27 Aralık Mehmet Âkif’in 70’inci vefat yıldönümü. 1924, Âkif’in çevresinde Cumhuriyet tarihinin en hassas dönemini anlatıyor. Bir fotoğrafın bize açtığı kapıdan geçerek önce Türk edebiyatının en önemli kalemlerine, sonra Cumhuriyetin kuruluş yıllarına doğru sefere çıkmak icap ediyor.
Ayvazoğlu’nun aklına önce makale ardından kitap yazmayı düşüren fotoğrafta, bir masa etrafına toplanmış altı adam görüyoruz. Her biri için bir kitap yazılabilecek hatta bir kısmı için yazılmış altı adam: Cenab Şehabettin, Abdülhak Hâmid (Tarhan), Süleyman Nazif, Mehmed Âkif (Ersoy), Sami Paşazâde Sezai ve Midhat Cemal (Kuntay). Sene, kitabın isminden de anlaşılabileceği gibi 1924. Mekân, Midhat Cemal’in İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Mısır Apartmanı’ndaki evi. Türk edebiyatının bu önemli kalemleri, Âkif’in Âsım isimli unutulmaz eserini tamamlaması şerefine bir araya gelmiş. Bu kadar bilgi yetmiyor elbet kitabın çerçevesini tahmine. Biraz da döneme yoğunlaşmak gerek. Cumhuriyeti kuran birinci meclisin dağıldığı, devrim yasalarının peş peşe çıkıp muhaliflerin en iyi ihtimalle köşelerine itildiği günlerden söz ediyoruz. Ve mümkün olsa, fırsat verilse, fikirleri sorulsa söyleyecek çok sözü olan altı önemli şahsiyetten. Ayvazoğlu’nu kitap yazmaya iten de bu düşünce. “Eğer fotoğrafın içine girip o masada konuşulanlara kulak vermek mümkün olsaydı, kim bilir yakın tarihimiz en kritik dönemi hakkında birinci ağızlardan neler işitebilirdik.” Bu merakla peşine düştüğü hikâye, 256 sayfada tamamlanmış. Davet sahibi Midhat Cemal’den başlayarak sırayla dolaştığı her hayat, dönem hakkında pek çok bilgi ile dolu. Osmanlı yıkılmış, yerine yeni bir toplum uç veriyor ve her yenilik gibi bu da acı veriyor. En fazla da olayların perde arkasına vâkıf ve geleceği az çok tahmin edebilen münevverlerin canı yanıyor tabii. Misafirlerin kimi romanla, kimi şiirle anlatıyor derdini. Neredeyse hepsi bir gazetede muharrir. Davaları kâh aynı noktada buluşuyor, kâh ayrı düşüyor yolları. Yazar, her birinin kapısına götürüyor okuru. 1920’lerin İstanbul’unda, siyasi çalkantılar ve maddi yoklukla şekillenen hayatları, bir yerlerde gelip Mısır’a gitmek üzere olan Âkif’le kesişiyor. Derdini Âsım’a anlattırıyor Âkif.
Kitap, Elhan-ı Şita şairi Cenab Şehabettin, Daüssıla şairi Süleyman Nazif, Makber şairi Abdülhak Hamid, Sergüzeşt yazarı Sami Paşazade Sezai, İstiklal Marşı Şairi Mehmed Âkif ve Midhat Cemal’i 82 yıl sonra tekrar bir araya getiriyor âdeta. Bahsi geçen isimler ve dönem o kadar naif ve etkili bir dille tasvir ediliyor ki, bir iki adım öne çıkıp masada konuşulanlara kulak vermeyi arzu etmemek, çekilen sıkıntılardan acı duymamak imkansız neredeyse. Neticede birer ikişer ayrılıyorlar dar-ı dünyadan. Beşir Ayvazoğlu sayesinde o günlere giden okura da gidenlerin ruhuna rahmet, yazarın kalemine sağlık demek düşüyor.
25 aralık 2006








