Zindeliğini ve formunu çarçabuk temin edilmiş krizlere borçlu olan Türk basını, Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdülaziz El Suud’a minnet borçlu. Haşmetmeablarının bu ziyareti sayesinde kamuoyu koskoca bir ülkenin itibarının nasıl da iki paralık edilebileceğini görmüş oldu. 83 yaşında bir kral, 9 uçağa ancak sığan maliyetiyle, yeni seçilen cumhurbaşkanını ziyarete geliyordu. Araplardan pek hazzetmesek de misafire gelme demek olmaz. Ama havaalanında karşılamak da ne oluyor? Yetmezmiş gibi koskoca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, otel odasına çağırılıyor ve gidiyor. Görülmemiş skandal. İnanmazsanız Süleyman Demirel’e sorun. 60 yıldır böyle rezalet görmediğini açıkça söylüyor. Gerçi kendisi 3 yıl önce 80’inci doğum gününü kutladı ama olsun.
Kadim metinlerle belirlenen protokol kurallarını bilmemek bir ülkenin itibarını yerle yeksan etmeye yetiyorsa büyüklerimizin bugünden tezi yok milli eğitim müfredatına bu minvalde bir ders eklemesi faydalı olabilir. Bizden söylemesi. Lafı fazla uzatmadan kendi mevzumuza dönelim. Efendim sizler için 9 Kasım’dan geriye doğru merkezinde ‘protokol’ olan bir derleme yaptık. Umulur ki maksat hâsıl olur da hatalar tekrarlanmaz…
Kamuoyu, Kral Abdullah Bin Abdülaziz El Suud’un Ankara ziyaretinin şekil şartlarından ziyadesiyle haberdar. Ancak kendileri Türkiye’ye gelmeden önce başka bir takım temaslarda da bulunmuştu. Avrupa ülkelerine yaptığı seyahatlerde yaşananları mukayese olsun diye değil sadece haber Batılı uygulamalarla zenginleşsin diye veriyoruz. Kral Abdullah Ankara’dan önce Almanya, İngiltere, İsviçre, Vatikan’daydı. Tesadüfe bakın ki Almanya’da da kendisi için protokol dışı bir uygulama yapıldı. Protokole göre misafir devlet adamlarını havaalanında protokol müdürü veya bir bakan karşılarken Suud Kralı, Başbakan Angela Merkel tarafından havaalanında karşılandı. Alman basını bu olayı ‘jest’ olarak değerlendirmekle yetindi.
Gelelim Büyük Britanya’ya. Kral Abdullah, İngiltere’yi 30 Ekim – 3 Kasım tarihleri arasında ziyaret ettiğinde havalimanında Prens Charles tarafından karşılandı ve üst düzey Kraliyet protokolüyle ağırlandı. İngiliz basını bu detayı kaçırmış olacak ki tartışma konuları çok başkaydı o günlerde. Türkiye’ye bu temasların ardından geldi Kral Abdullah. Kendisini havaalanında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu ve diğer yetkililer karşıladı. Cumhurbaşkanı Gül aynı gün Çankaya Köşkü’nde Kral onuruna akşam yemeği verdi. Ertesi gün de Kral’dan gelen davet üzerine Başbakan ve Cumhurbaşkanı, Abdullah Bin Abdülaziz El Suud’u otelinde ziyaret etti. Kimilerine göre bu olaylar tek bir şekilde nitelendirilebilirdi: Skandal… Cumhurbaşkanlığı ise bu iddialara, ‘protokol kurallarında tek tip uygulamadan söz edilemez.’ karşılığını vermekle yetindi. Yapılan açıklamada bu değerlendirmeler, yüz binden fazla Türk vatandaşına ve çok sayıda şirkete ev sahipliği yapan bir ülkenin üstelik hayli yaşlı da olan kralına karşı nezaketsizlikti.
Şansa bakın ki Kral Abdullah’ın 13 Ağustos 2006’da yaptığı Ankara ziyareti de bir diploması krizine sebep olmuştu. Kral, Ankara’ya eşsiz gelmişti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Çankaya Köşkü’nde Kral onuruna düzenlediği yemek daveti ise eşliydi. Bu uygulama standart protokol gereği miydi yoksa Cumhurbaşkanı daveti özellikle eşli vererek bir mesaj vermeye mi çalışıyordu? Bu da protokol kaynaklı bir skandaldı ama nedense o günlerde üzerinde pek durulmadı.
Alıcı gözle bakıldığında Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığı döneminin diplomatik ilişkiler açısından oldukça verimli geçtiği görülüyor. 31 Mayıs 2006’da İsveç Kralı Karl Gustaf ve Kraliçe Silvia ilk kez geldiler Türkiye’ye. Cumhurbaşkanı Sezer, resmî davetlisi olan çifti köşkte askerî törenle karşıladı. Bu ziyaretle de krize girdik. Kral ve Kraliçe, Türkiye ziyareti çerçevesinde Devlet Konukevi’nde yemek verdi. Yemeğe, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve eşi Münevver Arınç, Devlet Bakanı Beşir Atalay ve eşi Yıldız Atalay, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ve eşi Mehtap Güler, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu ve eşi Müşerref Nehrozoğlu ve diğer davetliler katıldı; ancak kendi verdiği davette AK Partili protokol mensuplarına eşsiz davetiye gönderen Cumhurbaşkanı Sezer ve eşi yoktu misafirler arasında.
Ahmet Necdet Sezer, cumhurbaşkanlığı makamında seleflerine kıyasla hayli sakin bir 7 yıl geçirdi. 49 kez yurtdışına çıktı. 59 kez de yabancı devlet adamlarına köşkün kapılarını açtı. Cumhurbaşkanlığı döneminde gösterdiği bu mesafeli tavır bir tutarlılık içeriyordu şüphesiz. Ancak 60 senedir Kral Abdullah’a yapılan muamelenin bir benzerine rastlamadığını söyleyen 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel için aynı şeyi söylemek çok kolay değil. Sayın Demirel’e öncelikle 8 Mart 2000 tarihini hatırlatmak gerekiyor. Ankara o gün basının muhteşem diye tanımladığı bir törene şahitlik etmişti zira. Bu kez Ürdün’ü temsilen yine Abdullah isimli bir kral geliyordu Ankara’ya. Ertesi günkü gazeteler Cumhurbaşkanı Demirel, eşi Nazmiye Hanım ve hükümet yetkilileri tarafından karşılanan Kral Abdullah ve eşi Kraliçe Raina’yı taşıyan uçağa Türk hava sahasına girdikten sonra F-16’ların eşlik ettiğini kıvançla bildiriyordu. Ziyaret başladığı gibi sükseli devam etmiş ve sona ermişti. Üzerinden sadece 7 yıl geçmiş olsa da hatırlatmakta fayda var.
Yabancı devlet erkânını köşkte karşılama uygulamasını başlatan kişi 9’uncu Cumhurbaşkanı Demirel. Biz unutsak da görev süresi boyunca Turgut Özal’a danışmanlık yapan ve protokol uygulamalarında eşlik eden Kaya Toperi, Özal’ın misafirlerini havalimanında karşıladığını hatırlıyor. Toperi, “Resmî törenlerde Dışişleri protokolüne uyardı.” diyor 8’inci Cumhurbaşkanı için. “Ancak özel hayatında protokolle zorlandığını sanmıyorum.” Nitekim Turgut Özal’ın şort ve kasketiyle askerî taburu selamladığını gösteren fotoğraflar henüz hafızalarda. Marmaris’te kendi evinin koyunda gerçekleşen karşılama kimilerince çok eleştirilse de protokol kapsamında değildi Özal’a göre. Hasan Celal Güzel’in zihninde kravata falan pek aldırmayan, RedKit okuyan, makam arabasıyla camiye giden bir cumhurbaşkanı canlanıyor Özal’dan söz ederken. Protokol mü? ‘Resmen’ gerektikçe…
20 yıl boyunca Avrupa Konseyi’nde protokol müdürlüğü yapan İzzet Selami Sedes’e göre protokol kurallarını kanun gibi görmemek gerek. Protokol, ülkenin geleneği içinde şekillenir ve ziyaretlerde yapılacak uygulamaya iki ülke heyetleri birlikte karar verir. Anlaşmazlık durumunda olabilecek en büyük talihsizlik ziyaretin iptal edilmesi. Rafsancani’nin iptal edilen Fransa ziyaretini hatırlıyor Sedes. “İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani Fransa’ya gelecekti. Bu tür ziyaretlerde Elysee Sarayı’nda öğle yemeği verilir. İran heyeti yemekte içki servisi yapılmamasını istedi. Fransız tarafı bu talebi kabul etmeyince Rafsancani’nin ziyareti iptal edildi.” Protokolde hakikaten kriz olarak tanımlanabilecek bu tür pürüzler nadir de olsa yaşanabiliyor. Fakat bunları bile olağan kabul etmek gerekiyor Sedes’e göre. Türkiye örneğinde olduğu gibi bir bardak suda fırtına koparılmasının ardında ise başka sebepler aramak gerek. Sedes özellikle medyadaki bu aşırı hassasiyeti Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde yaşanan gerilimlere bağlıyor. Üzerimizdeki baskılar nedeniyle aşırı milliyetçi ve kompleksli bir millet olduk Sedes’e göre. Bu tavır yüzünden büyük sorun çıkarıyor ve herkesi kırıyoruz.
Türkiye’nin diplomasi geleneği ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e dayanıyor şüphesiz. Kuruluş yıllarında diplomasiye büyük önem veren Atatürk kısa sürede çok sayıda yabancı devlet adamına ev sahipliği yapıyor. Cumhurbaşkanı olarak ağırladığı ilk misafirler Afganistan kralı Amanullah Han ve eşi Kraliçe Süreyya. 20 Mayıs 1928’de gerçekleşen ziyaret Atatürk için büyük önem taşıyor. Kral, eşi ve maiyeti Sivastopol’dan gemiyle alınıp İstanbul’a, oradan da trenle Ankara’ya götürülüyor. Bir yandan da Ankara’da şehri güzelleştirme faaliyetleri tam hız sürüyor. Bilal Şimşir ‘Atatürk ve Cumhuriyet’ adlı eserinde koca koca ağaçların yerlerinden sökülüp kralın geçeceği caddelere dikildiğini, başkentin bir gecede yeşillendirildiğini anlatıyor. Gazi, misafirlerini istasyonda karşılıyor ve bir hafta sonra yine oradan uğurluyor.
İki dönem protokol genel müdürlüğü yapan Şefik Fenmen, Mithat Paşa’nın torunu. Aile geleneği, uzun yıllar büyükelçilik yapması ve elbette protokol genel müdürlüğü görevini 7 yıl süreyle üstlenmesi hasebiyle bu konuda konuşabilecek en yetkin isimlerden biri. Tek cümlelik bir yorum yapmaktansa Türkiye’nin protokol geleneğini hatırlatmayı tercih ediyor Fenmen: “Atatürk iç politika ile çok meşgul olduğu günlerde Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın kendisiyle görüşmek isteyenler arasında olduğunu görüyor. Önemli bir mevzu yoksa görüşmeyi başka bir tarihte yapmak istediğini belirtiyor. Aras pek ikna edici olmayan bir tonla ‘önemli bir şey yok efendim’ diyor. Atatürk bir sıkıntı olduğunu anlıyor ve meselenin ne olduğunu öğrenmek istiyor. Bunun üzerine Dışişleri Bakanı ‘Efendim, İsveç Kralı’nın 3 kızı bir yatla Balkan ülkeleri ve Ortadoğu’ya seyahate çıkıyorlarmış. Önümüzdeki hafta içi şu günlerde İstanbul’a gelmeleri bekleniyor’ diyor. Atatürk, ‘nasıl önemli değil dersiniz. Bundan önemli ne olabilir’ diyerek Bakana çıkışıyor. Gelecek kişiler İsveç Kralı’nın kızları. Hemen talimat veriyor. ‘Yatı İstanbul’da vali karşılayacak. İstanbul’daki programları bittikten sonra gece benim beyaz trenimle Ankara’ya hareket edecekler’ diyor.”
Ankara’ya gelen prensesleri Başbakan kırmızı halıyla karşılıyor. Atatürk şereflerine akşam yemek veriyor ve ertesi gün kendilerini İsveç sefaretinde ziyaret ediyor. Üstelik gündüz düzenlenen resmî programlarda giyilen frak benzeri jaketatay giyerek gidiyor sefarete. Fenmen, Mustafa Kemal’in büyükelçiliği ziyareti esnasında çekilen bu fotoğrafın hâlâ Ankara’daki elçilik binasında asılı olduğunu hatırlatıyor. Bir önceki akşam kendisine misafir olan Abdullah Gül’ün Kralı otelde ziyaret etmesi doğal Fenmen’e göre. “Görevde olsaydım ve fikrim sorulsaydı bunu söylerdim.” demekte bir beis görmüyor. Bu kanaatini de şahit olduğu uygulamalarla destekliyor: “Fahri Korutürk cumhurbaşkanı seçildiğinde yurtdışında sefirdim. Dost ve müttefik ülkelerden birinde bir cumhurbaşkanı seçildiğinde protokol gereği tebrik mesajı gönderilir. Korutürk’ün bu çerçevedeki hatırlatmaları geri çevirdiğini öğrendim. Sebebini sormuşlar, ‘Ben seçildiğimde onlar tebrik etmedi’ demiş.” Ülkelerin protokol geleneği geçmiş uygulamalara göre şekillendiği için önemli hatıralar bunlar. Fenmen, Korutürk’ün nezaketsizliği menfi bir not olarak kaydetmesi ve karşılık vermesi gibi Gül’ün müspet kayıtlara o yönde karşılık vermesini de doğal buluyor.
19 kasım 2007








