Rus bir anne babanın Amerikalı sanatçı oğlunun, Cerrahi Halifesi oluşuna uzanan olağanüstü ve bir o kadar mütevazı serencamını fısıldıyor bize Shems Freidlander. Aramak bulmanın parolası, yazmadan önce yaşıyor bunu…
Menziliniz gönlünüze ilham edildiyse yolunuza çıkan her işaret doğru istikameti gösteriyor sanki. Shems Freidlander’in hatıratını okurken bu düşünce kuvvet kazanıyor giderek. 1940 senesinde Rus bir anne babanın evladı olarak Amerika’da dünyaya gelen bir adamın, 70 sene sonra Medine-i Münevvere’de dünyanın dört bir tarafından gelmiş Müslümanlara zikir yaptırmasına uzanan hikâyesi bu. Araya çeteler, uyuşturucu bağımlıları, spor tutkunları giriyor önce. Sonra sıra meditasyon, yoga, uzak doğu mistisizmine geliyor. Ev, arkadaş, şehir, ülke değiştiriyor. Erkekler, kadınlar, meşhurlar ve sıradan insanlar giriyor hayatına. Dervişler, şeyhler, âlimler… Onun kaleminden okurken olağanüstü geliyor yaşadığı her detay. Müsaade etse, bu karşılaşmaların yalnız onun gibi bahtiyar birkaç insana nasip olacağını düşünüp hem avunacak hem kahırlanacağız. Ama hayır! İlk adıyla İra (Ayra), 25 yaşından sonraki adıyla Shems Freidlander’den izin çıkmıyor. Sadece fark etmeye, idrak etmeye, gördüklerinin, duyduklarının, hissettiklerinin onda nasıl karşılıklar bulduğunu anlamaya çalışıyor. Yaşadığı hiçbir şey boşuna değil. Her bir hadise, gelecekte bir karşılığa gebe. Gönlünü ilhama açıyor… Lütuflar, nimetler çeşitlik kılıklarda giriyor hayatımıza çünkü. Artık bunu biliyor…
Susuzun suyu aradığı gibi su da susuzu arar buyuruyor Hazret-i Mevlana. Uzağında olduğumuz hakikatle aramızdaki mesafe kapanmıyorsa bu bize de hakikate de zulüm…
Manevi enerjinin doğudan batıya aktığı bir zamanda batıda olmak gibi bir şansı var Freidlander’in. “Budistler, Sufiler, Hindu guruları, yoga üstadları, hahamlar, Yungcular ve Tibetli rahipler… kalpleri ve akılları maneviyat yağmuruna gark eden bir şekilde batıya aktılar.” Kâh meditasyon seanslarında, Hindu gurularının dizi dibinde zuhur ediyor; kâh Kadiri, Rufai, Halveti, Cerrahi, Nakşi, Bektaşi meydanlarında.
Önce tasavvufa sonra İslam’a çıkıyor yolu. Pîr Vilayet Han 1960’larda veriyor ismini, ‘Şemseddin, içime doğan isim bu!’ Sonra Mevlana ve Anadolu. 1972 senesinin soğuk bir Aralık gününde varıyor huzura ilk kez; “Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin binlerce aşığı, onun düğün gecesini ihya etmek için dünyanın çok farklı yerlerinden geliyorlar. … Ben New York’tan gelmişim. Yüz bir trafik lambasının bulunduğu şehirden Konya’ya; Türkiye’nin ortasında ve sadece bir tane trafik lambası bulunan o küçük şehre… O zaman bundan haberim olmasa da bu seyahat benim hayatımı değiştirecekmiş meğer…”
Aynı günün akşamı kaldığı otelin lobisine; beraberinde paltolu ve yuvarlak beyaz şapkalı dört adam olan heybetli bir zat giriyor. Gelen, Şeyh Muzaffer Efendi (Ozak)… Karşılıklı selamlaşıyorlar ve işte ne oluyorsa orada olup bitiyor. Bir anda… “Rus göçmeni bir anne babanın Amerika’da eğitim almış bu oğlunun Hazreti Mevlana’nın adeta mana laboratuvarı olan kadim şehir Konya’da 1972’de bir zikir halkasında bir şeyhin karşısına oturmuş halinin görüntüleri kimin rüyasında zuhur etmiş olabilirdi ki?”
1982 yılında, 3 asırlık bir tasavvuf geleneğinde hilafete mazhar oluyor. Bugün 70’lerinde olan Shems Freidlander; içinde Başkan Kennedy’nin, Bob Dylan, John Lennon, Süleyman Dede, Muzaffer Efendi, Şeyh Muhammed Hatib, Bawa Muhyiddin, Pir Vilayet Han, Jack Nicholson, Barbara Streisand, Leonard Kohen, Greta Garbo, Nezih Uzel, Kudsi Erguner, Raik Baba, Veysel Karani, Hazreti Mevlana ve doğudan, batıdan daha onlarca ismin geçtiği bir hikâye anlatıyor. Her birinin bir fırça darbesiyle çizdiği bir resmi gösteriyor adeta. Bir yandan yaşamaya ve kendi kitabını okumaya devam ederken…








