İç ve dış hareketlilik sebebiyle pek gündeme gelmese de seçimler yılı 2007’de, 25 yaş üstü gençlerin parlamentoya girecek olması çok önemli. Belki kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi kararı için bugün yapılan analizler gelecekte de bu tarihî değişiklik üzerine gerçekleşecek. Tarihî, çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) milletin kaderinin şekillenmesine şahitlik eden duvarları 1877’de meclise giren 11 vekili saymazsak ilk kez 30 yaşın altında temsilcilerle tanışacak.
“Bu düzenlemenin hiç mânâsı yok. Kadınlar seçme ve seçilme hakkı elde etti de ne oldu?” itirazlarına kulaklarımızı tıkarsak, heyecan verici bir tartışmanın içinde bulabiliriz kendimizi. Türk gençliği uzun soluklu kampanyalardan sonra er meydanına kabul fezlekesi aldı. Şimdi ispat bekleyen iki tez var. Ya ‘Pek çok bakandan daha iyi iş çıkarırız!’ iddiası doğrulanacak ya da meclis koridorları sahiden ‘çocuk bahçesine’ dönecek. Yazılı kuralları olmasa da siyasetin yapılış biçimi, yaşı ve üslubu var ne de olsa. Ancak üstatları gençlerin işin inceliklerine vukûfiyetinden şüpheli. Bu yüzden kaldırılana kadar, idam bile edilebilen rüştünü ispat etmiş gençlerin meclisin ruhuna layık olabilmek için olgunluk eşiğine ulaşması isteniyordu. 30 Ekim 2006 tarihi itibarı ile yüz yıllık engel aşıldı. Artık 25 yaşını doldurmuş her Türk vatandaşı, yeterince parayı denkleştirip listelerde kendine yer bulursa millete vekâlet edebilecek.
GENÇLER 1980’İN RÖVANŞINI ALIYOR
Aslına bakılırsa 80 sonrasında bile isteye apolitize edilen gençlere kendilerinin de toplumun da pek güvendiği söylenemez. Türkiye’nin en genç siyasi partisinin 29 yaşındaki genel başkanı da aynı kanaatte. “Gençliğin yalnız siyasette değil aşkta bile hiçbir iddiası yok.” Güçlü Türkiye Partisi’nin (GTP) genel başkanı Tuna Bekleviç, bunu ‘partimizin yaş ortalaması 27’ dedikten sonra söylüyor üstelik. Kendilerini istisna ediyor elbette.
GTP, ‘Türk gençliği ve siyaset’ konu başlığı için ilginç bir örnek. Önemli bir gençlik vurguları var ve söyledikleri öyle ortaya atıp arkasından çekilebileceğiniz türden sözler değil. Ortak Gelecek Sözleşmesi adını verdikleri kısa ama iddialı metinde özgürlükçü demokrasi, sivil anayasa ve yeni yurttaş tanımı talepleri peş peşe sıralanıyor. Bekleviç’e göre 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti bugüne dek askerî rejimle yönetildi. “Bu zihniyet artık Türkiye’yi bir arada tutmakta zorlanıyor. Yeni bir Türkiye arzuluyor herkes. Yamayla olacak iş değil. Yenisini kurmak için eskisinin tamamen ortadan kalkması gerek.” cümleleri de ona ait. 80 öncesi devrimci gençliğinin cüretkârlığı var ifadelerinde. “Türkiye belki de en fazla o yıllarda düşündü.” diyor zaten.
Yeni kurulmuş bir siyasi partinin heyecan dolu genel başkanına ait bu ifadeler. Ama sayıları az da olsa siyaset üzerine düşünen gençlerin genelinde aynı sorgulayıcı üslup var. 1994’te kurulan ve ‘siyasete nitelikli insan yetiştirmek’ maksatlı faaliyet yürüten Arı Hareketi’nin direktörü Rana Birden’e göre de olması gereken bu. Bir nevi siyaset okulu gibi çalışan Arı’nın amacı reel politikten çok işin felsefesinin konuşulması. Politikacıları halkın harekete geçirdiğini söyleyen Birden, toplumsal dönüşümün siyasi partilerin söylem değiştirmesinden daha önemli olduğu görüşünde. Toplum deyince de akla nüfusun yarısından fazlasını oluşturan 15-30 yaş arası grup geliyor tabii. Seçilme yaşının 25’e indirilmesi ilk kez Arı Hareketi öncülüğünde gündeme getirilmişti. Birden, bu değişikliğin gençlerin siyasetle barışması açısından faydalı olacağı kanaatinde. 2007 için öncelikli hedef taleplerin tespiti ve duyurulması.
Ural Aküzüm, 2002’de seçilme yaşının yeniden düzenlenmesi fikrini ortaya atan gençlerden biri. Meseleye gerçekçi bakılması gerektiğini düşünüyor. Kimse ilk seçimlerde meclisin yarısının 30’lu yaşlarda insanlardan oluşmasını beklemiyor. Şimdilik ihmal edilen sorunlarının gündem oluşturması kâfi. Sonrasını ilk temsilcilerin sergileyeceği performans belirleyecek. Ailesi 1945’ten 2002’ye kadar mecliste kesintisiz temsil edilen Aküzüm, kısa vadede parlamentoya girmeyi düşünmediği gibi siyasetin yapılma alanının genişlemesi gerektiğini savunuyor. Yeni dünyada siyasetin mekânı partilerden sivil topluma kaymış durumda çünkü. Böylece politikadan ürken insanların desteği sağlanıyor ve geniş bir kitleye mal edilen talepler daha kolay cevap buluyor.
‘Siyaset yalnızca mecliste yapılmaz’ tespiti geniş halk kitlelerine yabancı bir söylem. Gençler, bu fikrin özellikle oluşturulduğu kanaatinde. İlhan Döğüş’e göre siyaseti partilere hapsedip orada söz söylemeyi olgunluk şartına bağlamak ancak bir şekilde açıklanabilir: Devlet, düzenin değişmezliğinin ve mükemmelliğinin onaylanmasını istiyor. Oluşturulan siyasi kültürün amacı da statükoyu korumak. Bu izahın, değişimin dinamosu niteliğindeki gençlerin ve kadınların parlamentodan uzak tutulmasını anlaşılır kıldığını düşünen Döğüş, sivil toplumu siyasi partiye tercih edenlerden. Kendini toplumsal tabanlı siyasi oluşum diye tarif eden Siyasal Ufuk (SU) Hareketi üyesi. Sık sık bir araya geliyor, saatlerce memleket meselelerini konuşuyorlar. ‘Bu yoğun emeği bir partide sarf etmek amaçladığınız değişimi hızlandırmaz mı?’ sorusuna ‘hayır’ cevabını veriyor: “Çünkü iktidar yozlaştırıyor.” Mevcut siyasi sistem insanları tek tipleşmeye itiyor ona göre: “Gençler yaşlı, kadınlar erkek gibi görünmek zorunda. O yüzden seçilme yaşının düşürülmesinin tek başına bir anlamı yok. Sonuç almak için siyasi kültürün de gençleşmesi ve kadınsılaşması gerekiyor.” Toplumun ideolojikleşmesi yerine siyasetin toplumsallaşmasını savunuyor. Bunun için öncelikle partilerin kendilerini halk tarafından etkilenmeye açık tutması gerekiyor. O da değişim umudunu buna bağlamış durumda.
DEĞİŞİME GENÇLİK KAVRAMINDAN BAŞLANMALI
Henüz üniversite öğrencisi olan Döğüş’ün siyasete merak salması lise yıllarına rastlıyor. “Gençlerin siyasi kimliğe sahip olması o kadar da şaşılacak bir şey değil.” diyor. Dünya neden böyle dönüyor diye sormak, olan biteni sorgulamak bile siyasete bulaşmaya yetebilir. Gençliğin duyarlılığından şüphe etmesinin sebebi tam da bu. Sorgulamıyor olmaları. “Kendi neslimi okurken 15 yıl sonra devralacakları Türkiye’yi nasıl yöneteceklerini çok merak ediyorum. Korkularım var.” diye dile getiriyor endişelerini.
Genç ve yeni bir siyasi söylem için seçilme yaşını düşürmenin yetmediği açık. Peki, ne ilave edilmeli? Verilen cevaplar gençlerin bu konular üzerine epeyce kafa yorduğunu ortaya koyuyor. SU Hareketi’nin kurucularından Yıldıray Oğur, köklü bir çözümden yana: “Gençlikle ilgili resmî söylemi gözden geçirmek, anayasayı, YÖK’ü yeniden ele almak gerekiyor. Gençlik algımız sorunlu. Anayasa’da gençler hatadan korunması gereken nesneler olarak tarif ediliyor.” Oğur’a göre siyaseti nasıl tanımlarsanız mücadelenizi ona göre verirsiniz. Bu sebeple henüz yolun başındaki gençlerin doğru sorular sormasını önemsiyor. İktidar eksenli bir mücadelenin varacağı yer başbakanlık koltuğundan öteye geçmez. Ayrıca çeşitli iktidarlar var ve bunların hepsi için mücadele etmek gerekiyor… Siyaset bilimi alanında doktora yapan Oğur’un kurduğu cümlelerden kafa karıştırmak istediği belli: “Eğer sivil toplumun gerçekten cesareti varsa ve siyaset yapmak istiyorsa iktidar odakları üzerinden ilerlemesi şart. Orman bakanını eleştirmek kolay ama çevreci isek büyük sermayeyi de eleştirebilmeliyiz.”
Yıldıray Oğur 1978 doğumlu. Yitik nesil diye nitelenen 80 kuşağından yani. Yalnız ‘çok politik’ bir aileden geliyor. İlk siyasi eylemi 1987 referandumuna rastlıyor. Ortaokul yıllarından beri merak duysa da siyasi dönüşümünün miladı 28 Şubat ve 17 Ağustos depremi. Siyasetin aşağılandığı, demokrasinin yara aldığı, gerginliğin arttığı ortamlarda insanların siyasallaştığını düşünüyor: “Tek başına meclisin gücü hiçbir şeye yetmiyor. Derinlikli sorunlarınız varsa siz de derin bir siyaset yürütmek zorundasınız.”
25 yaş kararı, en azından gençlik ve siyaset kelimelerinin birlikte kullanılmasını pekiştirecek Oğur’a göre. Gençlerin önü açık ama altına girecekleri yük yabana atılır cinsten değil: “Parlamentonun itibarı çok önemli. Genç arkadaşların siyasete meclisin tarihini okuyarak başlamasında fayda var. Savaşın en şiddetli olduğu dönemlerde hürriyet zemini arayan bir meclise sahibiz. Girilmek istenen yer televizyondan izlenen parlamento değil!”
Ortada önemli sorular ve sorunlar var ve eleştirilerden en büyük payı partilerin gençlik kolları alıyor. Temsil yaşının gençleşmesini savunanların ‘genel başkan prototipi’ simalardan söz etmediklerinin altını çiziyor. Politikaya atılmak takım elbise giyip kravat takmak ve ağdalı cümleler kurmaktan öte bir şey ve gençlik kollarının bu ciddiyete sahip olmadığı fikri yaygın. İşin felsefesi ile meşgul olanlar tarafından fazlaca ‘ehli’ bulunuyorlar. Doğru Yol Partisi (DYP) İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Nural Kapullu, bu eleştirilere hak veriyor. Parti gençlik kolları 3 işlevi var ona göre: temsil, idari işler ve sair hususlar. Temsil vazifesini çelenk ve pankart taşımak diye açıklamak mümkün. İdari görevse il ve ilçe teşkilatlarında örgütlenmek anlamına geliyor. Bu iki sorumluluk mesainin tamamına yakınını dolduruyor. Siyasetle, vakit kalırsa ilgileniyorlar.
SİYASET NE KÖTÜ NE DE ZOR!
Partili gençler açısından tablo hiç de bu kadar karamsar değil. Hem iyi bir vizyon çizdiklerini hem de seslerini duyurabildiklerini düşünüyorlar. Tuna Bekleviç, uzak dursunlar diye insanlara siyasetin hep kötü taraflarından bahsedildiğini düşünüyor. Parti kurmak da topluma ulaşmak da zor değil oysa. Meclisin siyaseti finanse kaygısıyla seçilme yaşını düşürdüğünü iddia ediyor. Bu sayede doğu ve güneydoğu eşrafının suça karışmış çocukları dokunulmazlık zırhına bürünecek. Şu an mecliste bulunan sabıkalı oranı bu tezini ispata yetiyor ona göre. Her şartta 25 yaş kararından memnun. 2007’de kesinlikle parlamentodalar. Sonra da kısmetse tek başına iktidar.
Mevcut durumda en fazla beklentiyi AK Partili gençlerin yaşaması gerekiyor. Onlar da aldıkları siyasi terbiye gereği ‘görev düşerse elimizden geleni yaparız’ diyorlar. Peki, görev düşer mi? Bunun cevabı da hazır. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi Encümen Üyesi Özlem Soykan Çiftçi şu anda bulunduğu makamın soruyu cevaplamaya yettiği kanaatinde. İşlerinin zorluğunun farkında. “Parti organlarında hantal bir yapı var ve biz bunu zorluyoruz. Başlarda varlığımız çok yadırgandı. Kimse ciddiye alınacağımızı beklemiyordu. Ancak üstlendiğimiz görevler neticesinde bizi muhatap almak zorunda kaldılar.”
Sivil toplum faaliyetlerindeki gibi siyasi partilerde görev yapan gençler de eğitimli. İl Gençlik Kolları Başkanı Ömer Faruk Kalaycı İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Aynı okulda doktora öğrencisi. Statükoyu devam ettirmekle itham edilen gençlik kollarını, ‘partinin can damarı’ diye niteliyor. Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan 18-29 yaş arası gençlere onlar hitap ediyor zira. Sadece İstanbul’da AK Parti’ye üye 250 bin genç var.
‘Bir araya gelince ne konuşuyorsunuz, meclise taşındığınızda profil dışında bir şeyi değiştirecek misiniz?’ sorusuna “Felsefî tartışma yapmak için üniversitelerden desteğe ihtiyacımız var. Ama oralardaki arkadaşlar geçmişin getirdiği sıkıntılar sebebiyle siyasete uzak duruyorlar.” karşılığını veriyor. Kendileri de fikir üretmiyor değil. Ancak bir şeyleri değiştirme iddiasını taşımak için henüz erken Kalaycı’ya göre. Yönetime müdahil olana kadar bu söz konusu olamaz.
Hasan Basri Kurt, parti teşkilatının başarılı gençlere verdiği diğer bir örnek. İl başkan yardımcısı. Uluslararası ilişkiler mezunu ve aynı alanda doktora yapıyor. “Problemler parti politikalarından değil, siyaset geleneğinden kaynaklanıyor.” diyor Kurt. “Asıl sebep insanların ait olduğu siyasal ortamdan koparılması. O zaman aynı tarzda siyaset yapmaya başlıyor.” Bu yapının kırılması için merkeziyetçi anlayışın değişmesi gerekiyor. Ve bunun farkında olan gençler Türkiye’nin meselesi hakkında söz söyleme yetkisine sahip değil.
Henüz 23 yaşındaki Kürşat Çetinkoz, Liberal Demokrat Parti (LDP) genel başkan yardımcısı. Gençlerin önünün tıkanmasını kıskançlığa bağlıyor: “Başı ağarmış, saçı dökülmüş amcalar siyasette sırma saçlı gençleri görmek istemiyor. Kendileri vaktinde ilgilenemediklerinden olacak, gençleri kıskanıyorlar.” Bu çekememezliğin faturasını da gençler ödüyor. “Askerî gücü biz oluşturuyoruz. Lübnan’a bizim gidip gitmememiz konuşuldu ama fikrimiz sorulmadı. ” diye dile getiriyor itirazını. İki seçenek var Çetintkoz’a göre; ya seçme ve seçilme yaşı eşitlenecek ya da mükellefiyet yaşı seçilme yaşına yükseltilecek. Gençlere köle muamelesi yapıldığını düşünüyor. Bu da demek oluyor ki o da 2008 Şubat ayına kadar köle. 2007’ye yetişemiyor. Ama 2012’de kesin milletvekili adayı. Ve “Parlamentoya girdiğimde yer yerinden oynayacak.” sözünü şimdiden veriyor.
“ADAM SMITH DE BENİM GİBİ DÜŞÜNÜYOR DEMİŞTİM”
“Kendimi bildim bileli siyasetin içindeyim. 16 yaşında Adam Smith’i okuduğumda ‘Bu adam benim gibi düşünüyor.’ demiştim. 21 yaşında partiye üye oldum.” diyen Ahmet Cem Özen bir diğer LDP’li. Gençlerin en büyük avantajı soru sormayı bilmek ona göre. Bu bir özgüven göstergesi. Kendi özgüvenini de “Parlamentoya girsem pek çok bakandan daha iyi bir performans sergilerim.” cümlesi ile dışa vuruyor.
Bugün ayak dirense de 15 yıl sonra ülke yönetimini devralacak gençlerin profili bu. Ne korkulduğu kadar kötü ne de rahat bir nefes almayı sağlayacak kadar iyi yani. Tuna Bekleviç’in kendi partisi için söylediklerini genele yaymak da mümkün: “Türkiye’de siyaset sahnesi boş bir tuval gibi. Herkes karşısına geçmiş izlemekle yetiniyor. Biz resim yapmaya başladık. Umutluyuz. Ama tablonun neye benzeyeceğini görmek için bitmesini beklemek gerekecek.”
TBMM’NİN YAŞ DAĞILIMI
TBMM’de 546 milletvekili bulunuyor. Bunlardan yüzde 6,4’ü TBMM’de 546 milletvekili bulunuyor. Bunlardan yüzde 6,4’ü (35 milletvekili) 40 yaşın altında.
40-50 yaş arası vekil sayısı 157. Bu rakam parlamentonun yüzde 28,7’sine tekabül ediyor.
50 yaş üzeri vekil sayısı 253. Yüzde 46,3.
60 ve üzerinde olan 101 milletvekilinin oranı ise yüzde 18,5.
70 yaş ve üzerinde 9 milletvekili bulunuyor. En yaşlı vekil 82 yaşındaki CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA’SINDA SEÇME VE SEÇİLME YAŞI
Yıl Seçme Seçilme
1876 25 30
1877 25 25
1923 18 30
1934 22 30
1961 21 30
1982 21 30
1987 20 30
1995 18 30
2006 18 25
DÜNYADA SEÇİLME YAŞI DAĞILIMI:
Almanya: 18
İngiltere: 21
Fransa: 23
Amerika: 25
Türkiye: 25
11 aralık 2006








