Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Kitabiyat - bâb-ı âli beyoğlu’nda hayat buluyor!

    bâb-ı âli beyoğlu’nda hayat buluyor!

    Beyoğlu’nda bir sahafın ofisi, elinizi attığınız her kitap size Osmanlı’nın son yüzyılına dair bir şeyler söylüyor.
    Şubat 12, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

     

    ‘Hava buz gibi; ama kim takar soğuğu. Orada donarak ölebilirdim, herhâlde mutlu ölmüşolurdum.” Bağlamından koparıp sunarsak bu cümlenin altına onlarca senaryo yazılabilir. Sözü sahibine iade edelim biz. Sahaf Emin Nedret İşli, 2007 yılı başlarında Tuzla’nın varoşlarında bulduğu ‘hazineyi’ anlatıyor ya da o anları yeniden yaşıyor.

    İstiklal Caddesi üzerindeki Emir Nevruz Sokak, Panayia Apartmanı’nın üçüncü katı. Kapı açıldığı anda rutubetle karışık yıpranmış, yıllanmış kâğıt kokusu veriyor ilk haberi. Birkaç adım sonra solda bir tabela: Yeni Şark Maarif Kütüphanesi – 1862. Odanın dört duvarı, tavana kadar kitap. Hepsi Osmanlıca. Üç raf Ahmet Cevdet Paşa’nın Tarih-i Cevdet’ine ayrılmış. Karşısına denk gelen hizada ‘Devr-i Hamîdî’ kütüphane katalogları. Az ileride  Jöntürk risaleleri. Edebiyat, hukuk, din, tarih, güncel konular, ders kitapları, ne ararsanız var. Ve elbette dergiler; Maarif Mecmuası, Beyanü-l Hakk, Sebilürreşad, Sırat-ı Mustakim, Servet-i Fünûn, İctihad… 4 bin başlıkta neredeyse 10 bin Osmanlıca kitap duruyor karşımızda.

    Meslek hayatı boyunca eskicilerden, kömürlük ya da tavan aralarından yüzlerce kıymetli kitap toplamış İşli. SEKA’ya gitmek üzereyken son anda haberdar olup satın aldığı bile olmuş. Yine de karşılaştığı son manzara kadar şaşırtmamış hiçbiri. Kendisinden dinleyelim: “2007 yılı başında bir bey geldi, ‘Babadan, dededen kalma bir kitaplığımız var. Tuzla İçmeler’in üst tarafında bir beldede depoda duruyor. Görmek ister misiniz?’ Sayının çok olduğunu söyledi; ama kitaplar hakkında detay yok.” Tuzla’dan sahaflık kitap çıkma ihtimali yüksek olmasa da yola koyuluyorlar. Yaklaştıkça ümidi iyice zayıflıyor. “Yüksek girişli eski bir market binasının önünde durduk. Kapı açıldı, içeri bir girdim; öldüm, bittim, mahvoldum. Hayatımda çok az böyle şok yaşamışımdır. Eski usul, yerden bele kadar gelen bir hizayla üst üste konularak dört tarafından sicimle bağlanan kitaplar balyalar hâline getirilmiş ve bu balyalar bir duvar yerleştirir gibi kalıp kalıp tavana kadar üst üste yığılmış. Buz gibi bir hava var; ama kim takar soğuğu, orada donarak ölebilirdim, herhâlde mutlu ölmüş olurdum.”

    Anlatırken âdeta yeniden yaşıyor. Kitabı daha karşıdan; cildinden, kâğıdından tanıyan biri için normal olsa gerek bu heyecan. Nereden baksanız, 80-100 bin kitaptan söz ediyor. Bir tarafta yayınevinin kuruluşundan itibaren bastığı kitaplardan örnekler duruyor, bazılarından yüzlerce var. Diğer tarafta, 1800’lerin sonlarından hortlayıp gelmiş bir sahaf dükkânı gibi. Ama öyle düzensiz tasnif edilmiş ki, balyalar açıldıkça bir İbranice kitabın altından yazma eser, onun altından Fransızca ya da İngilizce başka bir kitap çıkabiliyor.

    Yeni Şark Maarif Kütüphanesi 1862’de kurulmuş, 1986’da kapanmış bir yayınevi. Bir başka adı Türk Neşriyat Yurdu. Maarif Kütüphanesi’nin kurucusu Babıâli’deki ilk Müslüman Türk kitapçısı olduğu söylenen Hacı Kasım Efendi. İran’ın Hoy şehrinden gelip İstanbul’a yerleşmiş bir Acem. Uzun yıllar kitapçılık yapmış Babıâli’de. Hacı Kasım Efendi’nin 4 çocuğu olduğunu söylüyor Nedret Bey. Biri, Mehmet Ali Bey, doktor. Diğerleri; Açıkel soyadını alan Naci Kasım ve Tutya soyadını alan Hüseyin Bey. Ece Ajandaları’nın, Afitap Yayınevi’nin kurucusu Mehmet Sadık Kâğıtçı’nın eşi de Hacı Kasım Efendi’nin kızı. Babalarından devraldıkları dükkânı bir süre birlikte işleten Naci Kasım ve Hüseyin Tutya bir süre sonra ayrılıyor. Naci Kasım Maarif Kütüphanesi’ni devam ettiriyor, saatli maarif takvimini de onlar çıkarıyor. Babıâli’deki Maarif Kütüphanesi, bugün hâlâ aynı ailenin elinde. Hüseyin Tutya ise kardeşinden ayrıldıktan sonra Yeni Şark Maarif Kütüphanesi’ni kuruyor. Orayı devam ettirecek torun kalmayınca yayınevinin deposu mirasçıları tarafından Nedret İşli’ye satılıyor.

    İşletmenin mazisi ve oraya emeği geçmiş kişiler hakkında derin malumata sahip Nedret İşli. 147 yıllık depoda bulunan kitaplar hakkında da elbette. “Kütüphane, zaman zaman başkalarının kitaplarını da devralmış. Mesela bazı kitapların üzerinde Kibar Osman yazıyor. Emin olamıyorum ama eski bir İzmir milletvekili vardı, Osman Kibar. Bir dönem İzmir belediye başkanlığı da yaptı. O zatın kitaplığından çıkmış olabilir. Bir de bir şehzadenin kitaplığını aldıklarına dair ilanları var. Belki de ailesinden kalan eserler geldi. Sultan Abdülhamit tuğralı kitap da onlara ait olabilir.”

    ‘Alacak bir şey bulabilir miyiz?’ endişesi ilk anda uçup gidiyor hâliyle. Aralarında el yazmalarının İbranice, Rumca ve Batı dillerinde nadir kitapların bulunduğu depoda maske, eldiven, elektrik sobası eşliğinde 15 gün mesai yapmaları gerekiyor. Kitaplar tasnif ediliyor, Nedret Bey tek tek elden geçiriyor hepsini. Görünce nefesini kesen çok kitap çıkıyor karşısına. Yıllardır bulamadıkları, görüp de alamadıkları… İlk heyecanla eve götürdüğü bazı yayınları hâlâ dükkâna getirememiş. “Onları kolay kolay satmam.” diye de açık açık söylüyor zaten. Sadece Nedret Bey’in aradıkları değil, meraklılarının yıllardır izini sürdüğü başka eserler de var. Jöntürk risaleleri gibi. Meşrutiyet’ten önce Jöntürk neşriyatını yani Nedret Bey’in tabiriyle Mısır’da, Paris’te basılan ‘evrak-ı muzirra’yı Babıâli’deki kitapçılar dağıtıyor. Dönemin yayıncıları, Kapsar, Arakel efendilerin mektuplarına atıf yapıyor. “Yemen’de Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Efendi’ye yazılmış bir tanesi. Size şu, şu kitapları gönderdik, şu kadar ödeme yapmıştınız, şu kadar alacağınız var falan yazılı mektupta. Evvelce çok nadir diye sattığımız kitaplardan, risalelerden 30–40 tanesi balya hâlinde duruyormuşmeğer bu depoda.”

    Bir başka kitap uzatıyor: İstanbul Mahalle Bekçilerinin Mani, Katar ve Destanları. Eminönü Halk Evi’nden çıkmış. 1975’te amcasından rica minnet aldığı parayla sahaflar çarşısından, kendisine göre ciddi bir miktarı gözden çıkarıp sahip olmuş. Şimdi elinde bir balya dolusu var. Ve ilginç bir örnek daha; 1900’lü yıllarda Berlin’de Farsça kitaplar yayımlayan Kaviani adında bir kitapevinden, “İstanbul’da Babıâli Caddesinde Cemiyet Kitabhanesi’ne” adresiyle gönderilmiş bir deste. İşli’nin tahminine göre bu kitaptan paketler hâlinde çok sayıda göndermiş olacaklar ki Yeni Şark Maarif Kütüphanesi çalışanları, satılmayanları üzerindeki posta kâğıdıyla balyalayıp depoya kaldırmış. “Üzerindeki ipler bile tarihî.” diyor Nedret Bey. Kendi elleriyle açmış üzerindeki düğümü.

    İki ay kadar önce faaliyete açtıkları depo ofisin banyosu, tuvaleti, mutfağı bile kitap dolu. Bu bolluk fiyatlara da yansıyor ister istemez. Bu kitaplar sayesinde yakın zamanda yapılan sahaf fuarlarında Osmanlıca eserleri tezgâha koyup düşük fiyatlarla okuyucuya sunmuşlar. Harf Devrimi’nin üzerinden 81 yıl geçmiş. Nedret İşli, “Bu kadar zaman sonra hem de oldukça ucuz fiyata Osmanlıca kitap satmak bir mucize.” diyor; ama eklemeden de edemiyor: “Benim maharetimden değil, hazine bulmuş olmamdan kaynaklanıyor bu imkân.”

     

    En kıymetlisi hangisi sizce? Cevap vermekte zorlanıyor, “Pahalı kitaplar da var; ama benim açımdan başka yerde bulunamayacak küçük risaleler daha kıymetli. Sultan Abdülhamit döneminde hazırlanmış kütüphane katalogları var mesela. Devr-i Hamîdî Kataloğu diyoruz biz bunlara. Süleymaniye, Veliyüddin Efendi, Beyazıt Devlet, Esma Sultan, Esat Efendi, Beşir Ağa, Köprülü, Nuru Osmaniye gibi devlete ait kütüphanelerde bulunan kitapların akademik usullerde hazırlanmışkatalogları. Parasal değerleri çok olmamakla birlikte bilimsel değeri yüksek ve nadir. 150 – 200 liraya alırsınız belki; ama ikinci bir kişi daha almak istese böyle bir ihtimal yok.” Peki başka neler var bu raflarda? “Bir sürü Naima, İbn-i Hallikan Tarihi var. Tarih-i Atâ, Kamus-u Türkî, Kâmus-u Alam… Osmanlıda temel kaynak olarak kullanılan kitaplar bunlar. Dergiler, risaleler, romanlar…” Nedret Bey’in işaret ettiği tek sorun –ki bunun Türkiye’de genel bir sahaf sorunu olduğunu hatırlatmakta fayda var– kitaplar kondisyon itibarıyla yorgun. Çoğu cilt istiyor. Yahut mevcut ciltlerin elden geçmesi gerekiyor. Meraklısını harekete geçirmek için bu kadar detay yeter herhâlde. Zira Nedret Bey’in çoklu dediği serilerde bile en fazla 20–30 kitap var. İsteseniz de 31’inciyi bulmanız mümkün değil.

    29 haziran 2009

      
        
    Related Posts

    Yaşar Kemal Sahaflar Çarşısı’nda

    Ekim 28, 2023

    sahaflık kabuk değiştiriyor

    Mayıs 28, 2020

    okur, yazar bir sahafın sandık odasından…

    Mayıs 2, 2020
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.