmemize sebep olan antidemokratik yasaların ortadan kalkması gerek. Hükümetin bu konularda açıklama yapması bile barışçıl sürecin işlemesi için büyük bir şanstır.

    -İki taraf da birbirinden çok şey istiyor sanki!

    Hükümetin adım atması gerekiyor, onlar yönetiyor Türkiye’yi. Ben yönetmiyorum ki! Bir ülkeyi yönetiyorsanız kuzusundan kurduna kadar her şeyden siz sorumlusunuz. Bunun faturasını Kürtlere kesmeye kalkmasın kimse.

    -Siz söylüyorsunuz, ‘mesele sadece hükümetin meselesi değil’ diye.

    Tabii ki bir bütün olarak ele alıyorum. Hükümet, devlet birlikte hareket etmek zorunda. Statükocu vesayet rejimi devam ediyor. Bu anlamda söylüyorum devlet kararına dönüşmesi lazım diye. Muhalefetin, kurumların birlikte hareket etmesi lazım.

    -Birkaç gündür Diyarbakır’dayız. Çoğunluk evet denilmesi gerektiğini söylüyor. Nitekim siz de “Kürtlerin önünde evet ile hayır arasında bir tercih olursa hepsi evet der!” diyorsunuz. Bu gerçek ortadayken halkın talebine cevap vermeyen bir BDP var. Burada da bir vesayet yok mu?

    Sayın Başbakan da CHP lideri de “12 Eylül’ün esas mağduru benim” diyor. Diyarbakır zindanlarını yaşayan Kürtlerden söz etmezseniz bu mağduriyeti kimse kabul etmez. En fazla mağdur olan Kürtlerdir. Buna rağmen anayasa değişikliği paketine Kürtlerin önünü açacak hangi maddeyi koydunuz? Değişikliğe hayır demeyiz. Evet dememiz için de sebep yok. Çünkü Kürtler hesaba katılmadan yapılmış düzenlemeler bunlar.

    -HSYK’nın, Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değişmesi Kürt halkını etkilemeyecek mi?

    Ben değişiklikleri eski hâliyle karşılaştırmıyorum. Elbette ki şu anki hâli geçmişten daha ılımlıdır. Ama tepki koyuyorum. Bu kadar mağdur edilmişim, çile çekmişim, ey hükümet neden hiçbir konuda Kürtlerin durumunu iyileştirecek bir adım atmadınız diyorum. Bu değişikliğiniz beni tatmin etmedi, bundan dolayı sandığa gitmiyorum diyorum. Sizin görmediğiniz şey bu.

    -Neden 12 Eylül’de paketi destekleyip 13 Eylül’de taleplerinizi dile getirme yolunu seçmiyorsunuz. Bu daha yapıcı bir tavır olmaz mı?

    Peki ama halka ne söyleyeceğim o zaman?

    -Değişiklikler olumlu ama bizi tatmin etmiyor, olumlu destek veriyoruz ama taleplerimizin arkasındayız diyeceksiniz.

    Bunlar siyasi partilerin bileceği işler. Ben bir partiyi temsil etmiyorum, onlar adına konuşamam. Şahsi kanaatim şu ki Kürtleri tatmin etmeyecek bir paket var karşımızda. Taleplerimiz bütün ısrarlarımıza rağmen paketin içine alınmamışsa sandık başına gitmemizin anlamı yok. Bazı taleplerimiz oldu. Hiçbiri karşılık bulmadı. Paketin eskisinden iyi olup olmadığını tartışmıyorum, başka bir şey söylüyorum ben.

    -Halk bunu tartışıyor ama!

    Halk tartışabilir ama ben siyasetçi olarak diyorum ki ey halkım, ey insanlarım, bu paket siyasetçi ve insan olarak benim istediklerimi içermediği için sandık başına gitmeyeceğim. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi?

    -Peki, halkın cevapsız kalan talepleri ne olacak?

    Onu halk takdir eder. Bana sorsanız ben de biliyorum ki bölgeden hayır oyu çıkmaz. Ya sandık başına gitmeyecek ya da evet diyecek.

    -Tabanla parti siyaseti arasında kopukluk var yani.

    Ben öyle düşünmüyorum.

    -Parti kapatma ile ilgili maddeye neden destek vermediniz? Desteklemeniz gerekmez miydi o değişikliği?

    Bütün maddeler geçiyorken bir tek o madde gerekli oyu alamıyorsa bunun faturasını bize yüklemek doğru değil. AK Parti’nin o maddeyi geçirebilecek gücü vardı.

    -Pakette bizim lehimize madde yok diyorsunuz, destekleseydiniz bu olacaktı!

    Ben paket olarak diyorum.

    -Ayrıca Kürt memur, engelli yok mu? Kürt kadınlar, çocuklar, yargının yapısından etkilenen mağdurlar yok mu?

    Beni tatmin edecek bir anayasa değişikliği değil. Kısaca böyle ifade edeyim. Siz istediğiniz kadar sorun, benim cevabım şu: Paket bir insan ve siyasetçi olarak beni tatmin etmekten uzak. 12 Eylül’deki hâliyle bugünkü hâlini karşılaştırmıyorum. Zaten Türkiye’de kimse maddeler üzerinde tartışmıyor. Siyasetçileri dinleyin, içeriği konuşuyorlar mı?

    -Anlayamadığımız için tekrar soruyoruz. Kürtlerin adı geçmiyor diyorsunuz. Bu paketteki maddeler hiçbir milliyete özel birtakım haklar getirmiyor, herkesi eşit şekilde rahatlatmaya yönelik.

    Birbirimizi anlasak ülkede sorun kalmaz, anlamamanız normal.

    -Büyük olarak siz bizi anlamaya çaba sarf etseniz o hâlde! Paket hepimizin hayat standardını yükseltmiyor mu?

    Biz de önemsiyoruz bu adımları. Ama demokratikleşme, değişim, dönüşüm olmuyorsa, vesayet rejimi ortadan kalkmıyorsa burada Kürtler olduğu içindir. Kürtleri rahatlatacak adım atmazsanız beni tatmin etmez. Dönüşümün önüne engel olarak sunulan 3 şey var cumhuriyet tarihi boyunca. Birincisi komünizm, o gitti. Bugün neyle tehdit ediliyoruz, Kürt sorunu ve şeriat. Statükocu, vesayetçi anlayış bu ikisini kullanarak ayakta duruyor. En can yakıcı mesele de Kürt sorunu. Onu esas alıp değişim ve dönüşümü gerçekleştirmezseniz Kürtler burada güzel şeyler oluyor diyemez. Çünkü kendilerini yok sayan sistem varlığını koruyor.

    -Süreç boyunca hiç sevindirici adım atılmadı gibi okuyoruz söylediklerinizi!

    Olur mu canım! 12 Eylül dönemi ile bugünü karşılaştırırsak dürüst olmak gerekir ki dağlar kadar fark var. Bunları inkâr etmiyoruz. Ama nihai çözümün, birlikte yaşamanın şartlarının oluşturulması konusunda ciddi adımlar atılması gerekirken hâlâ Kürtleri susturmaya yönelik TRT Şeş’i (6) açtık gibi küçük kırıntılar öne sürmenin manası yok.

    -Tam da tek tipçi, statükocu devlet ve yargı anlayışının ortadan kalkması için destek vermeniz gerekmez mi pakete?

    Biz bu talepleri yaptık. Terörle mücadele yasası, yüzde 10 barajının kaldırılması, diğer antidemokratik maddelerin kaldırılması, Kürtçenin serbestçe kullanılması… Bunlar karşılansaydı bir bütün olarak destekleyecektik. Plan, proje, yol haritası etrafında bir değişim ve dönüşüm için irade görmek istiyoruz.  Başından beri kısa, orta ve uzun vadede nelerin yapılabileceğine dair düşüncelerimizi söylüyoruz. Hatta biliyoruz ki barışçıl bir süreç için yola çıktığımızda da engellerle karşılaşacağız. O kadar saf değiliz ki. Bütün bunları görüyoruz. Burada önemli olan zihniyet değişiminin yaşanması.

    -Sizin de buna katkınız olsa!

    Her zaman katkı sunmaya hazırız.

    -Yüksek yargıdaki değişiklik sizi mutlu etmez mi?

    Burada demokrasiyi tartışıyoruz, gücün bir elden diğerine geçmesini değil. Gelecek yargıcın Türkiye’ye ve demokrasiye nasıl bakması gerektiğini tartışıyoruz.

    -HSYK üyelerinin önemli bir kısmını taşrada görev yapan hâkim ve savcılar seçecek. Güç kimin eline geçecek o zaman?

    Demokrasinin kriterleri vardır. Sayın Başbakan geçmişte YÖK’ü kaldıracağız diyordu. Şimdi kendine göre dizayn etti.

    -Sözü dolaştırıyorsunuz!

    Hani YÖK kaldırılacaktı? Şimdi herkes kendisine göre bir kurul oluşturmaya çalışıyor.

    -Sorumuzun cevabını alamadık. HSYK’nın oluşumunda taşra hâkim savcılarının görev almasını neden istemiyorsunuz?

    Biz buna karşı değiliz ki! Bir bütün olarak paket bizi tatmin etmedi diyoruz. Bazı değişiklikleri önemli de buluyoruz. Bu konuda dürüst olmak gerekir. Başından beri söyledim.

    -Önemli bulduğunuz değişiklikler hangileri?

    12 Eylül anayasası ile karşılaştırmıyorum ben içeriği. Ama bizi tatmin edecek, Kürtlerin demokratik ve insani taleplerine cevap verecek değişiklik yok. Bir de paket hâlinde getirildiğinde yeni bir anayasa yapılması ihtimalini ertelemiş olursunuz. Bunu da görmemiz lazım. Hep öyle olmuş.

    -Başbakan yeni bir anayasa hazırlayacaklarını söylüyor. Ama muhtemel senaryoyu söyleyelim, seçime 1 yıl kala yeni anayasa hazırlığı başladığında muhalefet sizin meşruiyetiniz yok, yeni seçilecek Meclis yapsın bunu diyecek.

    Doğru, hatta ben daha ötesine geçeyim. Bugün çok köklü bir değişiklik yapılsa bile mevcut Anayasa Mahkemesi’nden geçmez.

    -Peki siz ayağınıza kurşun sıkmış olmuyor musunuz bu durumda?

    Hayır! Biz bir duruş sergiliyoruz. Kürtlerin taleplerini görmezten gelemezsiniz.

    -Ama diyorsunuz ki halkımız serbest kalsa eveti tercih eder. Madem beklentileri yerine gelmiyor, neden evet yönünde tercih kullanıyor Kürt halkı?

    Halk zaten serbest, kimsenin onlara bir şey dediği yok ki! Biz halkın iradesini esas alırız. Ama biz siyasetçi olarak tatmin olmadığımızı söylüyoruz.

    -Çok politik konuşuyorsunuz!

    Benden militanca konuşmamı beklemiyorsunuz herhâlde!

    -Hayır ama halkın hislerine tercüman olmanızı bekleriz. Diyelim ki sonuç hayır çıktı, Kürt halkı ne kazanacak bundan? YÖK’ün kaldırılmasından bahsetmeyin lütfen, somut cevap istiyoruz!

    Onun cevabını siyasi liderlerimiz verir. Bugün sorumluluk onlardadır. 30-40 yıllık bir partili olduğum için partinin kararlarına uyarım.

    -Pakette Kürtleri tatmin edecek bir şey olmadığı için sandığa gitmiyoruz diyorsunuz. Bu beyan BDP’nin Türkiye partisi olma iddiasının tamamen ortadan kalktığı anlamına mı geliyor peki?

    Tam tersi, BDP’yi bölge partisine doğru götüren, öyle görünmesini isteyen hükümetlerin ve devletin kendisidir.

    -Bunu aşmak için bir fırsat var karşılarında!

    Yüzde 10 barajı getirir, BDP’yi dar kadroyla aday olmaya mecbur ederseniz, Türkiye partisi olma ihtimalini ortadan kaldırırsınız. Baraj yüzde 5’e indirilirse sadece Kürtlerden, BDP’lilerden değil, Türk aydınından demokratına, İslami kesime kadar farklı düşünceleri aday gösterme şansına kavuşacağım. Ancak böyle Türkiye partisi olunur. Çok daha geniş bir projeyle halkın karşısına çıkar, oy isterim. Bugün beni sıkıştıran, cendere içine sokan bir anlayış var. Ben bu cendereyi kırmak için çaba gösteriyorum. Şahsım için değil, siyasi parti için söylüyorum bunları. Tanınan şeyi bir fırsat olarak görmüyoruz biz. Buna rağmen anlatıyoruz kendimizi. Seçim sandıkları açıldığında görülecek bizim söylediklerimizin halkta ne kadar karşılığı olduğu.

    -Evet çoğunlukta çıkarsa halkın verdiği mesajı nasıl okuyacaksınız?

    Geçmiş deneyimlerimiz de gösteriyor ki bu bölgede AKP ve biz varız. Bu yüzden hayır çıkmaz.

    -Çıkacak evetleri nasıl yorumlayacaksınız?

    Ya evet kadar da boykot çıkarsa?

    -Önemli oranda evet çıkarsa ya da boykot çağrınız beklediğiniz kabulü görmezse halkın siyaset makamına güveni sarsılmaz mı?

    Görelim bakalım ne olacak. Yüzdeleri gördükten sonra yapmak istiyorum yorumumu. Evet ve boykot çıkar, ikisi denk çıkar diyorum ben. Yakın rakamlar çıkar, ciddi bir boykot olur diyorum.

    -Boykot kararının yumuşama ya da kalkma ihtimali var mı?

    Başından beri söylediğimiz beklentiler var, bunlar karşılık bulursa elbette tavır değişebilir. Silahların sustuğu bu süreci değerlendirmek referandumdan daha önemli bizim için. Referandum bizi gerçekten çok heyecanlandırmıyor. Tekrar söyleyeyim, sadece evet ve hayır olursa ben vicdani ve ahlaki olarak eveti tercih ederim. Ama burada siyasi bir duruş sergileyip diyorum ki Türkiye’nin en büyük problemini çözmeye yönelik adım yok pakette. Türkiye’yi acıya boğan, ülkenin önünü tıkayan süreci aşmak için niçin bu kadar insafsız davranıyorsunuz? Bilmiyorum anlatabildim mi? Evetle hayır arasında tercih yapılırsa tercihim hayır olmaz. Ama bir siyasi partiysem, halkın benden beklentileri varsa ve bunların yerine getirilmesi için parlamentoya, hükümete bazı görevler düşerken onlar taleplerimizi, tekliflerimizi ciddiye almıyorsa ben kalkıp da insanlarıma sandığa gidip evet deyin deme hakkına sahip olmam. Bunu halk değerlendirecek. 12 Eylül demokrasi mücadelesinin sonu değil. Aslında ne kadar yanlışlar yapıldığı yeni fark edilecek. Bu insanları görmezden gelmenin ne kadar ağır olduğunu görecektir hükümet. Biraz da böyle bakmak lazım, ben bir mücadele veriyorum.

    -Koz olarak mı kullanıyorsunuz bunu?

    Hayır, koz olarak kullanmıyorum. Bu benim hakkım. Bazı şeylerden vazgeçmek lazım. Pazarlık yapıyorsunuz, koz kullanıyorsunuz diyorlar. Hayır, eğer bir talep varsa ben o talebin karşılık bulmasının mücadelesini veririm.

    -Türkiye’de iktidarlar muktedir olma sorunu yaşar hep. Bu yapı, vesayet kırılmaya çalışılırken sizin haklı da olsanız taleplerinizin bir anda çözülmesini beklemeniz vesayeti güçlendirmiyor mu?

    Yapmayın Allah aşkına, hangi yapı kırılıyor? Tamam, bazı adımlar atılıyor ama hükümet o iradeyi kırıyor diye bakmamak lazım. Tam aksine biz bu çarpık, yanlış küçük adımların sorunu çözmeyeceğini göstermek istiyoruz. Doğru bir değerlendirme ve köklü çözüm gerekiyor. Günlük beyanlarla bir yere varılmaz. Yeni bir anlayışın, zihniyetin, bakışın ortaya konulmasının zamanı geldi. Beklentimiz devletin bunu konuşması yönünde. Dünden bugüne yürütülen siyasetin yanlışolduğunu, halkları kucaklamadığını söylüyoruz. Bunun nasıl olacağını konuşmak gerekiyor. Hükümet tek başına bir şey yapamaz. İnsanları, sivil toplum örgütlerini, siyasi partileri esas almalısınız. Evet bazı sivil toplum örgütleri evet diyeceğiz diyor ama öte yandan bu sorunu çözün, halkları görmezden gelmeyin diyorlar.

    -Sizden de benzeri bir tutum bekleniyor açıkçası…

    Meseleyi evete kilitliyorsunuz. Bütün olarak bakmak lazım. Evet yahut silahlar sussun diyenler niçin hükümeti sıkıştırmıyorlar? Gidip bu işi çözün, bu fırsat kaçarsa Türkiye büyük yaralar alır desinler.

    -Parti, yakın zamana kadar bölgedeki hâkim sesti. Oysa bir süredir başka sesler de yükseliyor buradan. Kürt siyaseti bir kırılma mı yaşıyor?

    Hayır, bir kırılma yok. Ben Demokratik Toplum Kongresi’nin eşbaşkanıyım. O yüzden referandum tartışmalarına pek girmek istemiyorum. Referandum bir iktidar kavgasına dönüştü.

    -Peki, boykot uygulanmasını isteyenler sandığa gidişi zorlaştırır mı?

    Hayır, zannetmiyorum. Birileri bilinçli olarak üretiyor bu söylentileri. Kim kimin kolundan tutup zorlayabilir? Oylarımıza baktığınızda bu söylentilerin yalan olduğunu görürsünüz. Şehir merkezlerinden yüzde 80, kırsal kesimdense sadece yüzde 10 oy alıyoruz. Baskı yapılsa en başta sandığı ve oyu belli küçük yerleşim yerlerinde yapılır. Her genel seçimde katılım yüzde 80 civarındadır ve oy yüzdelerimiz de bellidir. Baskı yapsak köylerde daha fazla oy almamız gerekmez mi? Kızıltepe’nin 70 bin seçmeni var. Şehir merkezinden 38-40 bin oy alıyoruz. Köylerdense en fazla 8 bin oy çıkıyor bize. Kırsal kesimde devlet mi baskın, biz mi?

    -Madem kırsal kesimde desteğiniz düşük, oralardan sandıklar boş giderse baskı tezinin doğru olduğunu düşünebilir miyiz?

    Sandıklar boş gidebilir tabii. Ama ben yine de şunu söylüyorum, şehirlerde boykota daha fazla destek çıkacak. Benim tahminim referanduma katılımın kırsalda daha yüksek olacağı yönünde.

    -Boykot açıklamasının ardından PKK eylemsizlik kararı aldı. Ve muhalefet AK Parti ile BDP ve PKK aynı safta diye söylenmeye başladı. Bazıları eylemsizlik kararını da referandum tuzağı olarak değerlendiriyor.

    Biz kimseyle aynı safta değiliz. Acılardan, deneyimlerden geçerek yoğrulmuş bir siyasi hareketiz. Evet, belki onlar kadar güçlü değiliz ama inanın ki Türkiye meselelerine ilgimiz, demokrasiye inancımız çok üstün. Kimseye alet olacak bir yapımız yok. Ne kimsenin yandaşı ne de karşıtıyız. Demokrasinin ve sorunların çözümünü esas alan mantığın yanında yer alıyoruz. Kararlarımız bir başka siyasi partinin kararlarıyla benzeşebilir. Fakat yarın ayrışabilir. Ne yaptığını bilen, halkın beklentilerini ve demokrasiyi esas alan bir yaklaşım biçimi sergileriz. Bizim üzerimizden birbirleriyle uğraşıyorlar. Milletvekilliği için, menfaat için siyaset yapmadığımızı biliyorlar, yine de bu basit yöntemlere başvuruyorlar.

    -Bir süre önce federasyon talebimiz yok demiştiniz. Oysa bugün demokratik özerklikten söz ediyorsunuz. Ayrıca DTP kapatıldığında partinin önde gelenleri İmralı’nın muhatap alınması gerektiğini söylemiş, sine-i millet kararından Öcalan’ın işareti üzerine vazgeçmiştiniz. Şimdi ise kongre inisiyatif alıyor gibi görünüyor. Siyasetinizde değişiklik mi söz konusu?

    Hayır. Ben sine-i milletten geri dönerken bir bütün olarak; ‘halk, aydınlar hatta İmralı bile bunun yanlış olduğunu söylüyor’ dedim.

    -Ama İmralı’nın işareti üzerine vazgeçtiniz!

    Hayır, aslında başından beri arkadaşlarıma çekilmenin doğru olmadığını söylüyordum. Sonuçta siyaset oluştururken bütün kesimlerin düşüncelerini almak gerekiyor. Demokratik özerklik de bugünün talebi değil. Başından beri dile getiriyoruz. Hem DTP’nin hem de BDP’nin programında var. Ayrışma değil, bütünlüğü doğru şekilde sağlamaya yönelik bizim gayretimiz. Günümüz dünyasında merkezden yönetimin imkânı kalmadı. Yerel yönetimle güçlendikçe derin devletin yapılanması güçleşiyor. Ayrıca yönetime katılımını sağlarsanız halkı mutlu edersiniz. Yerinden yönetimi esas almak lazım. Avrupa ülkelerinde uygulanıyor bu sistem. Türkiye Kütleri mutlu edecek, ortak yaşamı güçlendirecek bir sistem değişikliğine gitmeli diyoruz biz özetle.

    -Talabani ile görüşmenizin ardından ‘PKK’nın silahlı mücadelesi Kürt halkına zarar veriyor’ demişsiniz. Hâlâ bu görüşün arkasında mısınız?

    Ben sorunların silahla çözüleceğine inanmadığımı her zaman söyledim. Demokratik zemini, sivil siyaseti güçlendirmek gerekiyor. Silah artık hak arama aracı olmaktan çıkmalıdır.

    30 ağustos 2010


     

    Related Posts

    payitaht istanbul’dan başkent ankara’ya

    Ocak 12, 2017

    korkusuz muhalif; abdülkadir kemâlî bey

    Şubat 13, 2015

    âkif mısır’a neden gitti?

    Şubat 13, 2015
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.