Close Menu
Ayşe AdlıAyşe Adlı

    Subscribe to Updates

    Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

    What's Hot

    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum

    Nisan 21, 2025

    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!

    Nisan 21, 2025

    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!

    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    • Yeşilçam’dan Portreler
    • Geçmiş Zaman Olur Ki…
    • Türkiye Kurulurken…
    • Hoş Sada!
    • Tüm Kategoriler
      • Şehir ve Mekan
      • Dünya’dan
      • GeziYorum
      • Kitabiyat
      • Nadir Söyleşiler
      • O Şehr-i İstanbul Ki…
      • Portreler
      • Sinema Yazıları
      • Sanat Penceresi
      • Tarih Yazıları
      • MetaFizik
    Ayşe AdlıAyşe Adlı
    Sanat Penceresi - taslar hamamda görücüye çıktı!

    taslar hamamda görücüye çıktı!

    Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi ile Yapı Kredi Müzesi'nin birlikte açtığı sergide vadedildiği gibi hamam da eski tas da...
    Şubat 12, 2015
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Hayallerimizde canlandıramayacak kadar uzağız o hayat tarzından. Oysa nereden baksanız iki nesil öncesi için önemli bir ritüeldi hamama gitmek. Kimi zaman zaruretten, kiminde değişiklik olsun diye gidilse de hemen herkes tecrübî bilgi sahibiydi. Komşu kadınlar günler öncesinden kararlaştırmış, ertesi gün sabahın erken saatlerinde bohçalar hazırlanacak tas tarak toplanıp şehir hamamının yolu tutulacak. Bir bebeğin kırkı uçurulacak, bir genç kız düğüne hazırlanacak. İki eski arkadaş dertleşecek, kimi eşi bulunmaz hamam akustiği altında çalıp söyleyerek eğlenecek, yemekler yenecek, gün akşama döndüğünde sıcak suyun, buharın verdiği mahmurlukla ağır ağır evin yolu tutulacak.

    Oryantalistlerin bazen hiç görmeden kaleme aldığı metinler aracılığıyla yayılan malumatta ilgiler başka yöne çekilse de hamam; Roma’dan Bizans’a oradan İslam medeniyetlerine geçmiş bir tarihe ve öneme sahip. Zenginler, hanedan ya da devlet erkânından gelenler dışındaki insanların evlerinde yıkanacak mekân olmadığı hatırlandığında umuma açık hamamların önemi daha iyi anlaşılıyor. Önceki medeniyetler boyunca olduğu gibi Osmanlı döneminde de imparatorluğun değişik bölgelerinde vakıflar aracılığıyla hamamlar inşa ediliyor. İslam’ın temizliğe verdiği önemden hareketle çoğu kez camiden önce hamam inşa ediliyor. Yolcuların şehre girmeden hamama uğrayıp temizlenmesi gelenek hâlini alıyor. Mimari birtakım benzerlikler olmakla beraber Roma ve Osmanlı hamamları arasındaki en temel fark; İslam’da durgun suyun temiz ve temizleyici kabul edilmemesi sebebiyle Türk hamamlarında havuz olmaması.

    Selçuklu ve Osmanlı hamamları 4 bölümden oluşuyor. İlk durak kıyafetlerin değiştirildiği odalar. Oradan soğukluğa geçiliyor. Kurnaların bulunduğu sıcaklıktan önceki son durak ılıklık. Göbek taşının da bulunduğu sıcaklık ya da eski adıyla harâre, suyu ısıtmak için yakılan ateşin, yani cehennemin üzerine kuruluyor. Ateş yakmakla görevli kişinin adı gayet tanıdık; külhan. Kapalı ve sıcak bir alanda çalışacağı, gerekirse geceleri orada kalabileceği için külhanlar genellikle yetimler arasından seçiliyor. Bu arada, düzenli bir hayatı olmadığı için hamam külhanında yatıp kalkanlara da rastlanıyor ki, adları bugüne kadar gelen külhanbeyleridir.

    Osmanlı toplumunun sosyal hayatında hamamın önemli bir yeri vardı. Hamamla ilgili gelenekler zaman içinde teşekkül etmiş, ahlak ve adab kitaplarında ayrı bölümler oluşturacak kadar zenginleşmişti. Hadis kitaplarında yer alan ve o günler için çok daha önemli olan rivayetlerin ana konusunu, hamamda riayet edilmesi gereken tesettürün sınırları ve zarureti, Kur’an okumanın, namaz kılmanın caiz olup olmadığı gibi hususlar oluşturuyordu.

    Hamamları unutulmaz kılan önemli unsurlardan biri orada düzenlenen törenler. Ve tabii merasim denince akla gelen kadınlar. Evlilik yaşına gelmiş oğul sahibi anneler gelinlerini hamamda seçiyor, kutlamalara düğünden önce gelin hamamıyla başlanıyor. Bebek doğduktan 40 gün sonra loğusa hamamına, vakti geldiğinde sünnet ve asker hamamlarına gidiliyor. Rivayet odur ki; eş dost, konu komşu herkesi bir arada bulma imkânı yakalayan kadınlar Allah ne verdiyse takıp takıştırıyor, estetik zevkini ve ‘varlığını’ sergileme fırsatını genellikle iyi değerlendiriyordu.

    Başka hamam gelenekleri de vardı elbet. Mesela Mevleviler için. Mevlevilikte çileyi tamamlayan ‘can’ın meydancı tarafından hamama götürülmesi, çile elbisesini çıkarıp yenisini giymesi, tarikat yolunda mertebe kaydettiği, saka postuna oturmaya hak kazandığı anlamına geliyordu. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ne düştüğü nota göre, zengin ve salih kişiler zümresinden sayılan hamamcıların piri Muhsin bin Osman, tellakların piri, Ubeyd-i Musri, natırların piri ise Mansur bin Osman. Ve Selman-ı Pak, bu zatların peştamallarını Hz. Ali’nin huzurunda bağlamıştı.

    Bu kadar genel malumattan sonra hamama girmenin vakti gelmiş olsa gerek. Malum, amme hizmeti vermek için yapılan yerlerden söz ediyoruz. Lakin gelin görün ki, dinen ‘hamama gitmeleri caiz midir’ tartışmalar yüzlerce yıldır süregelen kadınlarla anılıyor daha çok bu mekânlar. Sebebini tahmin etmek zor değil. Erkekler küçük bir bohçaya; sabun, ayna, koku, hamam otu, kıl kese, lif, sabun, tıraş için ustura, fırça, vesaire koyup yola koyulurken kadınların hamam çeyizinin şanı cihana yayılıyor.

    Elbette her şeyden önce ekonomik ve sosyal statü belirliyordu bohçanın içindekileri ve tabii kalitelerini. Kadifeden, üzeri dival işli hamam bohçasında neler yoktu ki… Hamamda sedir üstüne yaymak için havlu sedir örtüsü, telkari işli, sedef kakma nalın veya takunya, sim sırma işli ipek ve pamuk karışımı ile dokunmuş ayak, sırt ve baş için 3 parça havlu, çeşit çeşit peştamallar, bakır, gümüş ya da pirinçten taslar, sabunluk, her ailenin kendi mührünü taşıyan sabunlar, lif, kese, gümüşmuhafazalı topuk taşı, biri sık diğeri seyrek 2 tarak, tokalar, pullu, boncuklu ya da mercanlı tülbent, sürmedan, kına ve rastık tasları, cımbız, allık çıkını, ayna, hacamat aletleri, sülük kavanozları…

    Malzemenin adı bu da özellikleri neydi peki? Daha çok gelinlerin kullandığı sanat değeri yüksek nalınlar; şimşir, abanoz, sandal ya da ceviz gibi sert dokulu ağaçlardan yapılıyordu. Ayaklar sıcak hamam zemininden etkilenmesin diye ökçeleri 5 ile 20 santim yüksekliğinde olan bu nalınların sedef kakmalıları İstanbul, Şam, Yafa ve Hayfa’da, gümüş kakmalı olanlar Afyonkarahisar’da, savatlı gümüş kakmalıları ise Kafkasya ve Van’da imal ediliyordu.

    Peştamalın bir diğer adı da futa. Esnafın önlük olarak da kullandığı peştamallar alım gücüne göre farklı türlerde üretiliyordu. Fatih Sultan Mehmet döneminde yayınlanan belediye kanununa göre, en üst kalite karabuğra futanın çözgüsü her biri 80 telden oluşan 22 çile olmalı, çivit boya ile boyanmalıydı. Hamamda bulunan umuma ait futaları kimin kullanacağı da biliniyor, gayr-ı Müslimlere verilen futaların Müslümanlara verilmemesi tembih ediliyordu. Bursa’nın 80 dirhemlik kırmızı zenne alası 680 akçeye satılırken, Kütahya’nın kırmızı üzerine altın ve gümüş baskılısı 150 akçeye alıcı buluyordu.

    Hamam taslarının bakır, gümüş veya pirinçten yapılması âdettendi. Tasların en büyük özelliği ortalarında bulunan yükseltiydi ki bu, Frigyalılardan beri süren geleneğin devamıydı. Hanımların hamam malzemeleri içinde kilin temizlik malzemesi olarak kullanıldığı günlerde kildence adı da verilen sabunluklar da bulunurdu. Bunların en güzelleri Erzurum, Mardin ve İstanbul’da yapılırdı. Kişi her an kendini görüp bedenine fazla önem atfetmesin diye aynalar açık durmuyordu Osmanlı’da. Arka yüzü ahşap ya da gümüş işleniyor ve ters kapatılıyordu. Bir bohçanın boyutlarını aşan bu malzeme, adına kirdenlik denen ve hamamda oturan ve darbuka olarak da kullanılan kazanlar içinde taşınıyordu.

    Osmanlı hamamlarının ünü her yerden duyulunca burada kullanılan levazımatın şanı da sınırları aşmıştı hâliyle. Tarihî vesikalarda anlatılan bir olayla teyit edelim bu bilgiyi. Sınır komşusu İran Şahı Tahmasp’ın Bursa’ya ticaret için gönderdiği tacirler dönüşte şah için alışveriş yapıyor. Tacirlerin ikisi ülkelerine dönemeden ölünce, ölen kişilerin mallarının sayılıp ülkelerine gönderilmesi emrolunuyor. Listede bol miktarda ipek kumaşın yanı sıra 32 kese ile 32 hamam takımı da kayıtlı.

    Bu kadar malumatı niye mi verdik? Yolunuz Bursa’ya düşerse Umur Bey Hamamı’na, Eski Hamam Eski Tas Sergisi’ne bir uğrayın; koleksiyoner Mimar Naim Arnas’a ait bin 500 parça hamam malzemesini ait olduğu yerde, hamam çatısı altında görün ve bu medeniyet hayatın her alanını nasıl ince ince örmüş diye düşünüp bizim gibi bir kere daha hayran olun diye.

    16 kasım 2009

     

     

     
    Related Posts

    sanatçılar arasındaki ihtilaf mezhep ayrılığı gibi…

    Şubat 13, 2015

    eser-i istanbul’un gölgesinde!

    Şubat 13, 2015

    ressam kullarından padişaha!

    Şubat 13, 2015
    Add A Comment
    Leave A Reply Cancel Reply

    Çok Okunanlar
    bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgide yürüyorum
    Nisan 21, 2025
    taşı toprağı tarih bir ülkede yaşıyoruz!
    Nisan 21, 2025
    türkiye’de en ucuz emek, entelektüel emek!
    Nisan 21, 2025
    biz çalıkuşu nesliyiz!
    Nisan 21, 2025
    anadolu kitabı koruyamamıştır
    Nisan 21, 2025
    Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
    • Gizlilik Politikası
    • iletişim
    • hakkımda
    © 2026 Ayşe Adli

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.