Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Kitabiyat - bir fotoğrafın uzun hikayesi

    bir fotoğrafın uzun hikayesi

    Bir tek fotoğraf için nasıl olur da koskoca bir kitap yazılabilir? Alelâde bir fotoğraftan söz ediyorsak yerinde bir soru bu. Mesele neye baktığımızla, onun bizi nereye taşıdığıyla alakalı olsa gerek. Elimizde Beşir Ayvazoğlu'nun kaleme aldığı '1924, Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi' isimli kitap olmasa bu satırların yazarı da hüküm cümlesi kurmakta zorlanabilirdi. Yalnız şimdi biliyor ki tereddüde mahal yok, bir fotoğraftan yola çıkarak anlatılan hikâyeye kitap sınırları az bile gelebilir.
    Şubat 11, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    27 Aralık Mehmet Âkif’in 70’inci vefat yıldönümü. 1924, Âkif’in çevresinde Cumhuriyet tarihinin en hassas dönemini anlatıyor. Bir fotoğrafın bize açtığı kapıdan geçerek önce Türk edebiyatının en önemli kalemlerine, sonra Cumhuriyetin kuruluş yıllarına doğru sefere çıkmak icap ediyor.

    Ayvazoğlu’nun aklına önce makale ardından kitap yazmayı düşüren fotoğrafta, bir masa etrafına toplanmış altı adam görüyoruz. Her biri için bir kitap yazılabilecek hatta bir kısmı için yazılmış altı adam: Cenab Şehabettin, Abdülhak Hâmid (Tarhan), Süleyman Nazif, Mehmed Âkif (Ersoy), Sami Paşazâde Sezai ve Midhat Cemal (Kuntay). Sene, kitabın isminden de anlaşılabileceği gibi 1924. Mekân, Midhat Cemal’in İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Mısır Apartmanı’ndaki evi. Türk edebiyatının bu önemli kalemleri, Âkif’in Âsım isimli unutulmaz eserini tamamlaması şerefine bir araya gelmiş. Bu kadar bilgi yetmiyor elbet kitabın çerçevesini tahmine. Biraz da döneme yoğunlaşmak gerek. Cumhuriyeti kuran birinci meclisin dağıldığı, devrim yasalarının peş peşe çıkıp muhaliflerin en iyi ihtimalle köşelerine itildiği günlerden söz ediyoruz. Ve mümkün olsa, fırsat verilse, fikirleri sorulsa söyleyecek çok sözü olan altı önemli şahsiyetten. Ayvazoğlu’nu kitap yazmaya iten de bu düşünce. “Eğer fotoğrafın içine girip o masada konuşulanlara kulak vermek mümkün olsaydı, kim bilir yakın tarihimiz en kritik dönemi hakkında birinci ağızlardan neler işitebilirdik.” Bu merakla peşine düştüğü hikâye, 256 sayfada tamamlanmış. Davet sahibi Midhat Cemal’den başlayarak sırayla dolaştığı her hayat, dönem hakkında pek çok bilgi ile dolu. Osmanlı yıkılmış, yerine yeni bir toplum uç veriyor ve her yenilik gibi bu da acı veriyor. En fazla da olayların perde arkasına vâkıf ve geleceği az çok tahmin edebilen münevverlerin canı yanıyor tabii. Misafirlerin kimi romanla, kimi şiirle anlatıyor derdini. Neredeyse hepsi bir gazetede muharrir. Davaları kâh aynı noktada buluşuyor, kâh ayrı düşüyor yolları. Yazar, her birinin kapısına götürüyor okuru. 1920’lerin İstanbul’unda, siyasi çalkantılar ve maddi yoklukla şekillenen hayatları, bir yerlerde gelip Mısır’a gitmek üzere olan Âkif’le kesişiyor. Derdini Âsım’a anlattırıyor Âkif.

    Kitap, Elhan-ı Şita şairi Cenab Şehabettin, Daüssıla şairi Süleyman Nazif, Makber şairi Abdülhak Hamid, Sergüzeşt yazarı Sami Paşazade Sezai, İstiklal Marşı Şairi Mehmed Âkif ve Midhat Cemal’i 82 yıl sonra tekrar bir araya getiriyor âdeta. Bahsi geçen isimler ve dönem o kadar naif ve etkili bir dille tasvir ediliyor ki, bir iki adım öne çıkıp masada konuşulanlara kulak vermeyi arzu etmemek, çekilen sıkıntılardan acı duymamak imkansız neredeyse. Neticede birer ikişer ayrılıyorlar dar-ı dünyadan. Beşir Ayvazoğlu sayesinde o günlere giden okura da gidenlerin ruhuna rahmet, yazarın kalemine sağlık demek düşüyor.

    25 aralık 2006

     
    Related Posts

    Yaşar Kemal Sahaflar Çarşısı’nda

    Ekim 28, 2023

    sahaflık kabuk değiştiriyor

    Mayıs 28, 2020

    okur, yazar bir sahafın sandık odasından…

    Mayıs 2, 2020
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.