Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Gündem - modifiye insan çağı!

    modifiye insan çağı!

    Organ nakli, protezler, DNA, doku, kan, ilik, organ nakli… Teknoloji sadece temas ettiğimiz dünyayı değil, bizatihi bedenlerimizi yeniden üretiyor. Metafizikten uzaklaşan insan giderek mühendisliğin konusu hâline dönüşüyor.
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

     

    Teknoloji alanında son 50 yılda baş döndürücü bir ilerleme var. Doğumdan ölüme hayatın her alanında tıbbi teknolojinin uzmanlığına emanetiz. Organ, doku ve kan nakli; antibiyotikler, psikolojik ilaçlar, gen tedavisi, yapay organlar… Bir de gelecekte hayatımıza girmesi beklenenler var: İnsan, hayvan ve bitki genlerinin karışımından oluşturulacak yeni canlılardan söz ediliyor. Evrimci biyoloji, insanla hayvan arasındaki farkı ortadan kaldırmıştı. Bugün biyoteknoloji ve gen mühendisliğinin yaptığı ise insanla makine arasındaki sınırı belirsiz hâle getirmek. Sadece bilimin konusu olarak gündemde tutulsa da biyoteknoloji disiplinler arası, çok yönlü bir mesele olarak duruyor karşımızda. Dinin, felsefenin ve diğer sosyal bilimlerin söyleyeceği çok şey var bu bahiste. Meselenin ciddiyetinin farkında olan her dindar kişi, inancına uygun kararlar almak ister. Fakat bu gelişmeleri İslamî bir perspektiften ele almak ihtiyacı içindeyseniz hayal kırıklığına hazır olmalısınız. Zira İslam dünyası da tıpkı diğer sosyal bilimler alanları gibi derin bir sessizlik içinde. Sosyoloji çalışmalarıyla tanıdığımız yazar Nazife Şişman ‘Yeni İnsan’ adını verdiği kitabında insan tasavvurumuzu derinden etkileyen bu gelişmelerin bilimin tekeline terk edilemeyeceğini peş peşe sıraladığı sorularla ispatlıyor.

    -Sosyolojiden biyoteknolojiye nasıl bir geçiş yaptınız?

    Biyoteknoloji benim açımdan kadın, cinsellik gibi beden sosyolojisi konularının devamı oldu. Doğurganlık, feminizmin bayrak hâline getirdiği kadının kendi bedeni üzerindeki tek hâkim olduğu ideali ile ilgili sorgulamalarım vardı. Türkiye’de bu konularla alakalı bir tartışma ortamı yok. Ben soru sorarak meseleye işaret etmek, böyle bir problemimiz olduğunu hatırlatmak istedim. Nedir? Ne oluyor?

    -Araştırmalarınız esnasında baktınız muhtemelen, İslam dünyası neye maruz kaldığının farkında mı, tartışıyor mu bu meseleleri?

    İslam dünyasında daha ziyade fetva düzeyinde gündeme geliyor bu konular. Tüp bebek caiz midir? Organ nakli ne zaman ve hangi şartlar altında caiz değildir? Parayla organ satılabilir mi? Ölüden ya da diriden alındığında hüküm değişir mi? Felsefi düzeyde bir tartışma neredeyse yok.

    -Kitapta; sağlık, hastalık, doğum, ölüm, beden gibi çok sık kullandığınız kavramlar var. Bir paradigma kayması yaşadığımıza işaret ediyorsunuz. Sizi bu tesbite iten ne?

    Kadim kültürde doğum, yaşam, ölüm, beden konuları kader çerçevesinde ele alınır. Bütün İbrahimî dinlerde beden verilidir. İslam’da sakatlıklar da güzellikler de yaratıcının takdiridir. Ya hediyedir ya da imtihan vesilesi. Ölümsüzlük arayışı hep var. Ama bedenini ve ruhunu aşma çabası olarak çıkıyor karşımıza. Bugün sadece bedenin ölümsüzlüğü arzulanıyor. İnsanın metafizik arzuları ve kapasitesini yok sayan bir çaba bu. Bu paradigma değişikliği sebebiyle ölüm kader olmaktan çıkıp aşılması gereken bir engele dönüşüyor. Tedavisi bulunacak bir hastalık, arızi bir hâl gibi algılanıyor. Paradigma kayması, dünyevi olanla uhrevi olan arasındaki bağın kopmasıyla alakalı.

    -Bedenin dışarıdan desteklerle sürekli yenilenmesi ve güçlendirilmesi tanrının insan bedeni üzerindeki etkisini azaltma ve giderek yok etme çabası gibi de bir yandan…

    Tabii insanın kendi kendini yaratma iddiası var burada. Klonlama meselesi tartışılırken ‘Tanrıyı oynamak’, ‘playing God’ ifadesi kullanılıyor. O yüzden bazı Hıristiyanlar karşı çıkıyor bu girişimlere. İnsanın haddini aşması olarak yorumluyorlar. Biz Müslümanlar biliriz ve inanırız ki insan ne kadar büyük işler başarırsa başarsın yaptığı her şey Allah’ın kudreti sayesinde mümkün olur.

    -Allah’ın bu gayretleri muvaffak etmesi onların doğru olduğu anlamına gelir mi?

    Ahlaki tartışma tam da burada başlıyor. Bir şeyin yapılabilir olması onun doğru olduğu anlamına gelir mi? İnsan dediğimiz şeyden neyi anlıyoruz? O tanım değişiyor. Protezler bize en yakın gelen destekler. İşlerliğini yitiren bir organın yenilenmesi, sağlamlaştırılması; göze takılan mercekler; kola, bacağa takılan parçalar; kalp pilleri insanın mekanikleşmesini de beraberinde getiriyor. Başka insanlardan ya da hayvanlardan alınan organlar, dokular… İnsanla hayvan, insanla diğer insanlar arasındaki ayrımı ortadan kaldırıyor. Ortaklaşa bir yapıya dönüşüyor insan. Yeni bioteknolojilerle ilgili birkaç şeye dikkat çekmek gerekiyor. Öncelikle insan bir mühendislik proje âdeta. Diğer taraftan ortaklaşa bir sistem. Birileriyle bir şeyleri, bazı organlarınızı, dokularınızı, kanınızı paylaşıyorsunuz. Beden başkalaşıyor. Üçüncüsü beden verili olmaktan çıkıp seçilebilir hâle geliyor. İnsanlar arası alışveriş yaşanıyor. Bu sebeple bir de ticarileşme söz konusu. DNA’lar, dokular, kan, ilik, anne sütü bankalarda toplanıyor. Alınıp satılabiliyor. Beden kapitalizmin merkezine oturuyor. Bu yeni bir insan.

    -Mühendisliğin konusu olarak insan…

    Evet. Ve estetik seçimin konusu olarak insan. Ölme, doğma, yaşama hakkı gibi kavramlarda görünür olan seçimin konusu olarak insan.  O yüzden bildiğimiz insanla yeni insan arasında ciddi farklar ortaya çıkıyor.

    -Kitap hızla bilim kurgu bir dünyaya gittiğimizi hissettiriyor insana. Bilim ve teknoloji insanı özgürleştirdiğini vadederken aslında tamamen esaret altına mı alıyor?

    Tâbi olmak zorunda olduğumuz bir sistem var. Hastalanıyoruz ve tedavi olmamız gerekiyor. Çocuk sahibi olmak istediğimizde yeni tıp teknolojisinin sunduğu hizmetler çıkıyor karşımıza. Hayatiyetimizi sürdürmek ya da başka insanların hayatını uzatmak için organ alışverişi ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu aşamalarda bir endüstri ile muhatabız. Gündelik hayatımıza birebir yansıması var. Çocuk sahibi olamayan dindar bir aileye ‘Türkiye’de mümkün değil; ama Kıbrıs’ta çocuk sahibi olabilirsiniz!’ deniyor. Çünkü erkeğin spermi yok. Oradaki bir başka erkeğe ait sperm enjekte ediliyor kadının yumurtasına. İnsanlar ilaç almak kadar masum bir girişime maruz kaldıklarını düşünürken neseple ilgili çok önemli bir tercih yapmış oluyor.

    –İnsan; dinin, metafiziğin konusu olmaktan çıkıp mühendisliğin konusu hâline geliyor. Kavramların bu kadar kökten değişmesi itikadı da sarsmıyor mu?

    Elbette, itikadî yönü olduğu için bu mesele doğrudan doğruya dinin konusu. Dinin bu konuda dindarlara söyleyeceği şeyler olduğu gibi genel olarak biyoetik tartışmalara katacağı da çok şey var. Din insanı bu dünya ile sınırlı bir varlık olmaktan çıkardığı için anlamlı. Ama o alan boş bugün. Türkiye ilahiyatı özgüven eksikliği yaşıyor. 200 yıldır ilerlemeye karşı oldukları suçlamasıyla töhmet altındalar. Onlar da bu darboğazdan kurtulmak için ‘İslam teknoloji ile çelişmez’ düsturunu benimsediler. Bilimin her yaptığını neredeyse meşrulaştıran, çok bilinçli olmasa da “Bu da İslam’a uygundur!” fetvalarıyla yol bulan bir tavır var.

    -Teknolojik ilerlemeye itiraz etmek için biraz geç kalmadık mı?

    Yaptırım gücü elde etmek için önce karşı durmak gerekiyor. Üstelik Müslümanlar olarak doğruyu söylemekle yükümlüyüz. Ümitsiz bir tablo çizilmesinin de strateji gereği olduğuna inanıyorum ben. Yapılabilecek hiçbir şey yok algısı, sistemi besliyor. Sadece bazı insanların bundan imtina etmesinden söz etmiyorum. Bunun uluslararası bir konvansiyona dönüşmesi, ahlakilik konusunda genel bir tavır belirlenmesi gerekiyor.

    12 aralık 2011
     
    Related Posts

    etyen mahcupyan; batı devletten, doğu örgütten özgürleşmeli!

    Şubat 13, 2015

    türkiye çözümü konuşuyor!

    Şubat 13, 2015

    kat karşılığı şehirler…

    Şubat 13, 2015
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.