Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    MetaFizik - modern dünyanın karşılanmayan tek ihtiyacı din!

    modern dünyanın karşılanmayan tek ihtiyacı din!

    Modern insan, kim olduğunu değil de neye sahip olduğunu dert ederek tüketime manevi anlamlar yüklüyor. Satın almaya çalıştıkça biraz daha uzaklaştığı yegâne mahrumiyeti, din gibi görünüyor
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Aydınlanma ve Endüstri Devrimi ile başlayan, tüketim çılgınlığı ile zirveye ulaşan modernite için günahlarıyla yüzleşme zamanı. Zira dünyayı getirip bıraktığı yerde manzara pek de iç açıcı değil.  Akılcılık, laiklik ve bireysellik temelleri üzerinde yükselen modernlikten geriye elimizde derin bir yalnızlık ve boşluk hissi kaldı. En ağır faturayı Hıristiyan Batı’nın ödediği aşikâr. Ancak ‘muasır medeniyetler’ yolunda istikrarla yürüyen bizlerin hesabı da giderek kabarıyor. Her birimizin tecrübeleri bu muhasebeyi yapmaya kâfi olsa da biz din psikolojisi profesörü Ali Köse’nin İngiltere’de kaldığı yıllar içinde yaptığı gözlem ve akademik çalışmalara dayanarak kuruyoruz cümlelerimizi.

    Köse, Batı dünyasının ‘din’le ilişkisini konu ettiği Milenyum Tarikatları kitabında, 1960’lardan sonra yükselişe geçen mistik akımları mercek altına alıyor. Vardığı sonucu, “Materyalist hayattan tatmin olmayan, rasyonel anlayışların yok ettiği manevi alanı yeniden elde etme umudu taşıyan insanlar, manevi arayışa giriyor.” şeklinde özetlemek mümkün. Maneviyatından soyulan Hıristiyanlığın tatmin edemediği insanlar, büyük kısmı Doğu kökenli dinî inançlarda kurtuluş arıyor. İhtiyacı büyüdükçe inancının şiddeti de artıyor. Amerika ve Avrupa’da 1978’de 276’sı çocuk 918, 1993’te 80, 1994’te 74 ve 1997’de 39 kişiyi toplu intihara sürükleyen mistik akımları da incelediği kitabının girişinde soruyor Köse: “Neden bu kadar Batılı, mevcut kurumsal din şekillerini bırakıp bu tarikatlara rağbet ediyor?” Araştırmaları onu ‘manevi boşluk’ cevabına taşıyor. Aydınlanma sonrası ‘kutsal’ yanından mahrum kalan Hıristiyanlık, mü’minlerine imanın huzurunu veremiyor artık…

    Batı toplumu, iki asır kadar önce yaşadığı Endüstri ve Aydınlanma Devrimi tecrübesinin acılarını 1960’lardan itibaren hissetmeye başladı. Din, o tarihe kadar toplumların mayası niteliğindeydi ve büyük bir açığı kapatıyordu. İnsanoğlu; acı, elem ve sıkıntıya dûçâr oldukça dinin oluşturduğu manevi ortamda teselli buluyordu. Oysa dini devreden çıkaran yeni ideolojinin böyle bir mekanizması yoktu. Amerikalı sosyolog Peter Berger’ın isabetle belirttiği gibi “Modernizm, dinin teselli kabiliyetini telafi edemedi. 20. yüzyılın teknolojik buluşları, parlak ideolojileri, boşanmış ve bundan dolayı üzüntü duyan bir insanı teselli kabiliyetine sahip değildi.” Modern Batı, artık köksüzdü Köse’ye göre. Kilise otoritesini kaybetmişti. 1970’lerden itibaren büyük bir hareketlilik başgösterdi Batı dünyasında. Önemli kısmı Doğu kökenli yeni dinî akımlar, bu boşluğu doldurmak için sahneye çıkmış ve beklenmedik biçimde karşılık bulmuşlardı. Yer yer radikalliğe varan yoruma sahip bu akımların hem de her kesimden insanı cezbetmesi, önemli bir açığı gün yüzüne çıkarıyordu.

    Prof. Dr. Ali Köse, modernitenin 3 temel üzerine yükseldiğine işaret ediyor: “Rasyonalite, laisite ve indivudüalite…” Yani akılcılık, laiklik ve bireysellik… İlk itirazı akılcılığa: “Rasyonellik insanoğlunu tatmin edemez; çünkü biz aynı zamanda irrasyonel varlıklarız. Her zaman rasyonel hareket etme kabiliyetimiz yok.” Duygu ile hareket etmek rasyonellik dışına çıkmak anlamına geliyor. Tanrı inancı, mistik eğilimler gibi batıl inançlar da insanın irrasyonel tarafını tatmin için var. İnsanı her şartta rasyonel hareket etmeye zorlamak, tabiatına aykırı davranmasını istemek demek. Bu yapıldığında ortaya çıkacak sonuçları öngörmek de çok kolay değil. Modernizmin temel yanlışı, akıldan başka muhatap kabul etmemesiydi. Ancak çok geçmeden rasyonelliğe mecbur ettiği insanoğlu son derece irrasyonel şeyler yapmaya başladı. “Modernite ve onun yanlış anlaşılması, insanlara yanlış ideolojilerin empoze edilmesi neticesinde duygusallık, topluluk ruhu kayboldu, dinin öğrettikleri yok sayıldı. Ama sürdüremedi!” diyor Köse. İçine düştüğü boşluktan kurtulma telaşına düşen insanlar, toplu intihar eylemleri düzenleyecek kadar büyük bir çaresizliğe itildiler. “Çünkü duygusal tatminden mahrumdular.”

    Aydınlar; “Bilim ne kadar ilerlerse insanlar o kadar gelişecek ve dinden uzaklaşacak.” diyordu. Ama böyle olmadı. “Ölüm var olduğu sürece insanlığın doğaüstüne olan inancı da devam edecek. Bu gerçek fark edilemedi. İnsanlar belki kiliseden sıyrıldı. Kendilerine ait olanı tasvip etmek istemediler ama başka yerlerde tatmin aradılar. Kiliseye gitmediler ama meditasyon yapmaya, yoga tekniklerine ilgi duymaya başladılar. Batıl inançları ortaya çıktı. Doğaüstü ile alakalı inançlar form değiştirerek sürdürdü varlığını.”

    Köse’nin ulaştığı sonuçlar, modernist tecrübenin içinden yetişen insanların sağladığı verilere dayanıyor. Bunlardan biri Amerikalı sosyolog Peter Berger. 60’larda sekülerleşme teorisini savunan Berger, “21. yüzyılda dindar bir insanın görüntüsü, tıpkı Tibetli ruhani lider Dalay Lama’nın görüntüsü gibi komik gelecek. Din kaybedecek, modernleşme dini ezip geçecek.” diyordu. Ancak çok değil, 30 yıl sonra yanıldığını itiraf ederek “Bırakın dinin kaybetmesini, tam tersine dindar bir dünyada yaşıyoruz.” deme noktasına geliyordu. Zira Amerikan üniversiteleri Dalay Lama’ya konferans verdirmek için âdeta yarışıyordu.

    Köse, çoğunluğu Hindistan ve Asya kökenli mistik akımların Batı’da karşılaştığı ilgiyi kutsala duyulan özlemle izah ediyor: “Bu öğretilerde insanı kutsalla buluşturan mistik öğeler var. Batı dünyası ise görüntüde kutsalı kaybetmiş vaziyette. Kilise insanların öte âlemle, doğaüstü ile ilişki kurabileceği mekanizmaları çalıştırmadı. Bu yüzden başka yerde tatmin aradılar.”

    Din psikolojisi profesörü sıfatıyla, insanoğlunun geleceğe yönelik güven hissi tatmak istediğinin altını çiziyor Köse: “Korkuları var, bir şeylere kesin olarak inanmak istiyor. Kendilerini tanrıtanımazlık üzerinden tarif eden ateistler bile dine ihtiyaç duyduklarını itiraf eder hâle geldi.” Kısa bir süre önce yayımlanan Ateistler İçin Din kitabı, Köse’nin yorumlarının isabetini teyit ediyor. Kendisi de bir ateist olan yazar Alain de Botton,  “Biz ateistler, dinî öğretileri yok saymakla, onlara karşı çıkmakla yanlış yaptık.” diyerek giriyor söze. Ve devam ediyor: “Doğaüstüne inanmıyorum. Benim için Tanrı yok. Ama elimin altında insanca yaşamak, insanlığımı devam ettirmek için dinin ürettiği kurallar var. O kuralları kullanabilirim!’’

    Batı toplumunun bugününü analiz ederken çok önemli bir tespit yapıyor Botton: “Modern toplumun en acınası yanı topluluk ruhunu kaybetmiş olmasıdır.” Ve bu ruhun yeniden kazanılması için bir ümit varsa başvurulacak yegâne reçete dinde gibi görünüyor. Geçen 40 yıl içinde adından sıkça söz ettiren Mormon, Evangelist, Moonculuk ve Yehova Şahitliği gibi mistik akımlar da topluluk ruhunun öneminde birleşiyor. “Çünkü sorun inançların topluma nüfuz eden kaynaklarının yok olmasından doğuyor.” diyor Köse. Sıkı örgütlenmeye sahip bu oluşumların kimi zaman komün hayatını tercih etmesi, insanların güvenlik zaafı içinde olduğuna işaret ediyor. Tehlike, ailelere kadar uzanmış ve aile birliğini dağıtmış durumda. Bu sebeple evliliği ve tek eşliliği kutsal, ev halkı ile birlikte vakit geçirmeyi dinin gereği, evlilik dışı ilişkiyi yasak sayan inançlar her kesimden insanı aynı çatı altında bir araya getiriyor.

    1970’lerde zirveye çıkıyor bu tarikatların çalışmaları. Bir cadde üzerinde farklı menşe’ ve meşrebe sahip onlarca kurum faaliyet göstermeye başlıyor. Kısa zamanda geniş bir kitleye ulaşıyorlar. 70’ler önemli; zira insanların en fazla kriz anında dine ihtiyaç duydukları tezini ispatlıyor. II. Dünya Savaşı sonrası dünyaya gelip gevşek bir toplum yapılanması içinde yetişen insanlar, Amerika ile Rusya arasındaki nükleer savaş gerilimi sebebiyle kıyamet beklentisi içinde buluyorlar kendilerini. O güne kadar ilişki kurmadıkları dine ihtiyaç duyduklarında karşılarında iki alternatif bulunuyor: Biri seküler kilise, diğeri baştan sona mistik ögelerle dolu tarikatlar… Kendi toplumunun kültür yapısını protesto eden insanların tercihi, Budist, Hindu, Evanjelist tarikatlar oluyor.

    60’larda hızlanan şehirleşme ve göçün etkisine dikkat çekiyor Köse. O tarihlere kadar taşrada ve kendi kültürü ile yaşayan Batılılar, çoğunluğu Asya ülkelerinden gelen göçmenlerle aynı fabrikalarda çalışmak üzere şehre taşınıyor. Ve ötekini tanımaya başlıyor. Varlığından haberdar olmadığı yeni inançlar çıkıyor karşısına. Bu renklilik, kıyamet korkusu ile birleşince beklenmedik bir mistik patlama yaşıyor Batı dünyası. Peki, şehirleşme her yerde aynı manevi bunalıma sebep olur mu? Ya da daha açık soralım; Batı’yı takip eden Türkiye’nin böyle bir sonu yaşaması mukadder midir? “Biraz tereddütlü cevap vermemiz gerekiyor.” diyor Köse. “Biz her ne kadar şehir hayatı yaşasak, eskiye kıyasla toplumsal bağlarda gevşeme olsa da eskiyi temsil eden unsurlar belli oranda yaşamaya devam ediyor. Yazın şehirler boşalıyor, bir kısmı tatil beldelerine gidiyor belki ama önemli bir kısmı da memleketine gidiyor. Veya tarhanası, eriştesi memleketten gelmeye devam ediyor.”

    Ne durumda olduğumuzu anlamak için huzurevi, çocuk yuvası sayısına bakmak gerekiyor Köse’ye göre. Kaç kişi çocuklarının yanında sürdürüyor yaşlılığını? Ve kaç korunmaya muhtaç çocuk akrabaları tarafından bakılıyor? Ali Köse, modern Türk toplumunun muhafazakârlıkla çağdaşlığı, modernlikle dindarlığı bir arada götürebilme kapasitesine ulaştığı kanaatinde. Bu yüzden ‘sonumuz Batı gibi olacak’ söylemini abartılı buluyor. Neden mi? “Sokakta kavga eden iki insanı görmek bile bu açıdan baktığınızda bir anlam taşır. Kavga ediyorsanız karşınızdakini kaale alıyorsunuz demektir. Ne biçim toplumuz, küçücük şeyler için kavga ediyoruz diyoruz. Ben de diyorum, sinirleniyorum. Ama bir aşama yukarıdan baktığınızda yorumunuz değişebiliyor.”

    İngiltere’de kaldığı 5 sene zarfında her gün sokakta olmasına rağmen sadece bir kavgaya şahit olduğunu ekliyor sonra. Nezaket ve modernlik göstergesi kabul ettiğimiz bu veriyi başka türlü yorumluyor Prof. Dr. Köse: “Biriyle kavga ediyorsam ona kayıtsız değilim, ilişki kuruyorum demektir. Onlar kavga etmiyorlar çünkü aralarında ilişki yok…”

    Türkiye ile Batı toplumları arasındaki bir diğer fark, dinî hayatın sürekliliği. “Biz dinden uzaklaşmadık, sadece görünür olmayan dindarlık şehirlere gelince dikkat çekti.” diyor Ali Köse. Aydınlar, modernlikle dindarlığın bir arada bulunamayacağı fikrini savunurken; Türkiye, hem çağdaş hem muhafazakâr hem modern hem de dindar olmayı başardı. Ama çağdaş aydınların kullandığı parametreler bu paralel ilerlemeyi okuyamadı. Modernliğin tarifi de, insanların algısı da pekâlâ değişebilecekken diğer alternatifler yok sayılarak Batı Avrupa’nın din tecrübesi tüm insanlığa mal edildi. Bu bakış açısı yüzünden kendi problemlerimizi doğru yorumlayamaz ve çözemez duruma geldik…

    10 ekim 2011
     
    Related Posts

    rüyası olan herkese…

    Mayıs 19, 2017

    men bende-i Kur’ânem…

    Şubat 13, 2015

    aşçının muradından haberimiz yok!

    Şubat 13, 2015
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.