Sohbetinde bulunduğumuz, ikliminden soluklandığımız kişiler, olduğumuz yerden alıp bambaşka ufuklara kanatlandırır bizi. Böylece, insanın kendine kurduğu dünya, içine doğduğunun oldukça uzağına düşer. Bu durum, çoğunluk için geçerli olsa da biz ara sokaklarda oyalanırken takdir kimilerini ayrı güzergâhlara sevk eder. Haliyle yol arkadaşları ekseriyetinkinden farklı olacaktır ve tabii heybelerinde biriktirdikleri, beraber getirdikleri de…
Prof. Dr. İsmail Kara da bugünün İstanbul’una tenha yollardan geçerek gelmiş bir isim. Kendisinin ‘Hareket-Dergâh camiasına intisap eden son kişi’ olduğunu biraz da esefle belirten Kara’nın, “Sözü Dilde Hayali Gönülde” ismiyle yayımlanan hatıraları, geçmişte kalan meclislerin bugüne düşen gölgeleri gibi. Aktarılan notlardan anlaşılıyor ki, İstanbul’la tanışıklığı 1969 yılına denk gelen Kara, bu tarihten sonra eline geçen her fırsatı ganimet bilmiş. Pay çıkarmak isteyenlerin çok şey öğreneceği bir ‘talebelik’ örneği sergileyen Hoca’nın yolu, yıllar boyunca pek çok ismin kapısına düşmüş: Nurettin Topçu, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Orhan Şaik Gökyay… Bayramlarda gerçekleştirilen ev ziyaretleri, birer birer kabir ziyaretine dönüşmüş sonra… Deryaya karışmak için aktığı yatakta, en yakın arkadaşları ise ağabeyi Mustafa Kara, Ezel Elverdi, Mehmet Doğan ve Mustafa Kutlu’nun da dâhil olduğu küçük bir grup.
Hayatına değip geçmiş her insan, Kara’ya bir vazife yüklemiş adeta. Adrese teslim edilmesi gereken emanetler var kitabın sayfalarında. Bu sohbetlerden istifade edememiş kişilere, o ruha temas etme şansı veren satırlar… Her ân, tekrar yaşanarak kaleme alınınca hesap tutuluyor, defter kapatılıyor… El-hak şahidiz ki ’emanetin bir kısmı’ bize tevdi edilmiştir.
Rize Müftüsü Dersiam Yusuf Karali, Nurettin Topçu, Ziyad Ebuzziya, Cinuçen Tanrıkorur, Muhammed Hamidullah, Annemarie Schimmel… ve diğerleri. Kara’nın hayatına izi düşen isimlerle hasbıhal, bazı yerlerde öyle derinleşiyor ki, bir döneme ruh vermiş bu simaların şahsında İstanbul’la da dertleşme imkânı doğuyor. Yüzü tahrif edilmiş, gönlü incitilmiş şehir de tıpkı o satırları okuyan insanlar gibi geçmiş günleri yâd edip ahh ediyordur belki, kimbilir…
26 aralık 2005








