Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Gündem - devlet bekçiliği bitiyor, kavga bundan kaynaklanıyor!

    devlet bekçiliği bitiyor, kavga bundan kaynaklanıyor!

    AK Parti, yeni anayasa hazırlığı ile başladığı ikinci hükûmet dönemini kapsamlı bir reformla tamamlamak istiyor. Rejim krizine döndürülen tartışmalar gerçekte neler olup bittiğini anlamayı zorlaştırıyor.
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Aslında neyi tartışıyoruz? Anayasa Reform Paketi’nden konu açıldığında daha sözlerinin başında ‘içeriğini konuşmuyoruz, konuşmayacağız’ diyen muhalefetin, konunun özüne girmeksizin kavgaya taraf olmasının izahı var elbette. İktidar partisine yönelik ‘kapatma davası’ yeniden ısıtılıp gündeme verilirken, üst yargı kurumlarının alenen sahiplendiği ‘statüko bekçiliği’ misyonunu zayıflatacak olması taslağın önemini artırıyor. Tarafsız gözler, ‘ilk defa yargı kurumlarının kendini  yönetmesinin imkânı doğuyor’ dese de bu böyle okunmuyor. Uzun sürecek bir siyasi kavganın daha başında, devlet iktidarını kullanma tekelinin kimde olduğunu tartışıyoruz. Görünürde bir hukuk tartışması yaşanıyor. O hâlde üç dönem İstanbul Barosu Başkanlığı yapan Doç. Dr. Yücel Sayman’la konuşmak doğru olabilirdi. Üstelik muhatabımızın iktidar partisine de yargı kurumlarına da söyleyecek sözü var. Eleştirilerine rağmen taslağın demokratik hayata nefes aldıracağını düşünüyor. Anayasa’nın başlangıç hükümleri o kadar belirleyici ki ne yapsanız peşinizi bırakmaz, özgürlükleri kısıtlayan bir yol bulur çıkar karşınıza ona göre. Darboğazı aşmanın tek yolu Anayasa’yı değiştirmek. “Anayasa’ya giriş” bu nedenle başlı başına önemli bir adım.

    -Anayasa reform taslağı tartışılıyor gibi yapılıyor ama hukuktan çok siyaset konuşuluyor. Ne diyorsunuz?

    İçerik Tablosu

    • 1 -Anayasa reform taslağı tartışılıyor gibi yapılıyor ama hukuktan çok siyaset konuşuluyor. Ne diyorsunuz?
    • 2 -Bu toplum içinde bireylerin yeri ne?
    • 3 -Ama hukuki kılıf giydiriliyor…
    • 4 -Çözüm ne?
    • 5 -Sistemin bekçileri var diyorsunuz. O bekçilere rağmen bunun imkânı var mı?
    • 6 -Yeni bir anayasa düşünülse bile değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerin aynen muhafaza edilmesi gerekiyor…
    • 7 -Anayasanın ruhu denen bir şey var. Değiştirilemez maddelerden hareketle neredeyse tüm anayasa maddelerinin değiştirilemezliğine hükmediliyor. Anayasada sadece 3 değiştirilemez madde olduğunu düşünürken bir yanılgı içindeyiz sanki.
    • 8 -Bu da az bir şey değil ama…
    • 9 -Ortada çok tartışılan bir reform paketi var. Sizin için ne anlam ifade ediyor bu taslak?
    • 10 -HSYK Başkanı neye itiraz ediyor o hâlde?
    • 11 -Yargı güç kaybetmiyor, sadece iktidarı kullanan el zayıflıyor yani.
    • 12 -Yargının, ordunun güdümünde olduğu yönünde iddialar var. Kapatma davaları, 27 Nisan muhtırası, 367 kararı, Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınması vesaire bu tezi doğruluyor gibi ne diyorsunuz?
    • 13 -Neden?
    • 14 -Reform paketinin bu oranda tepki görmesinin sebebi de 30 yıllık yapıyı değiştirip iktidar gücünü zayıflatmasından kaynaklanıyor o hâlde.
    • 15 -Çıkarları zedelenen sistemin direnç sebebi açık. Peki, muhalefet partilerinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    • 16 -Anayasalar bir nevi toplum sözleşmeleridir. Bu anlamda Türkiye’nin hiç toplum sözleşmesi olmuşmu?
    • 17 -Siyaseten yorumlarsak bu anayasa değişiklik süreci nasıl ilerler?
    • 18 -Bir ülkede bu kadar çok anayasa tartışması yaşanması ne anlama gelir?
    • 19 -Taslak’taki bazı değişikliklerle ilgili konuşalım isterseniz. HSYK ile ilgili düzenlemeden başlayabiliriz.
    • 20 -Anayasa Mahkemesi için durum ne?
    • 21 -Sizce en önemli düzenleme ne bu taslakta?
    • 22 -1982 Anayasası’nda bireyin yeri yok diyorsunuz. Bu taslak bireye yer açma çabası olarak yorumlanabilir mi?
    • 23 -Neden öyle yorumluyorsunuz?
    • 24 -Siyasi parti kapatma maddesiyle ilgili yargı çevrelerinden ‘kuvvetler ayrılığına aykırı, yetki gasbı’ gibi eleştiriler geldi. Siz ne dersiniz?
    • 25 -Memurlarla ilgili düzenleme sürpriz görüldü, siz ne dersiniz?
    • 26 -Her şey demokratik olmasa bile demokratik hayatın devamı için gerekli düzenlemeler getiriyor herhâlde taslak.

    Çok doğru. Ne konuştuğumuzu anlamak için 82 Anayasası’na bakmamız lazım. Daha başlangıç kısmında nasıl bir devlet, toplum ve birey sorularına cevap aranıyor. Bizde âdettir, başlangıç kısmı okunmaz. Oysa her şey orada. ‘Yüce devlet’ diye başlıyor anayasa. Hepimizin üzerinde bir devlet olduğunu hatırlatıyor bize. Sonra o mükemmel devlete, ilkeleri de belli olan bir toplum uyduruyor. Bireylerden tamamen bağımsız, farazi, Türklük, milliyetçi dayanışma ve bölünmezlik ilkeleri üzerine kaynaşmış bir toplum.

    -Bu toplum içinde bireylerin yeri ne?

    Tasavvur edilen vatandaş tipine uyması şartıyla huzur vadediyor bireye. Peki, ben anayasayla aynı doğrultuda düşünmek zorunda mıyım? Uygulamalar düşünceyi yasaklayarak soruma cevap veriyor. Kürt’üm, Çerkez’im dediğin zaman azınlık yaratıyorsun diyor. Taş atan çocuklara o kadar ceza verilir mi? Eylemi değil, düşünceyi cezalandırıyor. Felsefesi, ideolojisi belirlenmiş bu devleti ve toplumu muhafaza etmek için mekanizmalar da geliştirilmiş tabii. Yargı bunlardan biri. Tartışmanın asıl konusu, devletin bekçileri koruyuculuk görevlerini devam ettirecekler mi, ettirmeyecekler mi? Bu da hakikaten siyasi bir tartışma.

    -Ama hukuki kılıf giydiriliyor…

    Yargıtay Başkanı, ‘değişiklik, anayasanın değiştirilemez ilk 3 maddesine aykırı’ diyor. Ona göre, teklif, tarifini yaptığımız ruha ters düşüyor. Yüksek yargının elinden bekçilik görevi alınıyor. Evet, başlangıç bölümünün ortaya koyduğu ruha aykırı. O zaman ben de diyorum ki ilk 3 maddenin ortaya koyduğu ruhu ortadan kaldırmadığınız sürece ne yaparsanız yapın devlet biçimi olarak demokrasiye ulaşmanız mümkün değil. Çünkü ana fikir orada ortaya konuyor ve diğer düzenlemeler de o ana fikre uygun hâle getiriliyor.

    -Çözüm ne?

    Demokrasi esasına dayalı bir devlet düzeni için anayasayı baştan sona değiştirmek lazım. Despotik bir devlet anlayışı var. Palyatif tedbirlerle orasından burasından törpüleyerek devletin biçimi değiştirilemez.

    -Sistemin bekçileri var diyorsunuz. O bekçilere rağmen bunun imkânı var mı?

    Yargıtay Başkanı ‘biz devletin tarafındayız’ dedi. Bundan daha ileri düzeyde bir bekçilik olabilir mi? Mevcut anayasa o şekilde yapılandırmış. Tam da bu yüzden yapının ve anayasanın değişmesi gerekiyor. Demokrasilerde devletin tarafında olduğunu ilan eden bir yargı bitmiş demektir.

    -Yeni bir anayasa düşünülse bile değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerin aynen muhafaza edilmesi gerekiyor…

    Olur mu öyle şey. Halkın kabul etmesi durumunda her zaman ve tüm maddeler değiştirilebilir. Tanrı sözü değil ki değiştirilemesin.

    -Anayasanın ruhu denen bir şey var. Değiştirilemez maddelerden hareketle neredeyse tüm anayasa maddelerinin değiştirilemezliğine hükmediliyor. Anayasada sadece 3 değiştirilemez madde olduğunu düşünürken bir yanılgı içindeyiz sanki.

    Bu da başka bir sorun. En temel özgürlük alanlarını laikliğe bağlıyorlar mesela. Ama anayasa öyle kaleme alınmış. Devlet politikası için tehlikeler belirlenmiş. Vaktiyle komünizm, şimdi irtica, bölücülük… Aşmanın tek yolu siyasi iktidarın ve parlamentonun devlet biçimi olarak demokrasi talep etmesi. Lâfzen bazen görüyoruz bunu. Ama altı hiçbir zaman doldurulamıyor. AK Parti’nin yapmaya çalıştığı, devlet politikası ile siyasi iktidar politikaları arasındaki ikilemi ortadan kaldırmak. Bir yığın kamplaşmaya sebep oluyor bu tartışmalar. Birileri, ‘hayır, devlet politikaları senden bağımsızdır’ diyor siyasi iktidara.

    -Bu da az bir şey değil ama…

    Kesinlikle önemli, haklı ve kendi içinde demokratik sürece yol açacak bir talep. Kim belirliyor devlet politikasını? Bekçiler neyi koruyor? Cumhurbaşkanlığı için öngörülen de devlet bekçiliği. Yargı koruyacak, YÖK koruyacak. Şimdi bu mekanizmalar teker teker farklılaşıyor. Bu sefer de onları devlet olarak algılamamaya başlıyorlar. Bakış açısı farklılaştığında cumhurbaşkanı devlet olmaktan çıkıyor.

    -Ortada çok tartışılan bir reform paketi var. Sizin için ne anlam ifade ediyor bu taslak?

    Öncelikle önemli maddeler var pakette. Demokrasi alanında büyük adımlar atıldığını söylemek zor. Ama bunun yollarını açacak düzenlemeler öngörülüyor. Sistemin nefes yolları açılıyor. Mesela, HSYK’nın yapısında öngörülen değişiklik yargı kurumu için çok önemli.

    -HSYK Başkanı neye itiraz ediyor o hâlde?

    Yargıtay ve Danıştay, HSYK üyelerini, HSYK da yüksek mahkeme üyelerini belirliyor. Ellerinde büyük bir güç, iktidar var. Ayrıca yargının kendi iç işleyişi ve ilk derece mahkemeleri üzerinde devlet adına denetim vazifesi yürütüyorlar. Bu ölçüde iktidar gücüne sahip yapılar kaçınılmaz olarak bir üst iktidarın denetimine girer. Neden asker brifing verdiğinde bütün hâkim ve savcılar gidiyordu? Üst iktidardan elindeki gücü nasıl kullanması gerektiği yönünde talimat alıyordu çünkü. HSYK siyasi iktidarı reddediyor ve devlet iktidarına dayanmaktan yana tercih kullanıyor. İktidarı gidecek, bunun için karşı. Onun yerinde ve aynı kafada olsam ben de aynı şekilde itiraz ederdim herhâlde.

    -Yargı güç kaybetmiyor, sadece iktidarı kullanan el zayıflıyor yani.

    Bekçinin yetkisi azalıyor ve üyelerin sayıları artıyor. O yüzden katiyen hukuksal bir tartışma değil. Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıymış, niye aykırı olsun.

    -Yargının, ordunun güdümünde olduğu yönünde iddialar var. Kapatma davaları, 27 Nisan muhtırası, 367 kararı, Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınması vesaire bu tezi doğruluyor gibi ne diyorsunuz?

    Ortada olmaması gereken sorunlu bir ilişki var. Bunu ortadan kaldırmak için de yargının elindeki gücün zayıflaması gerekiyor. Hele de üst yargının…

    -Neden?

    İktidar kullanıyorsan sana dayatılanlara uymak zorundasın. En fazla kime yaslanacağını tercih edebilirsin. Seçiliş sistemin buna göre düzenlenmiş. 12 Eylül Anayasası’nda yüksek yargıyı tesis eden kim? Asker… Sonra asker cumhurbaşkanı, yüksek mahkemeye üye atadı. O üyeler HSYK’yı, HSYK da diğer yargı mekanizmalarını belirledi. Yani sistem çok akıllıca, kendini yeniden üretmek üzere tesis edildi.

    -Reform paketinin bu oranda tepki görmesinin sebebi de 30 yıllık yapıyı değiştirip iktidar gücünü zayıflatmasından kaynaklanıyor o hâlde.

    Evet. Yargının devletin taraftarı olma ihtimalini zayıflatıyor. MGK’nın yapısına müdahale ediliyor, askerî yargı zayıflıyor derken sadece yargı değil, dayandığı güç de zayıflıyor. Yapan kim? Siyasi iktidar… Adam ona karşı olduğunu her fırsatta söylüyor. Kapatacağım diye uğraşırken siz çıkıp elini zayıflatmaya çalışıyorsunuz.

    -Çıkarları zedelenen sistemin direnç sebebi açık. Peki, muhalefet partilerinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    CHP’nin mevcut işleyişe niye itirazı olsun! O iktidarı beraber kullanıyor. MHP’nin de rahatsız olmasını gerektiren bir durum yok. BDP sadece kendi sorun yaşadığı yerleri gündeme getiriyor. Parlamentoda gerçek bir demokrasi mücadelesinin tarafı yok. Seçim sistemi, yüzde 10 barajı, partilerin işleyiş biçimi, grup kararlarına uygun davranma zorunluluğu… Demokrasi diye yutturulmak isteniyor. Temsili demokrasi bile yok aslında.

    -Anayasalar bir nevi toplum sözleşmeleridir. Bu anlamda Türkiye’nin hiç toplum sözleşmesi olmuşmu?

    Belki 1921 Anayasası, ama diğerlerinin böyle bir vasfı yok. Anayasayı toplum örgütlenmesinin temeli olarak düşündüğünüz zaman temel sorunuz şu: Çizdiğimiz sınırlar içinde birlikte yaşayacak mıyız? Düşüncen ne olursa olsun; Müslüman, Alevi ya da Budist ol; kadın, erkek ne olursan ol, birlikte yaşayacak mıyız, yaşamayacak mıyız? Bu soruya cevap verdikten sonra şu ilkeler bizim birlikte yaşamamızın temelini oluşturur dersiniz. Toplumu bir arada tutacak sözleşme bireyden başlayarak hazırlanır. Sonra onun siyasi yapısı olan devlet kurulur. Bizde birlikte yaşamak diye bir şey yok ki.

    -Siyaseten yorumlarsak bu anayasa değişiklik süreci nasıl ilerler?

    İlk turda 330’u bulurlar herhâlde. Ama büyük ihtimalle referanduma gider. Tabii bunun için çıkarılacak kanunun anayasaya uygunluğu tartışılacak. Anayasa Mahkemesi’ne giderler mi, gitmezler mi? Giderlerse Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verir mi? Yargıtay, Danıştay, YARSAV iptal istiyor. Orada kavga gürültü olur biraz. Ben referandum sonucunun olumlu olacağını düşünüyorum. Ergenekon davasına bakılması yeter. Halk enayi değil.

    -Bir ülkede bu kadar çok anayasa tartışması yaşanması ne anlama gelir?

    Despotik bir anayasa ve devlet var. Toplum, anayasanın önünde ve çoğunluk mevcut yapıdan rahatsız.

    -Taslak’taki bazı değişikliklerle ilgili konuşalım isterseniz. HSYK ile ilgili düzenlemeden başlayabiliriz.

    HSYK’da öngörülen değişiklik olumlu. Kurulu, aşağı yukarı olması gereken işlevine yakın bir yapıya kavuşturuyor. Biz HSYK’yı yüksek yargı birimi sanıyoruz. Oysa alakası yok, yargının bir kurumudur ama idari bir organdır. Baro, avukatlar için neyi ifade ediyorsa, HSKY da hâkim ve savcılar için onu ifade ediyor. Yargılama faaliyetine katılan hâkim ve savcının atanması, terfisi, meslek kurallarına uyum açısından denetimlerini yapan organdır. Kim yapacak bu denetimi? Elbette mesleğin içinden gelen insanlar. Bu yüzden kurula dışarıdan müdahale olmaması gerekir. Hem sayı artıyor, hem de 15 üye yargıç ve savcılar tarafından seçiliyor. Ve ilk derece mahkemelerin hâkim ve savcıları girebiliyor. Şimdiye kadar Yargıtay ve Danıştay üyeleri belirliyordu. Cumhurbaşkanı 4 üye atıyor, ama buna gerek yok bence. Meslek dışından insanların olmasının anlamı yok. Ayrıca belki koordinasyonu sağlamak için bakan veya müsteşarın varlıkları sürebilir ama oy hakları olmamalı.

    -Anayasa Mahkemesi için durum ne?

    Üye sayısı artıyor. Biraz ürkek davranmışlar bu konuda. Meclis’in kontenjanı 3 kişi, onları da kendisi seçmiyor. Başka kurumların seçtiği adaylar arasından atama yapıyor. Geri kalan 16 üyeyi cumhurbaşkanı seçiyor. Bu yetki doğru değil. Sonra çok tartışırız. Sezer gelir onun seçtiklerinden birileri memnun kalmaz, Gül gelir onun seçtiklerini ötekiler beğenmez. Ayrıca cumhurbaşkanı 7 üyeyi de doğrudan ve hukukçu olmayan kişiler arasından atıyor. Anayasa Mahkemesi’ne hukukçu olmayan insanlar girebilmeli. Bu bir meşruiyet alanıdır. Ama 7 çok fazla. Seçim yetkisi Meclis’e verilse daha çok gürültü kopardı. Bu açıdan iyi yapmışlar ama en azından yargı kendi adaylarını doğrudan seçebilmeli.

    -Sizce en önemli düzenleme ne bu taslakta?

    Askerî Yargıtay’la ilgili kısım çok önemli. Bu, Ergenekon davasında ve diğer benzer davalarda çok etkili olacak. Mahkemeler mevcut durumda da karar verebiliyor ama Yargıtay’ın her zaman o davaları Askerî Yargıtay’a göndermesi mümkün. Böyle bir tehlike var. Bence en demokratik madde bu.

    -1982 Anayasası’nda bireyin yeri yok diyorsunuz. Bu taslak bireye yer açma çabası olarak yorumlanabilir mi?

    İster istemez kendiliğinden öyle bir şey getiriyor. Mesela 10. maddede ‘Herkes dil, din, ırk, mezhep, siyasi düşünce, inanç bakımından bir ayrım yapılmaksızın kanun önünde eşittir’ deniyor. Eşitlik ilkesi demokratik ilke gibi gözüküyor ama bütünü içinde despotizme yol açan maddelerden biri.

    -Neden öyle yorumluyorsunuz?

    BM İnsan Hakları Sözleşmesi’nde o madde ‘Herkes dil, din, ırk bilmem ne ayrımı yapılmaksızın haklarından yararlanmada ve haklarını kullanmada eşittir’ şeklinde. Anlamı şu: Sen kimliğine dayalı olarak her türlü hak ileri sürebilirsin. 10’uncu madde temelde olumlu mesela. Vatandaşlar arasındaki eşitliği düzenliyor. Reform paketi kadınlar, çocuklar, engelliler ve yaşlılar açısından pozitif ayrımcılık öngörüyor. Ne gerek var buna? Çünkü eşitlik ilkesi gibi duran bu madde esnek bir yorumla iyileştirmelerin iptaline vesile edilebilir. Bizim Türklük, Atatürk milliyetçiliği, milli dayanışma, bölünmezlik gibi temel ilkeler üzerine kaynaşmış bir toplum olduğumuz varsayıldığı için kimse kendi kimliğine dayalı hak talep edemiyor. Ettiğinde seni azınlık yaratmakla suçluyorlar. Kanun önündeki eşitliğin böyle bir anlamı var. Değiştirilmesi de kolay değil.

    -Siyasi parti kapatma maddesiyle ilgili yargı çevrelerinden ‘kuvvetler ayrılığına aykırı, yetki gasbı’ gibi eleştiriler geldi. Siz ne dersiniz?

    Üçüncü maddeye aykırıdır diyorlar. Evvela şunu söylemek gerekiyor, demokrasilerde silahlı mücadelenin örgütleyicisi olmak dışında bir gerekçeyle partiler kapatılmaz. Beklenen, parti kapatmayı sebep olarak ortadan kaldırmalarıydı. Taslakta ise parti kapatma prosedürünü zorlaştırıyor, sebeplere girilmemiş. Paternalist bir tavır var. İzin sistemi getirmiş, kullandığı yöntemi sindiremiyorum ama parti kapatmalar önüne önemli bir engel getirmiş oluyor. Kuvvetler ayrılığına aykırı deniyor. Ya bunlar herhangi bir dernek değil ki, siyasi partiler, parlamentonun içindeler. Üstelik yargılama yapmıyor, sadece izin veriyor ya da vermiyor.

    -Memurlarla ilgili düzenleme sürpriz görüldü, siz ne dersiniz?

    En anti-demokratik madde o. Memurlara grev hakkı tanımamasının ötesinde ileride grev hakkı tanıyan bir yasa çıktığında anayasaya aykırılığı ileri sürülebilecek bir hüküm getiriyor. Uzlaşma kurulunun verdiği karara itiraz edilemiyor çünkü.

    -Her şey demokratik olmasa bile demokratik hayatın devamı için gerekli düzenlemeler getiriyor herhâlde taslak.

    Söylediğim eleştiriler dışında taslak tek başına nefes boruları açıyor. Oradan daha iyi bir siyaset götürülebilir. Ama Anayasa’nın esas ruhu değiştirilmediği sürece gerçek demokrasiye böyle tedbirlerle ulaşmak zor.

    29 mart 2010

    Related Posts

    etyen mahcupyan; batı devletten, doğu örgütten özgürleşmeli!

    Şubat 13, 2015

    türkiye çözümü konuşuyor!

    Şubat 13, 2015

    kat karşılığı şehirler…

    Şubat 13, 2015
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.