Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Kitabiyat - siyaset hamalların sırtında!

    siyaset hamalların sırtında!

    Bugün ancak ağır eşyaları taşıtmak için arıyoruz, oysa bir vakitler ticaret hamalların sırtından akıyordu. Padişah sarayından paşa konağına, fakir fukara hanesine tüm kapılar açıktı onlara. Bu güç, hayatı kolaylaştırdığı gibi devletin başına bela da oluyordu elbet.
    Şubat 13, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Hayatın ritmi değişince, geçmiş toplumlar ve olaylarla aramızdaki mesafe, olması gerekenden fazla büyüyor. Ağır ağır yürütmek gerekiyor zihinleri. Ki zamanı ve zemini kendi şartları içinde tahlil edebilsin. Bugün ancak evimizi taşıtırken muhatap olduğumuz hamalların Osmanlı’da yabana atılamayacak bir siyasi güce sahip olması da bu kabil meselelerden. Devlet-i Aliye’nin son asırlarında en kalabalık esnaf grubunu teşkil eden hamallar; asker, saray ve ulema tarafından bigâne kalınamayacak bir güce erişiyor. Kabakçı Mustafa İsyanı’ndan sonra Yeniçerilerle birlikte binlerce hamalın da üstü çiziliyor. Milliyetçilik hareketleri yükseldiğinde Ermeni hamallar çıkıyor karşımıza. Bosna Hersek’i işgal eden Avusturya, gemilerden malları indirmeye yanaşmayan hamallar sayesinde dize geliyor… Meselenin ‘nasılını’ kavramak için devrin İstanbul’unda kısa bir seyahate çıkmak icap ediyor.

    Üç taraftan denizlerle çevrili, kıyıları gemilerin yanaşmasına müsait bir şehir İstanbul. Bizans döneminden beri hareketli olan limanlar, fetihten sonra hızla yeniden imar ediliyor. Şehrin ticari önemi de artıyor böylelikle. İkinci Bayezid devrinde Sirkeci ile Unkapanı arası devasa bir ticaret merkezine dönüşüyor. Sahil boyunca malların tartıldığı, ahşap çatılı kapanlar kuruluyor. Suriçi, Haliç kıyıları ve Galata iskelelerine yanaşan gemilerin yükü Odunkapısı, Unkapanı ve Yenikapı’daki hanlara, mahzenlere depolanıyor. Yollar dar, yerleşim dağınık, motorlu taşıt yok! Tüm şehir gemiden limana, gümrükten depoya, pazardan kilere hamalların sırtında taşınıyor. Ticaretin yoğun olduğu liman bölgelerinden içeri doğru girdikçe sıradan halkın ihtiyaçları gündeme geliyor. Bir eve ne gerekiyorsa; mutfak eşyasından kışlık odun, kömüre hepsi için padişahtan nalıncıya herkes hamala muhtaç.

    Osmanlı dünyaya açıldıkça ticaretin hacmiyle birlikte İstanbul’daki hamal sayısı da artıyor. 18 ve 19. asırlarda şehrin en kalabalık esnaf grubu onlar. Kendi içlerinde arka hamalları, sırık ve at hamalları gibi gruplara ayrılıyorlar. Ayrıca saray ve resmi kurumlarda daimi hamallar görev yapıyor. Kendi esnaf teşkilatları, başkethüda, kethüda (bir nevi kahya), kethüda vekili, bölükbaşı, ihtiyarlar ve sıradan hamallar şeklinde ilerleyen bir hiyerarşik yapıları; resmi makamlarca tayin edilmiş taşıma bedelleri var.

     

    Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Nejdet Ertuğ’un ‘Osmanlı Döneminde İstanbul Hamalları’ kitabından öğreniyoruz bu detayları. Tarih felsefesi ve Osmanlı’da esnaf grupları üzerine çalışmalar yürüten Ertuğ’un ‘bireyin tarihini’ yazmak üzere başlattığı çalışmanın ara duraklarından biri hamallar.

    Yeniçeriler ile yakınlaşınca…

    Osmanlı Arşivleri’nden belgelerle tamamlanan tablo, bugün anladığımızın ötesinde bir profil koyuyor önümüze. Mekânı, sınırları, faaliyet alanı belli sair esnaf arasında kalabalık, hareketli ve herkesle temas halinde bir grup hamallar. Saray, kışla, ağa/paşa konaklarının kapısı her daim açık onlara. 19. asır başlarına kadar gündelik, sıradan bir ilişki bu. Ancak o tarihlerden itibaren, devlet sistemi çözülürken yaşanan esnaf-Yeniçeri yakınlaşması, hamalları da siyasî bir senaryonun parçası haline getiriyor.

    Esnaf teşkilatlarının siyasetle ilişkisi, Yeniçeri teşkilatı üzerinden kuruluyor. Osmanlı Devleti’ni zirveye taşıyan ordu, bir diğer bakış açısıyla imparatorluğun sonunu da hazırlıyor. Nejdet Ertuğ; Yeniçeri, asker ve tımar sistemi açısından gerilemeyi, Osmanlı’nın zirvede olduğu 16. asırdan başlatıyor. Etkileri hemen görülmüyor elbette. Asırlar gerekiyor bu sistemin artık iş görmeyeceğinin anlaşılması için. Nitekim bu kontrolsüz güç, Üçüncü Selim döneminde padişahın kellesine mal oluyor.

    Osmanlı devlet düzeninde önceleri askerler sivillere ait hiçbir iş yapamazken; 1700’lü yıllarda Yeniçeriler, sefer haricinde esnaflık yapmaya başlıyor. Kapıkulu’na mensup kimseler eskiden olduğu gibi kışlalarda yaşamıyor artık. Sefer vakti orduya katılıyor, hazer vakti esnaflık, daha çok kayıkçılık/hamallık yapıyorlar. Üçüncü Selim döneminde askerlere ait, maaş alırken kimlik beyanını sağlayan esame kartları piyasada alınıp satılıyor artık. Her nevi esnaf ama özellikle hamallar ve kayıkçılar, Yeniçeri ortalarına kaydolup mensubu oldukları ortanın nişanını dövme yaptırıyor.

    Böylelikle hem güç kazanmış hem de asayişin iyice bozulduğu bir ortamda kendilerini korumaya almış oluyorlar. 19. asırda İstanbul’un nüfusu bir milyon civarında. 5 Temmuz 1822’de yapılan esnaf sayımına göre bunların 3 bine yakını hamal. 2 bin 449 Müslim hamalın 2 bin 38’i Yeniçeri veya bir ortaya kayıtlı.

     
     

    Yeniçeri, Osmanlı’nın tek asker sınıfı değil. Sakalar ve acemi oğlanları dahil edilmezse Kapıkulu’nu oluşturan 12 ocaktan birine mensuplar. Ancak padişahın muhafız alayı onlardan oluşuyor. Hamallarla yakınlaşmalarında bu özel statünün payı büyük. Bütün nakliyat hamallar aracılığıyla sağlanıyor ve padişah yazlık, kışlık saraylar arasında taşınırken nakliyeye asker nezaret ediyor. Kışlalara cephane, silah taşınması, baruthanede dökülen barutun bir yerden diğerine aktarılması hep hamallar aracılığıyla sağlanıyor. Bu temas, Yeniçerilerle hamallar arasında doğal bir yakınlaşmayla sonuçlanıyor. 18. asır sonlarından itibaren devletle aralarındaki gerginlik aşikâr olan askerler, hamalların stratejik gücünden de istifade etmek istiyor Ertuğ’un yorumuna göre. Zira hamallar çok hareketli ve her yerdeler. Şehrin neredeyse bütün ulaşımının sağlandığı limanlarda kalabalık gruplar halinde iş yapıyorlar. Bir sıkıntı durumunda mesela Beşiktaş iskelesini tutmaları sağlanırsa kimse, hiçbir yere gidemeyecek.

    19’uncu asra kadar bu stratejik önem ve güçlerini herhangi bir şekilde kullandıklarına dair bilgi yok. Hatta mevcut kaynaklar, gayet demokrat oldukları şeklinde bile yorumlanabilir. Meselelerini hukukî yollarla çözdüklerine dair çok sayıda belge mevcut. Kethüdadan şikâyetçiler diyelim. 40 kişi toplanıp kadıya gidiyor. Haklı bulunurlarsa kadı kethüdayı azledip yerine bir başkasını seçmelerini istiyor. Adalet devlet eliyle sağlandığı müddetçe böyle devam ediyor ilişki. Hamalların sistemle sorun yaşamaya başladığı dönem, devletin artık halk arasında hukuku tesis edemediği yıllara tekabül ediyor.

    20’nci asır başlarında askerî esnaf asayişe aykırı hareketlerini iyice artırıyor. Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla hamallar işi gündüz vakti alenen namuslu kadınları zorla odalarına götürmeye kadar vardırıyor. Sıklıkla ikamet ettikleri Tahtakale, Bahçekapısı, Unkapanı gibi semtlerde bazıları geceleri silahla dolaşıp, asker sıfatından aldıkları güçle gözlerine kestirdikleri kişileri soyuyor. Kabakçı Mustafa isyanı ile başlayan ve Sultan Selim’in hallinin ardından 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasına kadar süren çatışmalı ortamda hamalların topluca bir etkisinden söz etme imkânı söz konusu değil. Ancak bu mesleği icra edenlerin ortak özelliklerinden dolayı etkililer. Öncelikle büyük bir kısmı Anadolu’dan para kazanmak üzere geldikleri için yalnız ve aile sorumluluğu taşımıyor. Yani pervasızlar. Külhanlarda (hamamların altında bulunan odalar), dükkânların üst katlarında bir arada yatıp kalkıyorlar. Kaybedecekleri fazla bir şey yok. Bu başıbozukluk sebebiyle etki altına alınmaları kolay.

     
     

    Devlet yönetimi, Yeniçerilerin esnaf arasındaki nüfuzu ve gücünden haberdar elbette. Düzeni sağlamak için sık sık kefillemeler yapılıyor. Esnaf üzerindeki denetim artırılıyor fakat ıslah mümkün olmuyor. Nejdet Ertuğ, Üçüncü Selim’in Nizam-ı Cedid hareketinin temelinde toplum huzurunu bozan bu düzeni ıslah gayreti bulunduğunu düşünüyor. Yeniçerilerin modernleşmeye karşı gibi görünen tepkileri aslında düzenlerinin bozulmasından kaynaklanıyor. Çarpık ekonomiye müdahale eden padişah, bedelini hayatıyla ödüyor.

    Binlercesi sürülüyor

    Sultan Selim’in öldürülmesine şahitlik eden 2. Mahmud işe Yeniçerilerin ortakları kabul edilebilecek esnaf gruplarını yıpratma taktikleri uygulayarak başlıyor. Bu tedbirler arasında özellikle hamalların kaldıkları bekâr odalarının ve devam ettikleri kahvelerin yıkılması var. Neticede Yeniçerilerin sonunu hazırlayan sebepler, esnaf gruplarının ve hamalların kaderini belirliyor. Pek çok kişi sadece Yeniçeri ve orta defterlerinde isimleri kayıtlı olduğu için idam ediliyor. İsyan bastırıldıktan sonraki günlerde ortam biraz yumuşayınca bu kez sürgünler başlıyor. Sürgün edilenlerin çoğunu hamallar oluşturuyor. 20 binden fazla kişi memleketlerine dağıtılmak üzere İzmit ve Gelibolu’ya gönderiliyor. O kadar büyük bir kırılma yaşanıyor ki isyan bastırıldıktan sonra İstanbul’da odun taşıyacak hamal bulunamıyor.

    Yeniçeriliğin ilgasının devlet sistemine etkisi çok büyük. Fakat işlerin yürümesi, hayatın akması gerekiyor. Eskiden de Ermeniler var hamallar arasında. Sürülenlerin yerine daha fazla Ermeni hamal istihdam edilmekte bulunuyor çare. Resmi kayıtlarda 1826’dan 1890’lara kadar yaşanan herhangi bir meseleye rastlanmıyor. Ancak 19. asır sonunda bu kez başka bir sıkıntı baş gösteriyor. Yükselen milliyetçilik Osmanlı Ermenilerinin hiç olmazsa bir kısmını etkisi altına alıyor. 1896’da Ermeni asıllı bir grup, batı ülkelerinin dikkatini İstanbul’a çekmek için Osmanlı Bankası’nı işgal ediyor. Ve o vakte kadar bankaya para çuvalı götüren hamallar, bu kez patlayıcı taşıyor sırtlarında. Kaynaklar, banka önünde 36 saat süren sokak çatışmaları olduğunu, olayların çok sayıda can kaybıyla sonuçlandığını yazıyor. Baskına katılan Fransa vatandaşı militanlar sınır dışı edilirken diğerleri İstanbul’dan sürülüyor. Şehirde lojistiğin sağlanması için bir kez daha hamal ihtiyacı doğuyor. Bu kez vazifeye getirilenler çoğunlukla Kürtler’den oluşuyor.

     

    Mesele Avrupa’ya taşınıyor

    1900’lerin başında batı nüfuzunun iyice arttığı, modernleşme hamlelerine bigâne kalamayan yeni bir toplum var artık. Şehirler de etkileniyor bu değişikliklerden. 10 Kasım 1890’da Dersaadet Rıhtımları İmtiyazı bir Fransız firmasına veriliyor. Gemilerin rahatlıkla yanaşabileceği limanların yapılması, hamalların büyük çapta iş kaybına uğraması manasına geliyor. Rıhtım şirketi bir de tramvay hattı kurarak malların topluca taşınmasını teklif edince loncalar, çıkarlarını korumak maksadıyla harekete geçiyor. Gemilerin mal indirmesine, rıhtıma yanaşmasına mani oluyorlar. Bu örgütlü direniş şirkete ciddi maddi zarar verecek boyuta ulaştığında Fransızlar hükümete başvuruyor. Girişimlere rağmen karışıklık yıllarca sürüyor. Şirket, hamallar loncasına mensup olmayan taşımacılarla çalışma kararı alınca ipler iyice geriliyor. Bu karar karşısında hükümet loncalardan yana tavır koyunca mesele uluslararası bir boyut kazanıyor ve nihayet 1906’da Osmanlı ile ticari faaliyetlerde bulunan büyük devletler, hamal sorununu çözmesi için İstanbul’a nota veriyor. Hamallar diplomasinin de mevzuu oluyor böylelikle.

    Ertuğ, hükümetin bu olayda takındığı tavrı farklı açılardan ele almaktan yana. Gerekçe hamal loncasının sahip olduğu güç mü? Yoksa devlet karşılarında aciz düştüğü Batı ülkelerine bu yolla bir mesaj mı veriyor? Eğer sözü edilen ülkeler tarafından baskı altında tutuluyorsanız ve devlet olarak resmi kanallarla cevap veremiyorsanız mümkün olan diğer araçları kullanmayı denersiniz!

    Bu tarihlerden sonra bilerek örgütlü bir mücadelenin içine giriyor hamallar. Son büyük hareket 1908’de gerçekleşiyor. 5 Ekim’de Habsburg İmparatoru, Berlin Anlaşması’ndan beri kontrolü altında bulunan Bosna Hersek’i ilhak ettiğini ilan ediyor dünya devletlerine. Birkaç gün sonra Bulgaristan bağımsızlığını açıklıyor. Girit, Yunanistan’a dâhil oluyor. İmparatorluk coğrafyası bu hızda çözülürken durumdan ıstırap duyan vatandaşın tepkisiz kalması beklenemez elbette. Liman işçileri Bosna Hersek’i işgal eden Avusturya’ya ait gemilerden yük indirmeme kararı alıyor. Şehirde müşterilerin Avusturya mağazalarına girmelerine mani olunuyor. Boykot ancak Şubat 1909’da Avusturya’nın Türkiye’ye tazminat ödemesine karşı ilhakın tanınması kararıyla sona eriyor. Tazminat ödemeye yanaşmalarının en mühim sebebi, aldıkları bu ani ekonomik darbe Nejdet Bey’e göre.


    Özellikle İkinci Meşrutiyet sonrasında tüm esnaf toplulukları gibi hamallar da İttihad ve Terakki yanında yer alıyor. Bu siyasi tercihte o dönem olaylarının toplumsal yapıda sebep olduğu hassasiyet etkili. Balkanlar’ın elden çıkması ve Sultan Abdülhamid’in halli toplum psikolojisinde çok büyük etki yapıyor. Padişahın hal heyetinde çok sayıda gayr-ı Müslim’in bulunması milliyetçiliğin yükselmesi, o güne kadar yan yana duran Ermeni ve diğer milletlerle Müslüman Osmanlı teb’asını karşı karşıya getiriyor. Hamallar her olayda ön saflarda yer tutuyor tabii. Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1921’de mavnacılar ve hamallar loncaları hâlâ önemini muhafaza ediyor. Ancak hamallar loncası, 1924’te resmen lağvediliyor.

    KEFİLSİZ HAMALLIĞA İZİN YOK

    Osmanlı’da, her dönemde toplum düzenini sağlamak maksadıyla çeşitli tedbirler alınıyor. Şahısları kefile bağlamak da bunlardan biri. Hamalların kefil bulmak zorunda oldukları hususlar aslında onların meslek icrasında uymak zorunda oldukları kurallara da işaret ediyor: Fazla ücret talebi ile toplumu rahatsız etmemek, atları nalsız kullanmamak, sürücülerin çocuk olmaması, ikindiden sonra hayvanlara yük vurulmaması, çıkabilecek yangınlarda insanların eşyalarını kaybetmemek.

    GÖREVLERİNDEN BİRİ DE YANGINDAN MAL KURTARMAK

    İstanbul’un meşhur yangınlarında hamalların mühim bir vazifesi var. ‘Mal canın yongasıdır’ düsturunca yangınlarda insanların eşyalarını kurtarmak. Anlatıldığı kadarıyla ahşap evlerin yeniden yapımı çok uzun sürmüyor fakat eşyaların tekrar toparlanması pek çok kişi ve bazı eşyalar için neredeyse imkânsız. Ayrıca yangından sonra yeniden yapılacak evlerin malzemelerini taşımak da hamalların işi. Şehrin sürekli yeniden imara mecbur oluşu hamal ihtiyacını artırıyor. Ayrıca 19. asra kadar taşıma vasıtalarının azlığı ve yolların darlığı da hamalları vazgeçilmez kılıyor. Hatta motorlu araçlar kullanılmaya başladıktan sonra bile yollar dar olduğu için taşıma işi uzun yıllar yine hamallara havale ediliyor.


    12 ağustos 2013
    Related Posts

    Yaşar Kemal Sahaflar Çarşısı’nda

    Ekim 28, 2023

    sahaflık kabuk değiştiriyor

    Mayıs 28, 2020

    okur, yazar bir sahafın sandık odasından…

    Mayıs 2, 2020
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2025 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.